

Doğaya Kulak Verin.
Ekolojik gündem, sürdürülebilirlik ve çevre mücadeleleri artık cebinizde.
Yeşilhat WhatsApp kanalını takip edin.
İklim krizi, su kıtlığı ve toprak kaybı tarım sektörünü kırılgan hale getiriyor. Bu tablo karşısında rejeneratif tarım, yalnızca bir üretim yöntemi değil, ekosistem odaklı bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi ve Fen Bilimleri Enstitüsü İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlkay Dellal, AA muhabirine, rejeneratif tarım uygulamalarının sera gazı emisyonlarını azaltma potansiyeliyle iklim krizi kaynaklı sorunların çözümü olabileceğini söyledi.

Tarımın sürdürülebilirliğini ön plana alan uygulamaların tümünün rejeneratif tarım kapsamında ele alındığına dikkati çeken Dellal, rejeneratif tarımın toprak sağlığına faydası olduğu gibi bitoçeşitliliğin korunmasında da önemli katkı sunduğunu kaydetti.
Dellal, rejeneratif tarım uygulanmaya başlandığında ilk başlarda bir miktar verim düşüklüğü yaşanabildiğine işaret ederek, uzun vadede modern teknolojilerle uyumlu şekilde uygulanması halinde verim düşüşü olmadan gıda güvenliğine katkı sağlayabileceğini dile getirdi.

"Fazla sayıda ve derin sürüm yapılması gibi uygulamalar karbon emisyonlarını artırıyor"
Geleneksel tarımda üretimi artırmak için çevreye olumsuz etkiler verecek uygulamalar yapıldığını belirten Dellal, "İlaç kullanımının artması sadece çevreye zarar vermiyor gıda güvenliği açısından da tehdit oluşturuyor ve yine daha fazla gübre ve ilaç kullanmak maliyet olarak çiftçiye ayrı bir yük getiriyor. Bu gibi dezavantajlar özellikle gelişmiş ülkeleri geleneksel sistemden rejeneratif tarıma doğru yönlendiriyor." diye konuştu.
Dellal, kuraklık, sel ve aşırı hava olayları gibi etkilerin doğayla uyumlu üretim anlayışının önemini giderek artırdığını belirterek, şunları kaydetti:
"Bunun yanı sıra tarımda yapılan bir takım uygulamalar örneğin kimyasal gübre kullanımı, ürünün ekiminden önce çok fazla sayıda sürüm yapılması, daha derin sürüm yapılması gibi karbon emisyonlarını artırıyor. Hayvancılıkta, hayvan gübresinin yönetimi, yemleme gibi konular da metan emisyonuna neden oluyor ve bunların tümü iklimle, iklim değişikliğinin önlenmesi ile ilgili yapılan çalışmalar kapsamında bütün ülkelerde daha fazla ele alınıyor. Rejeneratif tarım toprak sağlığı, biyoçeşitlilik, ekosistem gibi konularda avantajlar sağlarken iklim krizinin çözülmesinde de en büyük araçlardan biri olarak kullanılıyor"
Dünyada tarım politikalarının iklim krizine uyum ve düşük karbonlu üretimi destekleyecek şekilde tasarlandığının altını çizen Dellal, Türkiye’de de çiftçilere verilen destekler içinde rejeneratif tarımı teşvik edecek araçların bulunduğunu aktardı.

Türkiye’de bölgelere göre rejeneratif tarım uygulamaları
Dellal, “Türkiye’de Sürdürülebilir Tarım Uygulamalarının Teşvik Edilmesi” adlı AB İklim Diyalogları kapsamında yürütülen proje ile dünyada uygulanan rejeneratif tarım yöntemlerinin Türkiye’de uyarlanabilirliğini ve iklim değişikliğine uyum açısından 9 bölge üzerinden kapsamlı bir envanter çalışması yaptıklarını kaydetti.
Kurak ve yarı kurak koşulların hakim olduğu İç ve Güneydoğu Anadolu’da toprak karbonunu artırmaya yönelik azaltılmış veya toprak işlemesiz tarım, örtü bitkileri, baklagil rotasyonu, malç ve biyokömür kullanımı, mera ıslahı, hayvan gübresine dayalı biyogaz tesisleri, organik ve organomineral gübreler ve dijital tarım uygulamalarının öne çıktığını belirten Dellal, Ege ve Akdeniz’de su stresi nedeniyle sulama verimliliği, kuraklığa dayanıklı çeşitler, örtü bitkileri gibi uygulamaların öncelik kazandığını ifade etti.

Dellal, Marmara Bölgesi'nde ise daha yoğun bir tarımsal üretime bağlı girdi kullanımının daha yüksek olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Rejeneratif uygulamalar olarak yine azaltılmış toprak işlemesi, örtü bitkileri ve toprak düzenleyicileri önerebiliriz. Marmara Bölgesi daha fazla yağış alan bir bölge olduğu için bazı illerde drenajla ilgili sorunlar olabiliyor. Arazi drenajının optimizasyonu bu bölge için önerilebilir. Bunun yanı sıra yine diğer bölgelerde önerilen organik, organomineral gübreler gibi hayvan gübresine dayalı biyogaz tesisleri gibi destekleyici uygulamalar da yapılabilir."
Karadeniz ve Doğu Anadolu’da ise yüksek yağış ve hayvancılık potansiyeli doğrultusunda mera ıslahı, baklagil rotasyonu, tarımsal ormancılık ve toprak düzenleyicilerinin uygulanabileceğinin altını çizen Dellal, su verimliliğini artıran ve ürün çeşitliliğini destekleyen yöntemlerin ise tüm bölgeler için ortak çözüm olarak değerlendirildiğini anlattı.

"Rejeneratif tarım uygulamalarını sürdürmemiz, yapmamız gerekiyor"
Dellal, gıda ihtiyacının karşılanabilmesi için çevre dostu uygulamaların benimsenmesi gerektiğinin altını çizerek, bu kapsamda rejeneratif tarım uygulamalarının sürdürülmesinin önemli olduğunu kaydetti.
Tarım kaynaklı emisyonları azaltabilmek için rejeneratif tarım uygulamaları en önemli araçlardan birisi olduğunu vurgulayan Dellal, "Bu açıdan da gelecek nesillerin iklim değişikliğinden az etkilenmesi, iklim krizinin de az azaltılması ve Türkiye'nin yeşil kalkınma vizyonu ile 2053 yılı net sıfır emisyon hedefine ulaşması için bu uygulamaları daha çok artırmak ve çiftçi düzeyinde de yaygınlaştırmamız gerekiyor." dedi.

"Toprak ekosistemi daha dirençli hale geliyor"
Anadolu Meraları'nın CEO'su Yasemin Kireç de rejeneratif tarımın çiftçiler için kesinlikle sürdürülebilir bir model olduğunu çünkü doğayla uyum içinde çalışan bir yaklaşıma dayandığını söyledi.
Onarıcı tarım sayesinde uzun vadede suya bağımlılığın azaldığına işaret eden Kireç, "Toprak yağışı çok daha iyi tutabiliyor ve daha geç salıyor. Kimyasal gübre ve ilaç ihtiyacı da ciddi biçimde zaten düşüyor. Bu da hem maliyetleri azaltıyor hem de çiftçinin dış girdilere olan bağımlılığını kırıyor." diye konuştu.
Kireç, rejeneratif sistemin oturdukça daha stabil, dirençli ve kaliteli bir üretimi ortaya çıkardığını belirterek, "Aşırı yağışlarda ya da kuraklık dönemlerinde konvansiyonel tarım yapılan tarlalarda daha büyük hasar, mesela erozyon gibi şeyler gözlemlenirken bizim onarıcı tarım yöntemlerini kullandığımız topraklarda iklimle birlikte değişen şartları, şokları toprağın emebildiğini daha iyi gözlemleyebiliyoruz. Yani toprak ekosistemi daha dirençli hale geliyor. Bence içinde bulunduğumuz iklim krizi çağında verimliliği tonajla ölçmekten çok daha kritik bir argüman bu." değerlendirmesinde bulundu.

"Solucanları görmek gerçekten insana doğru yolda olduğunu hissettiriyor"
Doğanın gözlemlenmesi ve birlikte çalışılması gereken bir ortak olarak görmek gerektiğini dile getiren Kireç, şöyle devam etti:
"Çok çorak bir yere gidip birkaç sezon birtakım uygulamalar yapıp sonrasında bitki örtüsünün değiştiğini ve canlılığı görmek, böcekleri görmek, kuşları, kuşların yumurtalarını, solucanları görmek gerçekten insana doğru yolda olduğunu hissettiriyor."
Kireç, rejeneratif tarımın bireysel bir çaba değil, kamusal bir gelecek yatırımı olduğunu belirterek, çiftçinin yalnızca ürettiği ürün için değil, temizlediği su, tuttuğu karbon, koruduğu biyolojik çeşitlilik ve topluma sunduğu ekosistem hizmetleri için de desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Çiftçilerin sürdürülebilir tarım için öncelikle toprak işlemeyi azaltmasını tavsiye eden Kireç, şunları kaydetti:
"İşlemeyi azaltmak, kimyasal girdiyi azaltmak ya da en azından tavsiye edilen miktarlarda tutmak gerekiyor. Çünkü önemli sorunlardan bir tanesi de tavsiye edilen miktarların çok ötesinde kullanım yapılıyor olması. Onun dışında, tarlayı çok uzun süre boş bırakmamayı tavsiye ediyorum. Toprağın üstünü çıplak bırakmamak gerçekten çok önemli."