Koruma çalışmaları deniz ekosistemlerinin sürdürülebilirliğine çözüm oluyor

04.04.2026
İstanbul

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, Türkiye denizlerinin kirlilik, biyoçeşitlilik kaybı, yasa dışı balıkçılık, iklim değişikliği ve yabancı türler nedeniyle tehdit altında olduğunu belirtti.


Doğaya Kulak Verin.
Ekolojik gündem, sürdürülebilirlik ve çevre mücadeleleri artık cebinizde.
Yeşilhat WhatsApp kanalını takip edin.


Öztürk, AA muhabirine, Türkiye'nin Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz ile çevrili çok özel bir coğrafyada bulunduğunu ancak bu avantajın aynı zamanda büyük bir sorumluluk getirdiğini söyledi.

Kirlilik, biyoçeşitlilikte azalma, yasa dışı ve kural dışı balıkçılık, iklim değişikliği ve yabancı türlerin deniz ekosistemleri üzerinden tehdit unsuru olduğuna işaret eden Öztürk, 2025 itibarıyla Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) Kırmızı Listesi'ne göre Türkiye sularında 39 türün tehdit altında bulunduğunu kaydetti.

Öztürk, deniz çayırlarından mercanlara, köpek balıkları ve vatozlardan deniz kaplumbağalarına kadar birçok türün risk altında olduğuna dikkati çekerek, özellikle Akdeniz foku, Mersin balıkları, pina midyesi ve bazı köpek balığı türlerinin kritik tehlike altında bulunduğunu belirtti.

İklim değişikliğinin denizlerde yeni bir ekolojik dönüşümü tetiklediğini belirten Öztürk, ısınma nedeniyle denizlerin giderek tropikleştiği, bu durumun da yerel türlerin azalmasına ve yeni türlerin ekosisteme girmesine yol açtığı uyarısında bulundu.

Öztürk, denizin tropikleşmesinin yerel türlerin çekildiği anlamına geldiğinin altını çizerek, "Binlerce yıldır o denizde yaşayan ve avlanan türlerin yerini başka türler alır. Bu da balıkçılık, gıda güvenliği ve ekosistem dengesi açısından ciddi sorunlar yaratır." ifadesini kullandı.

Yabancı türler hızla artıyor

Akdeniz'de yabancı türlerin sayısının hızla arttığını ve bu durumun deniz biyoçeşitliliği açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurgulayan Öztürk, şunları kaydetti:

"Akdeniz'de bugün 1000'i aşkın yabancı tür var. Bunların yaklaşık 700'ü yerleşmiş ve artık bu denizde yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda. Yerleşmiş yabancı türlerin 200'den fazlası balık türü. 2002’de bu sayı sadece 90'dı. Yaklaşık 17 bin türe sahip Akdeniz'in tamamında yabancı türlerin yerli türlere oranı şimdilik yüzde 10'un üzerinde ve bunun zamanla artması bekleniyor. Akdeniz'deki türlerin yaklaşık yüzde 28'i endemik. Yabancı türlerin artması bu özgün biyoçeşitlilik için ciddi bir tehdit."

Marmara'nın kritik rolü

Öztürk, Türkiye denizlerinin korunması noktasında Marmara Denizi'nin özel bir yere sahip olduğunu belirterek, Marmara'nın Karadeniz ile Ege arasında biyolojik bir geçiş noktası olduğunu söyledi.

Marmara'nın hem Karadeniz hem de Akdeniz kökenli türleri barındıran benzersiz bir ekosisteme sahip olduğuna işaret eden Öztürk, bu nedenle denizin korunmasının stratejik önem taşıdığını ifade etti.

Öztürk, Karadeniz'in de Türkiye balıkçılığı açısından hayati önemde olduğunu aktararak Türkiye'de yakalanan balığın yaklaşık yüzde 60'ının Karadeniz'den geldiğini kaydetti.

Deniz koruma alanlarının artırılması gerekiyor

Denizlerdeki biyoçeşitliliğin korunması için uluslararası hedefler belirlenmesine rağmen birçok ülkede bu hedeflerin henüz tam anlamıyla gerçekleştirilemediğine dikkati çeken Öztürk, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında belirlenen Aichi hedeflerini hatırlattı.

Öztürk, bu hedeflere göre karasal ve iç su alanlarının en az yüzde 17'sinin, kıyı ve deniz alanlarının ise en az yüzde 10'unun koruma altına alınmasının amaçlandığını belirterek, "Ne yazık ki çoğu ülkede ekonomik öncelikler ekolojik önceliklerin önüne geçti. Başka bir deyişle politik saat ekolojik saatten daha yavaş ilerliyor." değerlendirmesinde bulundu.

Karadeniz'de bazı küçük ülkelerin deniz koruma alanları oluşturduğunu ifade eden Öztürk, Türkiye'de ise bu konuda daha kapsamlı adımlar atılması gerektiğini söyledi.

Öztürk, son yıllarda küresel ölçekte yeni hedefler belirlendiğini anlatarak, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamında 2030 yılına kadar iç suların, kıyıların ve denizlerin en az yüzde 30'unun etkin biçimde korunmasının hedeflendiğini vurguladı.

Deniz koruma alanlarının amacının yalnızca belirli bölgeleri kapatmak olmadığını belirten Öztürk, "Bu alanlar deniz ekosistemlerinin kendini yenilemesi için kritik rol oynuyor. Bu alanlarda insan faaliyetleri sınırlandırıldığında denizel biyoçeşitlilik korunur, nadir türler nefes alır ve yıpranan türler kendini yenileyebilir. Yunuslar ve deniz kaplumbağaları gibi göçmen türler de sınırlar arasında daha rahat hareket edebilir." diye konuştu.

"Denize 1 litre bile arıtılmamış su göndermememiz gerekiyor"

Öztürk, denizlerin korunması için kısa ve uzun vadede atılması gereken adımları şöyle sıraladı:

"Denize 1 litre bile arıtılmamış su göndermememiz gerekiyor. Deniz kirliliğinin azaltılması ve arıtılmamış atıkların denize bırakılmasının önlenmesi gerekiyor. Yasa dışı ve kural dışı balıkçılığı durdurmalıyız. Deniz çayırları ve mercan ekosistemleri gibi ana habitatların korunması kritik öneme sahip çünkü iklim değişikliği ile mücadelede en önemli oyuncularımız. İklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkilerini bilimsel olarak daha derin izlemeliyiz. Deniz koruma alanlarını artırmamız gerekiyor. Sınır aşan türler için uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi gerekiyor."

Denizlerin korunmasının yalnızca devlet kurumlarının değil toplumun tüm kesimlerinin sorumluluğu olduğunu vurgulayan Öztürk, vatandaşların da çevre ihlallerini bildirmesi ve denizlere zarar veren faaliyetlere karşı duyarlı olması gerektiğini söyledi.

Koruma çalışmaları için maddi kaynakların uluslararası fonlarla sağlanabileceğine işaret eden Öztürk, "Denize saygılı olmalıyız, deniz bizim yaşam kaynağımız. Eğer denizleri korumazsak, gelecekte hem gıda güvenliği hem de ekonomik açıdan çok daha büyük sorunlarla karşılaşabiliriz." ifadesini kullandı.

Öztürk, yeni yayımlanan "Can Çekişen Denizlerimiz: Bir Deniz Koruma Manifestosu" adlı kitabında da bu konuları daha ayrıntılı şekilde ele aldığını belirtti.

KATEGORİDE ÖNE ÇIKANLAR