Euro
6.36
Dolar
5.77
BIST 100
103,972.40
Altın
1,461.89
Analiz

Asya jeopolitiğinde stratejik ortaklık: Çin ve Pakistan

Tarih boyunca emperyal güçlerin rekabet alanı haline gelen Güney Asya, küresel hegemonik mücadele içerisindeki hususiyetini korumaya devam ediyor.

Hüseyin Korkmaz   | 27.09.2019
Asya jeopolitiğinde stratejik ortaklık: Çin ve Pakistan

Istanbul

Tarih boyunca emperyal güçlerin rekabet alanı haline gelen Güney Asya küresel hegemonik mücadele içindeki hususiyetini korumaya devam ediyor. Bölgenin jeopolitik mimarisi Çin’in yükselişiyle beraber dönüşmeye başlarken Pakistan’ın Çin’e sadık söylemi ve kararlı duruşu, bölgenin diğer önemli aktörü Hindistan’ı ABD’ye yakınlaştırıyor.

Çin’in son otuz yılda ortaya koyduğu ekonomik performans uluslararası sistem içinde yükselen bir güç haline gelmesini sağladı. Bu yükselişte büyük pay sahibi olan “ucuz işgücünde” zamanla yaşanan sorunlar ve özellikle Batı pazarının taleplerinde görülen dalgalanmalar, ihtiyaç duyduğu büyüme rakamlarını yakalamak için Çin’i büyük altyapı projelerine yöneltti.

Çin’in birikimini “Kuşak ve Yol” gibi devasa bir altyapı projesi üzerinden küresel ölçekte değerlendirme girişimi, aynı zamanda bölgesel açıdan ilişkilerini ve nüfuzunu yaymasına da fırsat sağladı. Öte yandan küresel bir hegemonya mücadelesinde dikkat çekmesine neden oldu. Söz konusu girişimin Pakistan’da Gwadar limanı üzerinden okyanusa çıkışı, özellikle Çin’in Malakka boğazına olan bağımlılığını azaltması açısından hayati bir öneme sahip. Fakat Çin’in bölgedeki mütevazı jeopolitik iştahı giderek kabarırken ABD’nin Hindistan üzerinden Çin’e yönelik çevreleme girişimleri de kristalize olmaya başladı.

Bu yazıda Güney Asya’nın jeopolitik ve güvenlik dengeleri bağlamında, Çin-Pakistan ilişkilerinin hem bölgeye hem de uluslararası sisteme olan etkilerini sorgulamaya çalışacağız. Soğuk Savaş sırasında Pakistan ABD açısından önemli bir “cephe” ülkesi konumundaydı. Bu özelliğini uzun süre koruyan Pakistan, 11 Eylül 2001 sonrasında ise ABD’nin “terörle mücadelesinde” önemli bir ortak olarak öne çıktı. Ancak ABD’nin Hindistan’la olan ilişkisinin kademeli bir şekilde yoğunlaşması ve ABD’nin Pakistan’ın “terörle mücadele” konusunda yeterli desteği vermediğini düşünmesi gibi gelişmelerin yaşanması, Pakistan ile ABD’nin birbirlerinden uzaklaşmasına neden oldu.

Pakistan’ın aynı zamanda Çin ile de derin ve kapsamlı bir ilişkiler tarihine sahip olduğunu söylemek mümkün. Çin ile Pakistan arasındaki ortaklığın “demir kardeşlik” olarak tanımlanması iki ülke arasındaki ortaklığın ciddi bir tarihsel arka planı olduğunu teyit ediyor. Bununla birlikte Hindistan’ın bölgede Pekin’e karşı potansiyel bir rakip olarak yükselmesi, Çin’in Pakistan’la yakınlaşmasının temel gerekçesini teşkil etmiş görünüyor.

Stratejik zorunluluktan jeopolitik zorunluluğa

Çin-Pakistan ilişkilerinin en göze çarpan özelliklerinden biri “dayanıklı” olması. Pakistan’ın stratejik ve jeopolitik açından kritik bir konumda olması, özellikle Çin açısından iki ülke arasındaki ilişkiyi giderek daha önemli hale getiriyor. Pakistan açısından önemli olan ise Çin’in yayılmaya ve yatırıma müsait bir ekonomik hareketliliğe sahip olması. Pakistan’ın ABD ile son dönemde yaşadığı sorunlar ve Hindistan’la var olan inatçı ve kalıcı tarihsel rekabeti, Çin’le ortaklığını “stratejik bir zorunluluk” haline getiriyor.

İki ülkenin ortak bir kültürel tarihi bulunmuyor; göze çarpan bir benzerlikleri de yok. Tam tersine, bazı konularda potansiyel olarak karşı karşıya gelme olasılıkları da mevcut. Ancak buna rağmen sağlam bir kararlılık gösteren stratejik bir ortaklık yapısı söz konusu. “Peki, bunun temel gerekçesi ne olabilir” sorusuna, Çin’in Pakistan’la ortaklığının altında “jeopolitik” bir zorunluluğun yatıyor olması, cevabını verebiliriz.

ABD ve Rusya’nın nüfuzlarının Güney Asya’da genişlemesine karşı Pakistan ciddi bir dengeleme aracı olarak öne çıkıyor. Öte yandan Çin’in 2013 yılında açıkladığı ve tarihin en büyük altyapı projesi olarak nitelendirilen Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında ortaya konulan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (ÇPEK) projesi de Çin’in bölgedeki “yumuşak gücünü” tahkim etmesi açısından büyük önem taşıyor.

Çin ile Pakistan ekonomik, diplomatik ve askeri alanda yoğun bir ilişkiler ağına sahip. ABD ve Çin’in 2011 yılı itibariyle Pakistan ordusuna yaptıkları askeri yardım hemen hemen aynıydı. 2016 yılı rakamlarına baktığımızda ise Çin’den gelen askeri malzemenin yüzde 63’ü geçtiğini görüyoruz. Dolayısıyla Pakistan silahlanma konusunda Çin’e bağımlı bir ülke haline gelmiş durumda. Diğer taraftan ABD Pakistan’la son dönemde yaşadığı bazı anlaşmazlıklar nedeniyle ülkeye yaptığı 300 milyon dolarlık askeri yardımı askıya almıştı. ABD Pakistan’ın bölgedeki radikal gruplarla yeterli düzeyde mücadele etmediğini düşünüyor.

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (ÇPEK) Çin’in kara ve deniz yolları üzerinden Avrupa ve Afrika kıtasına bağlanma iddiasını taşıyan devasa projesi “Kuşak ve Yol Girişiminin” en önemli bileşenini oluşturuyor. Kaşgar şehrinden Gwadar limanına uzanan bu ekonomik hat liman, altyapı, sanayi ve enerji üretim tesislerinden oluşan 62 milyar dolarlık bir proje.

ÇPEK kavramı, Çin Başbakanı Li Keqiang tarafından ilk kez Mayıs 2013’teki Pakistan ziyareti sırasında ortaya atıldı. ÇPEK’le ilgili planlar ise 2015 yılında resmileşti. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi Pakistan’ın Kuşak ve Yol Girişimi projesi içerisindeki önemini vurgularken şunları söylemişti: “Kuşak ve Yol tüm ülkeleri kapsayan bir senfoniyse ÇPEK bu senfoninin ilk melodisidir”.

ÇPEK’in Çin açısından önemi Malakka boğazına alternatif nakliye yolları sunmasında yatıyor. Bu aynı zamanda yolun kısalması nedeniyle büyük bir tasarruf da sağlıyor. Malakka boğazı önemli, çünkü küresel ticaretin yüzde 25’i bu boğazdan yapılıyor. Yine Çin’in petrol ithalatının yüzde 85’i de bu boğazdan geçiyor. Bu nedenle, söz konusu suyolunu kısaltacak projenin bir parçası olarak Gwadar limanı son derece kritik bir öneme sahip.

Çin-Pakistan ilişkilerinin somutlaşmış hali olarak nitelendirilebilecek bu projenin en büyük problemi ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya olması. Geçen sene Ağustos ayında Çinli mühendisleri taşıyan bir otobüse düzenlenen intihar saldırısı, Karaçi’de Çin konsolosluğuna yapılan saldırı ve Gwadar’da Pearl Continental oteline yönelen saldırı, bölgede Çin’e ait projelerin güvenliğinin sorgulanmasına neden oldu.

ÇPEK’i güvence altına almak için uzun süredir çaba gösteren Çin ve Pakistan, özel güvenlik şirketleri, donanma ve paramiliter güçlerin bir karışımından oluşan ortak bir güvenlik stratejisi oluşturmaya çalışıyor. 2016 yılında Pakistan Deniz Kuvvetleri Gwadar limanını korumak için savaş gemileri, insansız hava araçları, saldırı helikopterleri ve gözetim ekipmanlarını içeren özel bir gücün hizmete alındığını açıklamıştı. Bu arada Çin ve Pakistan deniz kuvvetleri 2003’ten beri düzenli bir şekilde tatbikat yapıyor. Şu anda ÇPEK projelerini 15 bine yakın güvenlik görevlisinin koruduğu tahmin ediliyor.

Keşmir giderek daha karmaşık bir bölgesel güvenlik krizi haline geliyor

Hindistan ise söz konusu projenin Keşmir bölgesinden geçmesi nedeniyle ciddi bir rahatsızlık içinde. 14 Mayıs 2017 tarihinde Pekin’de gerçekleşen Kuşak ve Yol Girişimi ile ilgili forumu boykot eden Hindistan, Çin’in Hindistan’ın egemenlik ve toprak bütünlüğü konusundaki temel kaygılarını dikkate almadığını savunuyor.

Yeni Delhi’nin 5 Ağustos 2019 tarihinde Keşmir’in özel statüsünü iptal etmesinin ardından Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim iyice artmış durumda. Bu kararın aynı zamanda Çin-Hindistan ilişkilerine de yansımaları söz konusu. Çin sürekli şekilde Keşmir konusunda Pakistan’a verdiği desteği yineliyor. Bununla beraber Çin’in de Hindistan’la benzer sınır sorunları var.

Çin devlet başkanı Şi Cinping’in Ekim ayında Hindistan’a yapacağı ziyaret bu bağlamda büyük önem taşıyor. Çin tarafından yapılan açıklamalarda, Modi ve Cinping’in yapacağı görüşmede “Keşmir” konusunun gündemin ana konusu olmayacağı yinelense de Çin’in bu konuda hassas olduğu biliniyor. Son olarak, Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying “Keşmir’e ilişkin BM kararları olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, bu konunun ilgili BM sözleşmesi ve BM kararlarına göre, Hindistan ve Pakistan arasındaki dostane ve barışçıl müzakerelerle çözülebileceğini umuyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı. Çunying’in bu açıklaması aslında Hindistan’ı yatıştırmaya dönük bir hamle olarak okunabilir. Çin bölgesel açıdan Hindistan’ın yükselen bir güç olduğunun farkında. Keşmir meselesi nedeniyle iki nükleer güç (Hindistan ve Pakistan) arasında yaşanacak bir çatışmanın ortaya çıkaracağı kriz Çin tarafından hoş görülmeyecektir. Bu nedenle Çin’in özellikle Keşmir meselesinde konunun suhuletle halledilmesi taraftarı olduğunu söylemek mümkün.

Güney Asya’da jeopolitik denge bozuluyor

Çin’in bölgede artan nüfuzu Washington’ın Pakistan’daki yetmiş yıllık etkisine karşı bir ağırlık oluşturmaya başlamış durumda. Bu artık ÇPEK gibi somut projelerle iyice yoğunlaşmaya başladı. Bu tarz projeler aynı zamanda, Pakistan gibi ülkelerin Batı’nın hegemonik nüfuz alanından çıkmaları için de önemli bir fırsat yaratıyor. Çin-Pakistan ilişkilerinde stratejik ve jeopolitik zorunlulukların çizdiği model, aynı zamanda küresel etkileri olan yeni bir yapılaşmaya doğru gidiyor. Çin bir taraftan bölgesel açıdan Hindistan ve Rusya’yı dengelerken diğer taraftan ABD’nin çevrelemesine karşı tampon bir alan yaratıyor. Bununla birlikte Çin, ÇPEK’le bölgesel bir alandan küresel deniz yollarına erişimini tahkim ederek kritik bir eşiği aşmaya çabalıyor.

Pakistan ise ABD ile uzun yıllardır sürdürdüğü ortaklığın sonuna gelmiş gibi görünüyor. Bu ortaklıkta beliren çatlak giderek büyürken, Çin ile her alanda gelişen ortaklık ise sıkı bir ittifaka dönüşmüş durumda. Bununla beraber, IMF ile sürekli masaya oturmasını gerektiren kronik ekonomik problemlerle boğuşmak zorunda kalan Pakistan ÇPEK’i bir “kurtuluş reçetesi” olarak görüyor. Her ne kadar Çin’in bu tarz projelerinin bir “borç tuzağı” olduğu iddiaları yoğunlaşsa da Pakistan şimdilik bu seslere kulağını tıkıyor.

Çin’in uzun süredir bölgesel dinamikleri şekillendiren ve jeopolitik gerçekliği aşmaya çabalayan bu kalkınma gündemi dikkatli bir şekilde analiz edilmeli. Güney Asya’da şekillenen bu yeni jeopolitikte Çin’e yapılan en önemli itiraz Hindistan’dan kaynaklanıyor. Fakat Çin ile Hindistan arasındaki ticaretin Çin ile Pakistan arasındaki ticaretin neredeyse altı katı olduğunu da not etmek gerekiyor. Dolayısıyla Hindistan lideri Narendra Modi her ne kadar projeye karşı çıksa da diğer yandan iki ülkenin ekonomik ilişkileri de genişlemeye devam ediyor.

Sonuç olarak, Çin’in Güney Asya’daki nüfuz alanının genişlemesi devam ederken aynı zamanda ABD’nin rakipsiz hegemonya döneminin sona erdiği de bir kez daha teyit ediliyor. Fakat Çin’in “gelişim” vizyonu bölgede var olan statükoyu kendi lehine bozabileceği gibi, Hindistan’ı ABD ile daha da yakınlaştıran bir karşı hegemonya alanına sürükleyebilir. Bu da Güney Asya’daki ayrışmayı ve kutuplaşmayı derinleştirecektir.

[ABD-Çin İlişkileri ve Çin’in dış politikası alanlarına odaklanan Hüseyin Korkmaz Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir]

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın