

Doğaya Kulak Verin.
Ekolojik gündem, sürdürülebilirlik ve çevre mücadeleleri artık cebinizde.
Yeşilhat WhatsApp kanalını takip edin.
Bölgede “aşırı yüksek su stresi” altında olan Lübnan’da ortalama yıllık sıcaklık her 10 yılda 0,11 derece artıyor ve 1950'den bu yana aylık ortalama yağış miktarı 11 milimetre azaldı.
Bölgede yine aşırı yüksek su stresi altında olan ülkelerden İran, iklim değişikliğinden ciddi şekilde etkileniyor. Ülkede ortalama sıcaklık 1960’lardan bu yana 2 derece artarken son 20 yılda yağış miktarı yüzde 20 azaldı ve yağış düzenleri değişti.
Ürdün de benzer şekilde aşırı seviyede yüksek su stresi altında olan ülkelerden biri. Ülkede yağışların yüzyılın ortasında yüzde 17, yüzyılın sonunda ise yüzde 21 azalması bekleniyor.

Bir diğer Orta Doğu ülkesi Irak’ta 2020-2021 yağış sezonu, son 40 yılın en kurak ikinci dönemi olarak kaydedildi. Bu durum, Dicle ve Fırat nehirlerindeki su akışını sırasıyla yüzde 29 ve yüzde 73 azalttı. Su kıtlığı nedeniyle yaşanan kuraklık ve toprak tuzlanması, her yıl 25 bin hektar tarım arazisinin kaybına yol açıyor. Şu anda Irak’taki tarım arazilerinin yüzde 70’i iklim değişikliği nedeniyle tamamen bozulma riski altında bulunuyor.
Türkiye’deki sıcaklıkların da 2040 yılına kadar 1- 2 santigrat derece artması beklenirken ülkedeki yağışların bölgesel olarak 200 milimetreye kadar düşebileceği ön görülüyor.
Suriye’de sıcaklığın 1,2 derece artması halinde, kuraklıkların, yaşanma olasılığı 250 yılda 1 olan bir olaydan, 10 yılda 1 görülen bir duruma dönüşeceği tahmin ediliyor. Eğer sıcaklıklar 2 dereceye kadar yükselmeye devam ederse, şiddetli kuraklıkların yaklaşık her 5 yılda 1 meydana gelmesi bekleniyor.

Azalan su kaynakları tarımsal sulamada yer altı sularına yönlendiriyor
İklim değişikliği nedeniyle azalan su kaynakları, bölgede özellikle tarım için yer altı sularının daha fazla kullanılmasına yol açıyor. Bu da yer altı sularının tükenmesine ve dengenin bozulmasına neden oluyor. Kireçtaşı yoğun bölgelerde bu durum, yer altındaki boşlukların çökmesine ve obrukların oluşmasına yol açıyor. Türkiye, İran, Ürdün ve Lut Gölü çevresi, obrukların en sık görüldüğü yerler arasında.
Obruklar Türkiye’de, özellikle Akgöl, Meke Gölü, Hortamış Gölü ve Beyşehir Gölü’nün kuruduğu Konya Havzası’nda görülüyor. Lut Gölü’ndeki çekilmeler de bölgedeki birçok ülkenin benzer sorunlar yaşamasına neden oluyor. İran’da ise obruklar ülkenin çeşitli yerlerinde görülmekle birlikte, özellikle kuzeybatı kesiminde yoğunlaşıyor. Bu bölgede birçok iç su kaynağı kuruma tehlikesi altında. Urmiye Gölü en bilinen örneklerden biri.
Ayrıca, obruklara yakın bölgelerde tuzlu iç su kaynaklarının kuruması, bu bölgelerin obruk oluşumuna karşı daha savunmasız olduğunu gösteriyor.
AA muhabirine bölgedeki su krizini anlatan Konya Teknik Üniversitesi Obruk Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Fetullah Arık, genç kuşak olarak tanımlanan Alp-Himalaya sisteminin hemen kuzeyinde yer alan Afganistan, İran, Türkiye, Suriye, Irak ve Kızıldeniz çevresi ile Kuzey Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyada ciddi bir su sıkıntısı yaşandığını söyledi.

"Orta Doğu'nun ortak kaderi"
Obrukları iklim kriziyle başlayan tablonun bir sonucu olarak nitelendiren Arık, "Obruk oluşumu için su ile karşılaştığında çözülebilen bir toprak yapısı gerekir. Zamanla bu kayaçlar su ile etkileşime girerek küçük boşluklar oluşturur. Bu boşluklar büyüyerek mağaralara dönüşür. Üstteki örtü tabakası ise bir noktadan sonra kendi ağırlığını taşıyamaz hale gelir ve aniden çöker.” dedi.
Bu koşulları sağlayan bölgeler hakkında bilgi veren Arık, dünya genelinde özellikle Kuzey Yarımküre ve Orta kuşakta, Amerika’dan başlayıp Avrupa, İspanya, İtalya, Türkiye, İran ve Afganistan’a uzanan bir kuşakta karstik olarak adlandırılan bu gibi oluşumların yaygın şekilde görüldüğünü belirtti.
Arık, ayrıca Türkiye’nin güney bölgelerinde, Irak, Suriye, İran, Orta Doğu ülkeleri, Filistin ve Kuzey Afrika’nın bazı bölgelerinde de bu tür yapıların gözlemlendiğini bildirdi.
Orta Doğu'daki duruma değinen Arık, "İki yıl önce, Ölü Deniz civarında bir bölgede, bir havuzda, havuzun altındaki obruğun çökmesi neticesinde birkaç kişi suya kapılarak sürüklendi. Olay bir can kaybıyla sonuçlandı. Aslında coğrafya bir noktada kaderdir. Orta Doğu için de bu ortak bir kader anlamına geliyor. Bu nedenle bölge genelinde su kaynaklarının ortak yönetimi için pozitif adımlar atılması gerekiyor." diye konuştu.

Ürdün'deki durum: Yoksul insanlar çiftçilik yapmaya devam etmek zorunda
Ürdün Alman Üniversitesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nizar Abu Jaber ise iklim değişikliği ve bölgede yaşanan nüfus artışının su kaynakları üzerinde baskılar oluşturduğunu vurguladı.
Jaber, "Dolayısıyla, tüm bu insanları destekleyebilmek için kaynaklar üzerinde büyük bir baskı var. Bildiğiniz üzere, Lut Gölü'nün su seviyesi düşüyor ve bu düşüş yılda 80 santimetre ile 1 metre arasında değişiyor. Bunun başlıca nedeni, Şeria Nehri'nin yukarı havzalarındaki suların büyük ölçüde başka yönlere aktarılmış olması." ifadelerini kullandı.
İklim değişikliğinin bölgeyi nasıl etkilediğine dair yeterince çalışma yapılmadığı yorumunda bulunan Jaber, diğer yandan küresel ısınmanın etkilerinin her geçen gün daha fazla hissedildiğini hatırlattı.
Ürdün’deki duruma dair Jaber, şunları söyledi:
"Tarım çok fazla su tüketiyor. Yer altı sularına da aşırı bir bağımlılık söz konusu. Kullandığımız suyun büyük kısmı kuyulardan, yani yer altı su rezervlerinden geliyor. Ancak bu akiferlerle ilgili ciddi bir sorun var. Su seviyeleri düşüyor ve su kalitesi bozuluyor. Yani yer altı su kaynaklarımızı yönetme konusunda çok büyük bir sorunla karşı karşıyayız. Suya ihtiyacımız var ama aynı zamanda bu kaynakları sürdürülemez bir şekilde kullanıyoruz.

Lut Gölü’nün güney kesiminde obruk sorunu yaşıyoruz. Yüzeydeki tortul katmanlarda yoğun miktarda tuz bulunuyor. Bu tuz katmanlarıyla aynı seviyede bulunan Lut Gölü’nün su seviyesi düşmeye başlıyor. Eski durumda, kıyıya yakın yer altı suları tuzluydu, çünkü gölün suyu da tuzluydu. Ancak su seviyesi düştüğünde, tuzlu su çekiliyor ve yerine tatlı su geliyor. Tatlı su geldiğinde, yerin altındaki tuzu eritiyor. Tuz çözündükçe, zemin boşalıyor ve çökmeye başlıyor. Burası tarım alanları ve burada yaşayan insanlar için oldukça tehlikeli bir durum söz konusu. Çünkü bu obruklar çok ani şekilde ortaya çıkabiliyor. İnsanların bu obruklara düştüğüne dair pek çok hikaye var ve bu konuda herhangi bir erken uyarı sistemi yok. “
Yetkililerin güvenlik kaygıları nedeniyle insanları bu alanlara gitmekten alıkoymaya çalıştığını ancak geçimini tarımla sağlayan yoksul insanların burada çiftçilik yapmaya devam etmek zorunda olduğunu anlatan Jaber, "Bence bölge ülkeleri olarak iş birliği yapmamız gerekiyor çünkü kaynakları en iyi şekilde optimize edip kullanmalıyız." değerlendirmesinde bulundu.
“Hiçbirimizin aklına böyle bir şey olacağı gelmedi”
Konyalı çiftçi Hasan Köroğlu, bölgedeki obruk sorunun yaşamlarına getirdiği zorluğu AA muhabiri ile paylaştı.
"İlk obruk hadisesi ile karşılaştığımızda deprem olduğunu sandık." diyen Köroğlu, “İlk bizim arkadaş görmüş, çöktüğü ilk zamanlar tabanında su da akıyordu. Hatta yarısına kadar doluydu. Sonradan o su da çekildi. Çökerken büyük bir gürültü çıkarıyor. Göçen ilk yer benim evime 100 metre. Hiçbirimizin aklına böyle bir şey olacağı gelmedi. Gelse ne yapacağız ki. Mesela bir gün öncesinde koyunlarımız tam orada otlanıyordu. 1 gün önce olsaydı koyunlarımız içine düşerdi” şeklinde konuştu.
Bu olayın ardından yetkililerin bölgede çeşitli inceleme ve ölçümler yaptığını aktaran Köroğlu, şimdi ise bir şekilde obruklarla yaşamayı öğrendiklerini dile getirdi.

"Bölgedeki su kaynakları kurudu"
Bölgede kuruyan göller hakkında gözlemlerini paylaşan Köroğlu, şunları söyledi:
“Burada kuruyan göllerden Çıralı var, Meyil var. Çocukluğumuzdan hatırlıyoruz. Meke Gölü’nde bile daha düne kadar yüzerdik. Eskiden çok yağmur ve kar yağardı. Kar üç ay yerden kalkmazdı. Kara kış derlerdi. Eskiden Mart’a kadar kar kalırdı. Ben şimdi 40 yaşındayım, en son öyle karı 17-18 yaşlarımda gördüm.
Yağışların azalması tarımdaki sulama ihtiyacını da etkiliyor. Bugün yağmur yağsa, pancarı 7-8 kez sulayacağımıza 5 kez sulardık. Yağışlar azalınca yer altı sularına yönelim artıyor ve bu da masrafları daha da artırıyor. Özellikle kuyulardan suların çekilmesiyle daha derine ulaşmak için boruyu uzatıyorsun, hem daha derine gittikçe suyun o derinlikten çıkarılması da bir enerji masrafı oluyor. Eskiden 40-50 metreden su çıkıyordu. Şu anda 200 metre."

"2010’ların başından beri obruk oluşumu hızlandı"
Çiftçi Muhammed Lütfi Gülbahar ise 2000’li yılların başlarında bölgede çok nadir obruk olduğunu 2010’lu yılların başında ise obruk oluşumunun giderek hızlandığını belirtti.
Kendi tarlasında 8, civar bölgede de 200 dolayında obruk olduğunu söyleyen Gülbahar, "Tarladayken içimizden 'Acaba bir obruk olur mu?' diye geçiyor. Ama mecburiyetten tarlada çalışmaya giriyoruz. Gece çalışmamaya dikkat ediyoruz. Maddi olarak, traktörlerimizin giriş çıkışlarını engelliyor, orayı dolanmak zorunda kalıyoruz. Ekim dikip süreçlerinde de araçlar sıkıntı çıkarıyor. Biçerdöverciler girmek istemiyor. Çünkü aracın kendisi 10 ton, 10- 15 ton da pancar alıyor, öyle bir ağırlıkla tarlaya girmek istemiyorlar." şeklinde konuştu.
Bölgedeki yerleşim yerlerinde de obrukların oluştuğundan bahseden Gülbahar, insanların çiftliklerini boşaltmak zorunda dahi kaldığını aktardı.
Gülbahar, sözlerini şöyle tamamladı:
"2000'li yılların başında, bu yıllara göre daha iyi kar yağışı oluyordu. Son yıllarda daha çok kuraklık görülüyor. İklim değişikliğinin etkilerini net şekilde hissediyoruz. Ekim zamanları kaydı, kış mevsimi bahara sarktı ve mevsimler giderek değişti. Çocukken bu civardaki göllere giderdik. Bu halini görünce içimiz acıyor."