Euro
6.31
Dolar
5.69
BIST 100
106,785.10
Altın
1,471.11
Analiz

İran-ABD gerilimi: Jeo-ekonomik bakış

Yaptırımların devreye girmesi İran ekonomisini derinden sarstı. Petrol ihracatının durma noktasına gelmesine ek olarak enflasyonda büyüme, işsizlik gibi göstergelerde de ciddi kötüleşme gözlemleniyor.

Prof. Dr. Murat Aslan   | 24.05.2019
İran-ABD gerilimi: Jeo-ekonomik bakış

İstanbul

8 Mayıs 2018’de ABD Başkanı Trump, ABD’nin Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) ya da nükleer anlaşmadan çekildiğini açıkladı. Böylece ABD’nin KOEP’te imza altına alınan yükümlülükleri sonlandırılmış oldu: KOEP ile yürürlükten kaldırılan ekonomik yaptırımlar tekrar yürürlüğe girdi. Yaptırımların yürürlüğe derhal girmesinin doğuracağı sorunlar nedeniyle yaptırımların bir kısmı Ağustos ayında diğer kısmı ise Kasım ayında devreye girecek şekilde bir geçiş takvimi hazırlandı.

ABD’nin İran’a uygulamaya koyduğu yaptırımların üç ayağı bulunuyor: (1) kişiler, (2) mallar ve (3) para. 8 Mayıs 2018 sonrasındaki dönemde yaptırımların gerek kişi bazında ve gerekse yaptırıma konu olan mal ve hizmet bazında ciddi anlamda genişletildiği görülüyor. Bu bağlamda Nisan ayı sonunda Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) bir tüzel kişilik olarak yasaklılar listesine alınması oldukça önemli bir gelişme. Zira DMO doğrudan ya da dolaylı olarak İran ekonomisinin yüzde 50’den fazlasını kontrol ediyor. Ayrıca Irak, Suriye ve Yemen’de doğrudan ya da dolaylı olarak DMO’ya ait çok sayıda ticari işletme var. Yaptırımların kapsamının genişletilmesiyle ilgili olarak atılan adımlar bununla sınırlı değil. İhracat geliri bakımından toplam içinde fosil yakıt ihracatından sonra ikinci sırada yer alan maden, mineral ve işlenmiş metaller de yaptırımlar kapsamına alınmış bulunuyor. Zira bu kapsamda yer alan mamullerin toplam ihracat gelirleri içindeki payı yüzde 10’u buluyor.

Yaptırımların devreye girmesi İran ekonomisini derinden sarstı. Petrol ihracatının durma noktasına gelmesine ek olarak enflasyonda büyüme, işsizlik gibi göstergelerde de ciddi kötüleşme gözlemleniyor.

2018 yılının başında ham petrol ihracatı günlük 2,5 milyon varilin üzerindeyken yaptırımların devreye girmesinin hemen öncesinde ihracat, günlük bir milyon varil düzeyine çekildi. Ancak Kasım 2018’de Trump yönetimi Çin, Hindistan, Güney Kore, Japonya ve Türkiye gibi İran petrolünün önemli alıcılarına 180 günlük geçici muafiyet tanıdı. Muafiyetler Mayıs ayının başında sona erdi. ABD yönetimi uzunca bir süredir İran’ın petrol ihracatının sıfıra indirilmesi gibi bir amacı olduğunu bildirse de muafiyetlerin sona ermesine rağmen İran’ın alternatif yollar kullanmak suretiyle günde 400-600 bin varil civarında petrol ihraç ettiği dile getiriliyor.

Bank Kunlun önümüzdeki dönemde ismini çok duyacağımız kurumlardan bir tanesi. Bu banka Çin Ulusal Petrol Şirketine ait. Dolayısıyla bir kamu bankası. Muafiyetlerin kaldırılmasından sonra Kunlun Bankası’nın sahibi olduğu Pacific Bravo isimli süper tankerin İran’ın Soroş ve Karg terminallerinden iki milyon varil ham petrolü aldıktan sonra gemi takibini sağlayan cihazları kapattığı ve muhtemelen kargosunu Çin’e götürdüğü söyleniyor.

Çin’in ABD ile sürdürdüğü ve giderek sertleşen ticaret savaşında masada pazarlık konusu olabilecek çok sayıda enstrümanı var. ABD’nin Çin’den ithal edilen 200 milyar dolar değerindeki mala ilave gümrük vergisi uygulayacağını açıklaması ve ayrıca Çin’in Huawei firmasının hızlı ilerleyişini durdurmak amacıyla alınan bir dizi tedbir bu bağlamda ABD’nin Çin’le yürüttüğü pazarlıklarda kullandığı enstrümanlardan bazıları. İran’dan petrol alımının sürdürülmesi bu bağlamda Çin’in kendi enerji güvenliği bakımından önemli olmasının yanında ABD ile pazarlık sırasında kullanabileceği bir pazarlık kozu gibi görünüyor. Çin’in İran’dan ne kadar petrol alacağı aslında bir bakıma Çin’le ABD arasındaki ticaret savaşının ne yöne evirileceği ile de ilişkili. Çin’in yaptırımları delmeye yönelik adımlar atması, açıkçası, başta Hindistan olmak üzere diğer ülkeleri de harekete geçirebilir.

İran yaptırımların etrafından dolanmak için alternatif yöntemler geliştiriyor. Komşu ülkelere kara yolu ya da başka yollarla petrol satışı bunlardan bazıları. Diğer bir araç petrol borsası ya da IRENEX. Bu borsa ABD yaptırımlarını atlatabilmek için kuruldu ve borsada daha önceleri minimum satın alım miktarı 35 bin varilken muafiyetlerin kaldırılmasından sonra kara yolu teslimatına da uygun olacak şekilde minimum satın alım miktarı bin varile düşürüldü. Borsada ham petrol satın alanların isimleri gizli tutuluyor.

Tüm bunlara rağmen İran’ın ihracatının ancak 500 bin varil civarında olabileceği tahmin ediliyor. ABD yaptırımlarına rağmen yapılan bu ihracat, İran ekonomisini hayata döndürmeye yetecek düzeyde değil. Dolayısıyla “dolambaçlı yollardan” yapılan petrol ihracatından tahakkuk eden paraların transferinde dahi ciddi sorunlar bulunuyor.

Geçtiğimiz 12 aylık dönemde İran’da riyal yabancı paralar karşısında yüzde 200 civarında değer kaybetti. Değer kaybına paralel olarak enflasyonun yüzde 10 seviyesinden yüzde 40’ların üzerine çıktığı ve ayrıca genç işsizliğinde hızlı bir tırmanışın olduğu gözlemleniyor. Ekonominin geçtiğimiz yıl yüzde 4 daraldığı ve önümüzdeki yıl daralmanın çok daha yüksek olacağı öngörülüyor. Bunun yanında ithalatın giderek zorlaşması nedeniyle ülkede bazı mallar bulunamıyor. Başta imalat sanayi olmak üzere birçok sektör için hayati derecede önemli olan ithal ara malının tedarikinde yaşanan sıkıntılar çok sayıda firmanın üretim sıkıntısı içine düşmesine neden oldu. Bu kadar belirsizlik ve olumsuzluk içinde yatırımlar neredeyse tamamen durma noktasında.

İran ekonomisinde bu denli sıkıntı ister istemez İran’ın dış politika konfigürasyonunu da etkiliyor. İran’ın savunma doktrini sınırının ötesinde başlıyor ve bunun için 40 yıldır vekil -ya da “proxy”- güçlere yatırım yapılıyor. Petrol gelirlerindeki azalma nedeniyle başta Suriye ve Yemen olmak üzere İran’ın “proxy” unsurlarında bazı sorunlar baş gösteriyor. Hizbullah’ın bazı harcama kalemlerinde kısıntılara gittiği ve personelinin bir kısmının ücretlerini azalttığı ya da ücretsiz izin verdiği söyleniyor.

Geçtiğimiz 12 aylık dönemde başta E3 (İngiltere, Almanya ve Fransa) ülkeleri olmak üzere KOEP’te imzası bulunan diğer iki ülke Rusya ve Çin İran’ın KOEP’te kalmasını sağlamaya yönelik somut adımlar atamadılar. AB ülkeleri siyaseten İran’ın sırtını sıvazlarken reel anlamda neredeyse tüm AB firmalarının İran’dan çıkması ve ayrıca yaptırımların finans ayağını baypas edecek INSTEX mekanizmasının bir türlü işlerlik kazanmaması İran tarafını umutsuzluğa itiyor. Nitekim 8 Mayıs 2019’da, yani Trump’ın ABD’nin KOEP’ten çıkacağını beyan etmesinin yıldönümünde İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani KOEP’te imzası olan diğer ülkelere ültimatom benzeri bir çıkışta bulundu ve “… 60 gün içinde İran’ın petrol ihracatı ve para transferi ile ilgili KOEP’ten kaynaklanan beklentileri karşılanmazsa İran’ın nükleer anlaşmadan çekileceğini” söyledi. E3 ülkelerinin yetkili ağızları ültimatomu reddettiler ve tüm zorluklara rağmen İran’ın nükleer anlaşma hükümlerine uymasını tavsiye ettiler. Rusya ve Çin ise ABD’yi suçladı.

ABD ile İran arasında yüksek tansiyon nereye evirilir? İran tarafı “bekle-gör” tarzında bir politika mı takip edecek yoksa bir tür yarma harekâtı mı yapacak?

Ekonomik bağlamda ABD ile sıcak bir çatışma olmasa dahi İran’ın mevcut yaptırım baskısına ne kadar dayanabileceği sorusuna uzmanlar ağırlıklı olarak “bir yılı geçmez” diyorlar. Gidişatın toplumsal bir karmaşaya dönüşmesi ve ülkenin yönetilemez bir hale düşmesi riski var. Bu yüzden İran’ın Suriye, Irak ya da Körfez bölgesinde oyunu boşa çıkaracak bir hamle yapma olasılığı bulunuyor. Burada arzulanan, AB üyelerini ve diğer ülkeleri kendi yanına çekip ABD’ye baskı yapmalarını ya da baskının şiddetini arttırmalarını sağlamak. Ancak geçtiğimiz 12 ayda bu baskı birçok kez yapıldı ve bir sonuç alınamadı. İran bunun yanında Irak, Suriye ve diğer bölgelerdeki vekil unsurlarını kullanarak ABD’nin canını yakmayı amaçlayabilir. Bu etkili bir araç olmakla birlikte bazı zayıf yönleri bulunuyor. İran’ın azalan ekonomik gücü, burada ilk akla gelen. Ayrıca Irak’ta İran’a yakınlığı ile bilinen birçok “proxy” unsurun ABD-İran geriliminde riskleri iyi okudukları ve birkaçı hariç muhtemelen tarafsız kalmayı tercih edebilecekleri gözlemleniyor. İran’ın son ve en radikal adımı Hürmüz Boğazını kapatmak. Böyle bir tercih petrol fiyatlarının 200 doların üzerine çıkmasına neden olabilir ve böyle bir tercih, tüm dünyanın ABD saflarına katılması gibi bir sonuca götürebilir. İran’ın böyle bir adımı tercih etmesi artık kaybedecek hiçbir şeyinin kalmadığı anlamına gelir.

ABD Başkanı Trump silahlı çatışmaya sıcak bakmıyor. Trump yönetiminin şahin kanadında yer alan Bolton ve Pompeo gibi isimler tansiyonun çatışmaya ivmelenmesini sağlayacak çaba içindeler. ABD’nin, aralarında uçak gemisi A. Lincoln’un da bulunduğu deniz hareket grubunu ve -her ne kadar yalanlansa da- 120 bin askeri Körfeze göndermesi durumun ciddiyetini gösteriyor. Uzmanlar bu yığınağın ana amacının “caydırıcılık” olduğunu söylüyorlar ve sıcak çatışmanın pratik olarak ABD’nin çıkarlarına hizmet etmeyeceği düşünülüyor. Dolayısıyla bu denli devasa caydırıcı unsurun bir araya getirilmesi İran’ın masaya oturma ihtimalini arttırmayı amaçlıyor. Yani ana amaç “İran’a ölümü gösterip sıtmaya razı etmek”.

Aslında silahlı çatışmanın planlı-programlı bir şekilde olmayacağına yönelik ciddi emareler var, fakat silahlı çatışmanın plansız-programsız ve bir kaza ile başlama ihtimali de bulunuyor. Açıkçası böyle bir durum hem Türkiye hem de bölge için son derece tehlikeli bir gelişme olur. İki taraf durumu ne kadar gerginleştirirse bu tür bir kazanın olma olasılığının daha da artacağını söyleyebiliriz.

[İRAM Ekonomi Koordinatörlüğü görevini yürüten Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Aslan Orta Doğu ekonomisi, kamu ekonomisi, politik iktisat ve kurumsal iktisat alanlarında çalışmalar yürütmektedir]
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın