Euro
9.72
Dolar
8.12
BIST 100
1,378.37
Altın
1,747.68
Analiz

İsrail'de koalisyon pazarlıkları ve muhtemel senaryolar

İsrail’de koalisyon kurulmasını engelleyen siyasi tıkanıklığın sebebi ülkedeki dini ve siyasi kamplaşmadır. İsrail toplumu siyasi tercih konusunda parçalı bir yapı arz ediyor.

Doç. Dr. Eldar Hasanoğlu   | 06.04.2021
İsrail'de koalisyon pazarlıkları ve muhtemel senaryolar

İstanbul

23 Mart’ta İsrail halkı parlamento (Knesset) seçimleri için dördüncü defa sandık başına gitti. İki yıldır hükümet kurulamaması ve seçimlerin tekrarlanması, İsrail devletinin kısa tarihinde bir ilk. 2019’da Nisan ve Eylül seçimlerinden hükümet çıkmaması üzerine gerçekleşen 2020 Mart seçimlerinde de koltuk dağılımı öncekilere benzer şekilde olduğu için benzer bir sonuç beklenmekteydi. Ancak yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının getirdiği zorunlu şartlar koalisyon oluşmasını sağlamış, Mayıs’ta yeni hükümet kurulmuştu. Ne var ki bu zorunlu koalisyonun ömrü uzun olmadı ve hükümet Aralık’ta çöktü; Mart 2021’de ise seçimler yeniden tekrarlandı.

Hakkındaki yolsuzluk iddiaları, parti içi rekabet, ekonomik zorluklar, toplumsal refah dağılımındaki eşitsizlik gibi faktörlerin etkisiyle hem toplumsal hem siyasi arenada Netanyahu’nun parti liderliğinden ve başbakanlık koltuğundan düşürülme talepleri çok güçlü şekilde dile getirilmekte. Hatta bu talep siyasi rakiplerin en büyük önceliği oldu ve partiler arası ittifak görüşmelerinde koşullar listesinin en üst satırında yer aldı.

120 sandalyeye sahip Knesset’te hükümet kurmak için minimum 61 milletvekilinin desteği gerekiyor. Siyasilerin seçimlere bağımsız aday olarak girme imkânı yok; dolayısıyla mutlaka bir parti listesinden seçimlere girmeleri gerekiyor. İsrail’de seçim barajı yüzde 3,25 olduğu için, çok fazla oy almayan partiler de Knesset’te temsil imkânı elde edebiliyor. Bu durum İsrail’in parçalı toplumsal yapısına binaen adil bir çözüm gibi görünse de, ülkede koalisyon kurulması konusunda zorlukları da beraberinde getiriyor; 61 milletvekilini organize etmek için, çoğunluğun sağlanması adına, büyük partileri küçük partilere ciddi tavizler vermeye zorluyor. Bu zorlukla baş etmek için 1992’den itibaren yüzde 1,5 olan baraj 2003’te yüzde 2’ye, 2014’te de yüzde 3,25’e yükseltildi.

23 Mart seçimleri

23 Mart seçimlerinde yarışmak için 39 parti kayıt yaptırdı ancak seçimden günler önce üç parti çekildi; bunlardansa sadece 13 parti barajı geçerek Knesset’e girebildi. Katılım oranının yüzde 67,44 olduğu seçimlerde neredeyse her üç seçmenden biri oy kullanmadı. İsrail’de seçim yasası partilere seçimlere “fazla oyların paylaşımı sözleşmesi” ile girme olanağı tanıyor. Bu imkânı değerlendirmek adına Likud ile Dini Siyonizm Partisi, Yeş Atid (Gelecek Var) ile İsrail Evimiz, Şas ile Birleşik Tevrat Partisi, Mavi Beyaz ile normalde baraj altında kalan Yeni Ekonomi Partisi (topladığı oy yüzde 0,79), Yamina (Sağa Doğru) ile Yeni Umut, İşçi Partisi ile Meretz de kendi aralarında anlaştılar.

Seçim sonucunda Yahudi partilerden Likud 30, Yeş Atid 17, Şas 9, Mavi Beyaz 8, Yamina 7, Birleşik Tevrat Partisi 7, İsrail Evimiz Partisi 7, İşçi Partisi 7, Dini Siyonizm Partisi 6, Likud’dan kısa bir zaman önce ayrılan Gideon Saar’ın kurduğu Yeni Umut 6 ve Meretz 6 koltuk kazanabildi. Önceki birlikteliklerini bozup seçime iki parti olarak giren Arap partiler ise ciddi oy kaybetti: Ortak Arap Listesi Bloku 6 koltuk kazanırken İslami Hareket’in güney kanadı olan Birleşik Arap Listesi (Ra’am) ise 4 koltuk kazanabildi. Dolayısıyla bu seçimlerde 110 Yahudi ve 10 Arap milletvekili Knesset’e girmeye hak kazandı.

Seçim yasasına göre, resmî sonuçların en geç 31 Mart’ta Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’e teslim edilmesinin ardından yeni hükümet koalisyonunu kurma hususunda milletvekillerinin tavsiyelerini alma süreci başlıyor. 5 Nisan’da başlan olan bu sürecin üç gün sürmesi bekleniyor. Bu tarihin aynı zamanda mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu’nun karıştığı iddia edilen rüşvet ve yolsuzluk davasının görüleceği tarih olduğuna da işaret edilmeli. 7 Nisan’da Rivlin’in hükümet kurma görevini verdiği lideri açıklaması bekleniyor. Bu görev, gerekli sayı olan 61 milletvekilinin desteğini alan siyasi parti liderlerinden herhangi birine verilebilir. Yasaya göre, görevi alan lider 28 gün içinde koalisyon kurmalı; buna en fazla 14 gün ilave edilebilir. Şayet sonuç alınamazsa cumhurbaşkanı bu görevi başka bir lidere devreder. Bu durumda da koalisyon kurulmadığı takdirde, cumhurbaşkanı Meclis’ten bu görevi üstlenecek siyasetçiyi belirlemesini talep eder. Şayet Meclis’teki milletvekilleri kendi aralarında anlaşarak koalisyon kuramazlarsa seçimlerin yenilenmesi sonucu ortaya çıkar.

Kazanılan koltuk sayısı bakımından seçimin galibi Binyamin Netanyahu’nun lideri olduğu Likud partisi ve onu Yair Lapid’in lideri olduğu Yeş Atid partisi takip ediyor. Taban açısından Likud sağ cenahın, Yeş Atid ise sol cenahın en fazla rağbet gösterdiği partiler. Yasaya göre koalisyon kurmak için 61 milletvekili gerektiğinden, bu iki parti mutlaka diğer partilerle koalisyon kurmak zorunda. Bundan dolayı seçimin ardından her iki lider öncelikli olarak kendi cenahındaki partilerle koalisyon görüşmelerine başladılar, sayının tamamlanması için karşı cenah ile de irtibata geçtiler. Mevcut atmosferde, elde ettiği koltuk sayısı az olsa da, koalisyon sayısının tamamlanabilmesi için kilit konumda olan küçük partiler görev dağılımında sıkı pazarlık imkânı kazandığının farkındalar ve bu nedenle partiler arasındaki koalisyon görüşmelerinin zorlu geçmesi bekleniyor. Partiler arasındaki koltuk dağılımı önceki seçimlerle çok benzer olduğundan, mevcut tabloda da siyasetin tıkanma ihtimali oldukça yüksek.

23 Mart seçimlerinin koalisyon ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağı, toplumsal kamplaşma ve Netanyahu karşıtı blokun tutumu ile netleşecektir. Mevcut durumda sağ ve merkez sağ partilerin kazandığı koltuk sayısı 65 ve bu sayı aslında sağ cenahın ne kadar büyüdüğünü de gözler önüne seriyor. Seçimden önce Netanyahu karşıtı olduğunu net bir şekilde dile getiren Yamina partisi lideri Naftali Bennett seçimlerden sonra aynı netliği sürdürmedi.

Toplumsal kamplaşma ve siyasetin tıkanması

İsrail’de koalisyon kurulmasını engelleyen siyasi tıkanıklığın sebebi ülkedeki dini ve siyasi kamplaşmadır. İsrail toplumu siyasi tercih konusunda parçalı bir yapı arz ediyor. Bu kamplaşma spesifik olarak önceki üç seçimde arzu edilen sonuçların alınamamasında da en temel faktör oldu. Daha genel olarak ise parçalı toplumsal yapı, seçim vaatlerini gerçekleştirme ve siyasi erki kullanırken gözetmek zorunda oldukları dengeyi ayarlama hususunda siyasetçilere pek hareket olanağı tanımıyor. Mevcut seçimlerde buna bir de Netanyahu karşıtlığı ilave edilmeli. Hakkındaki yolsuzluk iddiaları, parti içi rekabet, ekonomik zorluklar, toplumsal refah dağılımındaki eşitsizlik gibi faktörlerin etkisiyle hem toplumsal hem siyasi arenada Netanyahu’nun parti liderliğinden ve başbakanlık koltuğundan düşürülme talepleri çok güçlü şekilde dile getirilmekte. Hatta bu talep siyasi rakiplerin en büyük önceliği oldu ve partiler arası ittifak görüşmelerinde koşullar listesinin en üst satırında yer aldı. Netanyahu yanlıları ise onu “sol cenahın siyasi elitlerinin hırslarına” kurban etmeyeceklerini vurgulayarak onun pandemi sürecini başarıyla yönetmesi, Arap ülkeleriyle normalleşme ve İsrail’in Müslüman Arap siyasi arenasında tanınması gibi başarılarının altını çiziyorlar.

İsrail toplumundaki dini kamplaşma esasen Yahudilerle Müslümanlar arasında. Fakat bu bağlamda, Yahudileri temsil eden partilerin tabanları arasında, dine bakış açısından kaynaklanan sağ ve sol cenah şeklindeki kamplaşmadan da bahsedilmeli. Hükümet koalisyonunda Müslümanların siyasi temsilcilerine de yer verilmesi, yönetim erkinin onlarla da paylaşılması Yahudi elitler için hassasiyet konusu olduğundan, bu durum dinî ve güvenlikle ilgili argümanlara dayandırılıyor. Bunun yanında, Müslümanların da Yahudilerle birlikteliğe sıcak bakmadığına, özellikle asker kökenli liderlerin Müslümanlara karşı yapılan operasyonlardaki rollerini dikkate alarak onlarla araya mesafe koyduklarına işaret edilmeli. Tarafların birbirlerine karşı sergiledikleri bu çekimser yaklaşım, 2018 sonrası tüm seçimlerde koalisyon kurulmamasının sebeplerinden sayılabilir. Dinî dünya görüşlerine binaen sağ cenah onlardan uzak durmayı tercih etmekte. Hal böyleyken, destek açıklamasında bulundukları sol cenah içinde de var olan onları dışlayan yaklaşımlar, birlikte koalisyon oluşturmanın uzakta olduğunu ortaya koydu.

2019’da Nisan seçimlerinde Arap partiler olan Cephe (Hadaş) ve Arap Değişim Hareketi (Ta’al) birlikte 6, Birleşik Arap Listesi (Ra’am) ve el-Beled ise birlikte 4 koltuk kazanmıştı. Bu partiler Eylül seçimlerinde Birleşik Liste adıyla tek çatı altında seçimlere girdiler ve öncekinden daha yüksek bir başarı sergileyip 13 koltuk kazanarak seçimin üçüncüsü oldular. Birleşik Liste adıyla tek çatı altında girdikleri 2020 Mart seçimlerinde ise başarılarını daha ileri boyuta taşıyıp 15 koltuk kazanarak yine seçimin üçüncüsü olmuşlardı. Son seçimde bu birliktelik bozuldu. El-Beled, Hadaş, Ta’al ve Ma’an partileri seçime Ortak Arap Listesi Bloku çatısı altında girip 6 koltuk kazanırken 28 Ocak 2021’de ayrılan Birleşik Arap Listesi (Ra’am) 4 koltuk kazanabildi.

Yahudiler arasındaki dini kamplaşma toplumu kabaca sağ ve sol cenah olmak üzere iki kampa ayırmış durumda. Koalisyon kurma amacıyla partiler önce kendi cenahındaki diğer partilere başvururlar, daha sonra karşı cenahtan destek ararlar. Siyaset sahnesinde önceleri sol ve merkez sol partiler başat iken zamanla bu partiler bu konumlarını kaybettiler. Özellikle son on yıl İsrail’de sağ ve merkez sağ partilerin iktidar olduğu dönem olarak öne çıkıyor. Bu aynı zamanda Netanyahu’nun başbakanlığı dönemidir. Onun dönemi İsrail devletinin hızlı bir şekilde bir din devletine dönüşmesiyle karakterize edilebilir. Bu dönemde dindar kesimin devlet tarafından kollanması ve himaye edilmesi, halk arasında muhafazakârlığın yükselmesi, dindar kesime türlü avantajlar sağlanması girişimleri gibi toplumu ilgilendiren hususların yanı sıra, yıllardır Netanyahu’nun ajandasında bulunan ve bu yüzden 2013’ten itibaren siyasi krizler doğuran İsrail’i bir Yahudi devleti olarak tanımlama çabaları gibi devletin yapısıyla ilgili 2018’de başarıya ulaşmış girişimler yaşandı. Aynı yıl Netanyahu ailesinin adının karıştığı yolsuzluk iddiaları gündeme geldi. Bu gelişmeler karşı cenahta ciddi tepkiye neden oldu ve onu hedef tahtasına yerleştirmeye yetti. Bu tepki, hükümetin sosyal ve ekonomik politikalarına itiraz ve Netanyahu hakkındaki yolsuzluk iddiaları dolayısıyla sert eleştiriler şeklinde dışa vurularak toplumsallaştı. 2018 sonrası süreçte ülkede kangrene dönüşen koalisyon sorunu, bahis konusu toplumsal kamplaşma ile Netanyahu karşıtı duruştan kaynaklanıyor.

Karşı cenahta yer alan sol, liberal ve milliyetçi partilerin koltuk sayısı ise toplamda 45 ve bu sayı koalisyon kurmak için yeterli değil. Netanyahu karşıtı bu bloğa sağcı Yeni Umut katılsa bile 10 milletvekili eksik kalıyor. Altı milletvekili ile Ortak Arap Listesi Bloku’nun da bu blokta yer aldığı ve 1 Nisan’da Lapid ile bir araya gelerek Netanyahu’nun hükümet kurmaması için birliktelik üzerinde görüş alışverişinde bulundukları ifade ediliyor.

Koalisyon senaryoları

23 Mart seçimlerinin koalisyon ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağı, toplumsal kamplaşma ve Netanyahu karşıtı blokun tutumu ile netleşecektir. Mevcut durumda sağ ve merkez sağ partilerin kazandığı koltuk sayısı 65 (Likud 30, Şas 9, Birleşik Tevrat Partisi 7, Yamina 7, Dini Siyonizm 6, Yeni Umut 6) ve bu sayı aslında sağ cenahın ne kadar büyüdüğünü de gözler önüne seriyor. Seçimden önce Netanyahu karşıtı olduğunu net bir şekilde dile getiren Yamina partisi lideri Naftali Bennett seçimlerden sonra aynı netliği sürdürmedi. Öte yandan Yeni Umut Partisi lideri Gideon Sa’ar Netanyahu karşıtı blokta yer alıyor. 2020’in sonlarında Likud’dan ayrılan Sa’ar bir süredir parti içinde Netanyahu’ya karşı mücadele vermekteydi. Bu tablo Şas, Birleşik Tevrat Partisi ve Dini Siyonizm ile birlikte Netanyahu’nun organize edebileceği sayının hâlihazırda 52 olduğunu, Bennett ikna edildiği takdirde bile bu sayının 59’da kalıp koalisyon kurmak için yeterli olmayacağını ortaya koyuyor. Şayet Sa’ar koalisyona katılmaya ikna edilemezse, eksik kalan iki milletvekili için Netanyahu’nun önünde kalan tek seçenek, karşı cenahın ılımlılarından destek arayışı olacaktır.

Bu hesabı yapan Netanyahu seçimlerin hemen ardından sağ cenahı kendi safında toplama girişimlerine başladı. 31 Mart’ta katıldığı programda Netanyahu sağ cenahtan Sa’ar ve Bennett’e “eve dönün” çağrısında bulundu; bu teklif Sa’ar tarafından hemen reddedildi. Sa’ar Netanyahu liderliğinde bir koalisyona asla katılmayacağını net bir şekilde belirtti. Yamina partisi yetkilileri ise “Kaostan çıkmak için İsrail halkının çıkarı neyi gerektiriyorsa Bennett’in onu yapacağını” ifade ederek açık kapı bıraktı. Nitekim 2 Nisan’da Netanyahu ile bir araya gelen Bennett olumsuz tutum sergilemedi. Netanyahu’nun Bennett’e dönüşümlü başbakanlık teklif ettiği iddiası ise Likud tarafından reddedildi. Bu bağlamda, Likud yetkililerinin koalisyon kurmakta Arap milletvekillerine de kapının açık olduğunu dile getirdiklerine işaret edilmeli. Ra’am Partisi lideri Mansur Abbas’ın bazı şartlar ileri sürerek koalisyona destek meyanında yapıcı açıklamalarına binaen, bazı analistler onun kilit konumda olduğu görüşünü dile getirdiler. Siyaset arenasında ihtimaller sınırsız olsa da, sağ cenahtaki radikal partilerin bunu kabul etmeleri pek olası görünmüyor.

Karşı cenahta yer alan sol, liberal ve milliyetçi partilerin koltuk sayısı ise toplamda 45 (Yeş Atid 17, Mavi Beyaz 8, İsrail Evimiz 7, İşçi Partisi 7, Meretz 6) ve bu sayı koalisyon kurmak için yeterli değil. Netanyahu karşıtı bu bloğa sağcı Yeni Umut katılsa bile 10 milletvekili eksik kalıyor. Altı milletvekili ile Ortak Arap Listesi Bloku’nun da bu blokta yer aldığı ve 1 Nisan’da Lapid ile bir araya gelerek Netanyahu’nun hükümet kurmaması için birliktelik üzerinde görüş alışverişinde bulundukları ifade ediliyor. Ancak bu blokta yer alan İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman’ın buna tepkisinin ne olacağı merak konusu. Seçimden önce Araplara koalisyonda asla yer olmayacağı beyanıyla tavrını ortaya koyan Liberman, seçimden sonra bu yaklaşımını değiştiğine işaret eden bir açıklamada bulunmadı. Öte yandan Ortak Arap Listesi Bloku lideri Eymen Avde, Lapid’e destek için, önce onun 55 milletvekilini organize etmesini şart koşarak durumu garantiye alacağının sinyallerini verdi. Bu durumda öne çıkan senaryo, Mansur’un veya Bennett’in bu koalisyona dahil edilmesi. Mansur’un koalisyona dahil edilmesiyle yeterli sayı tamamlansa da, Liberman’ın tavrı nedeniyle bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği veya kurulacak koalisyonun ömrünün ne kadar olacağı sorgulanmalı. Öte yandan Netanyahu’nun vaatleri karşısında yumuşayan Bennett’in 3 Nisan gecesi Lapid ile görüşmesinden net bir sonuç çıkmadı. Mevcut durumda koalisyon kurmak için Bennett’in girişimde bulunacağı da dile getiriliyor.

Gelinen noktada, bu seçimlerin de önceki seçimler gibi sonuçsuz kalma ihtimali ağır basıyor. Fakat koalisyon kurmak için yeterli sayıya yakınlık açısından Netanyahu’nun avantajlı durumda olması nedeniyle, ihtimalleri tamamen devreden çıkarmak da doğru olmayacaktır. Seçimlerin tekrarlanması durumunda bile, Netanyahu’nun geçici de olsa başbakanlık koltuğuna oturması, yargılanma sürecinde onu korunaklı ve avantajlı kılıyor. Değişen dinamikler açısından üzerinde durulması gereken konular, Netanyahu’nun sürekli vurguladığı “muhafazakâr ve milliyetçi hükümetin” İsrail’i taşıyacağı nokta ve bunun ülkedeki toplumsal kamplaşmaya etkisi gibi ulusal ve bu gerginliğin Ortadoğu’da yükselen radikalizm ortamına nasıl yansıyacağı ve diasporadaki liberal Yahudilerin bu duruma yaklaşımlarının ne olacağı gibi uluslararası sorunlardır.

[İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dinler Tarihi Bölümü öğretim üyesi olan Doç. Dr. Eldar Hasanoğlu Yahudilik, İbranice ve İsrail çalışmaları alanında uzmanlaşmıştır ve Marmara, Toronto ve Hayfa üniversitelerinde eğitim görmüştür]

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.