

Doğaya Kulak Verin.
Ekolojik gündem, sürdürülebilirlik ve çevre mücadeleleri artık cebinizde.
Yeşilhat WhatsApp kanalını takip edin.
Akdeniz Bölgesi yaklaşık 25 bin bitki türüne ev sahipliği yapıyor, bu türlerin yarısından fazlasının endemik tür olması dikkati çekiyor.

Bölgedeki biyoçeşitliliğin yaklaşık 3'te 1'ini de endemik türler oluşturuyor. Tatlı su yumuşakçalarının yaklaşık yüzde 60'ını, amfibilerin ve tatlı su balıklarının yüzde 50'sini, sürüngenlerin yüzde 41'ini, kelebeklerin yüzde 21'ini, yusufçukların yüzde 13'ünü, memelilerin yüzde 12'sini ve kuşların yüzde 2'sini endemik türler oluşturuyor.
Öte yandan, Akdeniz Havzası'nın kara yüzeyinin en az yüzde 82'sinde tarım faaliyetleri yapılıyor. Bu faaliyetler yoğunluklarına bağlı olarak biyoçeşitlilik ve ekosistem üzerinde bazı riskleri de getiriyor.

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından yayımlanan "Akdeniz Bölgesinde Biyoçeşitlilik ve Tarım" başlıklı rapora göre, Kırmızı Liste'de değerlendirilen tüm Akdeniz türlerinin en az yüzde 28'i ve tehdit kodu atanmış olanların yüzde 43'ü tarımsal faaliyetler nedeniyle risk altında bulunuyor.
Ayrıca, tehdit altındaki türlerin yüzde 38'i sürdürülemez tarım uygulamalarından etkileniyor.
Akdeniz'de 4 bin 409 türden oluşan bir alt küme belirlendi. Bu türlerin koruma durumları, dağılım örüntüleri, başlıca tehditleri ve temel habitatları değerlendirildi. Söz konusu türlerin yüzde 26'sının yok olma riskiyle karşı karşıya olduğu tespit edildi.
Karasal türler için başlıca üç habitat olan çalılık alanlar, ormanlar ve çayırlar, kaydedilen tüm ana habitatların yüzde 66'sını oluşturuyor. Bölgenin kara yüzeyinin yüzde 38'i tarım alanları, yüzde 23'ü tarım, orman, mera sistemleri ve yüzde 10'u açık ve çıplak otlatma alanlarıyla kaplı. Türlerin yüzde 18'i tarım alanlarında yaşayabiliyor, yüzde 2'si ise bu alanlara bağımlı bulunuyor.

Tatlı su ve karasal türler
Çalışmada yer alan Akdeniz veri setine dahil edilen türlerin yüzde 26'sı yok olma riski altında bulunuyor. Türlerin yüzde 9'u tehdide yakın, yüzde 14'ü ise veri yetersiz kategorisinde listeleniyor. Değerlendirilen türlerin yüzde 51'i düşük riskli olarak sınıflandırılırken, bu grubun yüzde 53'ünde popülasyon eğilimleri bilinmiyor ya da azalma gösteriyor.
Değerlendirilen tatlı su türlerinin yarısı yok olma tehdidi altındayken, yalnızca yüzde 30'u düşük riskli olarak listeleniyor. Karasal türlerin yüzde 21'i tehdit altında bulunurken, yüzde 56'sı ise düşük riskli kategorisinde yer alıyor.

Başlıca tehditler
Raporda, bildirilen tüm karasal türler için en büyük 10 tehdit sıralandı. Tarım ve su ürünleri yetiştiriciliğinin türlerin yüzde 22'sini, biyolojik kaynak kullanımının yüzde 15'ni, doğal sistem değişikliklerinin 13'ünü, istilacı ve diğer sorunlu türler ve genlerin yüzde 11'ini, kirliliğin yüzde 10'unu tehdit ettiği belirtildi. Sodyumun türlerin yüzde 9'unu, konut ve ticari faaliyetlerin yüzde 8'ini, iklim değişikliği ve şiddetli hava koşullarının yüzde 4'ünü, insan müdahalelerinin yüzde 3'ünü ve ulaşım ve hizmet koridorlarının yüzde 2'sini tehdit ettiği belirtildi.
İncelenen tüm tatlı su türleri için birinci seviye en önemli başlıca tehditler de raporda yer aldı. Bu türlerin yüzde 39'unu kirlilik, yüzde 33'ünü doğal sistem değişikleri, yüzde 22'sini tarım ve su ürünleri yetiştiriciliği, yüzde 9'unu istilacı ve diğer sorunlu türler ve genler, yüzde 8'ini konut ve ticari faaliyetler, yüzde 7'sini iklim değişikliği ve şiddetli hava koşulları, yüzde 3'ünü insan müdahaleleri, yüzde 3'ünü sodyum ve yüzde 2'sini biyolojik kaynak kullanımının tehdit ettiği bildirildi.

Tarım uygulamalarının türler üzerindeki baskısı
Değerlendirilen 4 bin 409 türün 2 bin 869'una Kırmızı Liste değerlendiricileri tarafından belirli bir tehdit kodu verildiği belirtilen raporda, tüm Kırmızı Liste değerlendirmeleri arasında hayvancılık ve çiftlik hayvancılığının yüzde 46 ile en büyük tehdit olarak görüldüğü yer aldı.
"Bu zenginliği korumak, gelecek kuşaklara aktarmak zorundayız"
Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Erdoğan, AA muhabirine, Anadolu'nun, yüzde 30-35'i endemik olan yaklaşık 12 bin bitki türüne ev sahipliği yaptığını söyledi.
Akdeniz Bölgesi'nin de biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en zengin noktalarından olduğuna işaret eden Erdoğan, "Akdeniz Havzası'nda tarımsal faaliyetlerin biyoçeşitlilik üzerindeki baskısı sulak alan kaybı, yanlış arazi kullanımı, yapılaşma ve kirlilikle derinleşiyor." dedi.

Erdoğan, Akdeniz'in Afrika, Avrupa ve Asya arasında yer alan en önemli göç koridorlarından biri olduğuna dikkati çekerek, her yıl milyonlarca göçmen kuşun bu hat üzerinden geçtiğini dile getirdi.
Türkiye üzerinden geçen iki ana kuş göç rotası bulunduğunu söyleyen Erdoğan, "Sulak alanların bu göç yolları üzerinde kritik rolü var. Deltalar ve göller kuşlar için birer doğal enerji istasyonu işlevi görür. Göç sırasında kuşların vücutlarında depoladığı birkaç gram yağ, binlerce kilometrelik yolculuğu tamamlamalarını sağlıyor. Ancak sulak alanların kaybı bu döngüyü kırıyor." ifadesini kullandı.
Erdoğan, tarımsal faaliyetler için sulak alanların kurutulmasının uzun vadede ekosistem ve tarım açısından kayıplara neden olduğunu belirterek, geçmişte kurutulan birçok göl ve bataklık alanın çevresinde mikroiklimin değiştiğini, bunun da ürün kalitesi ve verimini düşürdüğünü söyledi.

"Tarımsal zararlılarla mücadelede biyolojik yöntemler önemli"
Kimyasal kullanımının ekosistemdeki dengeyi bozduğuna işaret eden Erdoğan, "Tarımsal zararlılarla mücadelede biyolojik yöntemler önemli. 4 bireyden oluşan şahin ailesi yılda 5 bin ila 6 bin kemirgen tüketebiliyor. Yırtıcı kuşlar, böcekçil kuşlar ve yarasalar, kimyasal kullanılmadan zararlı popülasyonlarını doğal yollarla kontrol edebiliyor." dedi.
Erdoğan, raporda öne çıkan kirlilik, yapılaşma ve ulaşım baskısının da ciddi etkiler yarattığının altını çizerek, "Özellikle sulak alanlara karışan tarımsal ve evsel atıklar sucul canlıların üreme sistemlerini bozuyor. Bazı kirleticiler canlıların vücudunda birikerek üreme başarısını düşürüyor ve popülasyonların hızla gerilemesine neden oluyor." diye konuştu.
İstilacı türlerin Akdeniz ekosistemleri için ayrı bir tehdit oluşturduğunu ifade eden Erdoğan, iyi niyetle bile olsa insan eliyle doğaya bırakılan yabancı türlerin yerli türlerle rekabet edemediğini ve hassas popülasyonları yok olma noktasına sürüklediğini söyledi.
Akdeniz Havzası'ndaki yüksek biyolojik çeşitliliğin büyük bir sorumluluk anlamına geldiğini vurgulayan Erdoğan, "Türkiye'de yaklaşık 40 yırtıcı kuş türü bulunuyor ve çoğu hala sağlıklı popülasyonlara sahip. Avrupa'da nesli tükenen bazı türler bizde hala doğal olarak yaşıyor. Bu zenginliği korumak, gelecek kuşaklara aktarmak zorundayız." dedi.