Enerji üretimini artıran yüzer GES'ler çevresel riskleri beraberinde getirebilir

04.01.2026
İstanbul

Uzmanlar, arazi sıkıntısı yaşanan bölgelerde yüzer güneş enerji santrallerinin (GES) verim avantajı sunduğunu, ancak su yüzeyinde ışığı engelleyen panellerin fotosentezi durdurup oksijen dengesini ve biyokimyasal döngüyü bozabileceğini belirtiyor.


Doğaya Kulak Verin.
Ekolojik gündem, sürdürülebilirlik ve çevre mücadeleleri artık cebinizde.
Yeşilhat WhatsApp kanalını takip edin.


Orta Doğu Teknik Üniversitesi Güneş Enerjisi Uygulama ve Araştırma Merkezi (ODTÜ-GÜNAM) Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Selçuk Yerci, AA muhabirine, yüzer (GES) kurulması için su yüzeylerinin kullanılması ve kiralanmasına ilişkin usul ve esasların belirlendiğini anımsattı.

Yüzer GES'lerin karada kurulan güneş panellerinden teknoloji açısından büyük bir fark taşımadığına işaret eden Yerci, uygulama alanı ve etkileri açısından dikkatli değerlendirilmesi gereken bir sistem olduğunu aktardı.

Yerci, yüzer GES'lerin temel özelliğinin, güneş panellerinin kara yerine su yüzeyinde, dubalar ve çapalama sistemleriyle sabitlenmiş platformlar üzerine kurulması olduğunu belirterek, "Bu sistemler denizlerde, göllerde ve barajlarda uygulanabiliyor. Yeni mevzuat kapsamında kanallar da yüzer GES alanı olarak değerlendiriliyor." dedi.

Yüzer GES'lerin tercih edilme nedenlerinin başında arazi kısıtının geldiğine dikkati çeken Yerci, "Arazi bulmanın zor ve pahalı olduğu ülkelerde, bölgelerde su yüzeyleri önemli bir alternatif oluşturuyor. Ayrıca panellerin suya yakın olması nedeniyle sınırlı da olsa bir soğutma etkisi oluşuyor ve bu da yüzde 5 ile 15 arasında değişen bir verim artışı sağlayabiliyor." diye konuştu.

Yerci, yüzer GES'lerin, su yüzeyini gölgelemesi sayesinde buharlaşmayı azaltarak su kaybını sınırlayıcı bir etki de oluşturduğunu ifade ederek, bunun su stresi yaşayan bölgeler açısından önemli olduğunu kaydetti.

Önemli dezavantajlarının bulunduğunun da altını çizen Yerci, "Çapalama ve sabitleme sistemleri nedeniyle kurulum maliyeti yaklaşık yüzde 20 artıyor, işletme ve bakım maliyetleri de karadaki sistemlere göre çok daha yüksek. Arıza durumunda tekne veya dalgıçla müdahale edilmesi gerekiyor, bu operasyonel maliyetler yaratıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Yerci, söz konusu maliyet farkının bazı özel kullanım alanlarında dengelenebileceğini aktardı.

Yüzer GES'lerin sulama birliklerinin elektrik ihtiyacına yönelik kullanılmasının, sistemi daha anlamlı hale getirdiğini belirterek, "Hidroelektrik santrallerle hibrit kullanımı da önemli. Hidroelektrik santraller yılın belirli dönemlerinde aktifken, bazı dönemlerde atıl kalıyor. Aynı bağlantı altyapısının güneş enerjisiyle kullanılması ek maliyetlerin bir kısmını telafi edebiliyor." diye konuştu.

Yerci, Türkiye'de karasal GES'lerin en büyük sorunlarından birinin tozlanma olduğunu hatırlatarak, su yüzeyinde kurulan sistemlerde ise farklı risklerin ortaya çıktığını söyledi.

Özellikle kuş göç yollarındaki göl ve barajlarda, kuşların panellere konarak dışkı bırakmasının performansı ve kullanım ömrünü olumsuz etkilediğini, bu nedenle yatırım yapılacak alanların bu durumun dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Sulama amaçlı yüzer GES'ler depolama sistemiyle planlanmalı

Yerci, sulama amaçlı yüzer GES projelerinin depolama sistemiyle planlanması gerektiğinin altını çizerek, suyun gündüz depolanarak gece kullanılması gerektiğini kaydetti.

Yüzer GES'lerin buharlaşmayı azalttığını vurgulayan Yerci, şunları kaydetti:

"Uluslararası uygulamalarda su yüzeyinin yüzde 20–30'undan fazlasının kaplanması oksijen azalmasına ve ekosistem sorunlarına yol açıyor. Türkiye'de mevzuatta yer alan yüzde 10 sınırı su alanlarının kapasitesi üzerinden tanımlanması bazı durumlarda riskli olabilir. Özellikle yaz aylarında ciddi su kaybı yaşayan barajlarda, yüzey alanının fiilen çok büyük bir bölümünün panellerle kaplanabilir. Su seviyesinin en düşük olduğu dönemler dikkate alınarak belirlenmiş bir yüzdelik sınır daha sağlıklı olur."

Yerci, güneş enerjisi ile hidroelektriğin birlikte kullanıldığı, pompalı depolama sistemlerinin Türkiye için önemli bir fırsat sunduğunun altını çizerek, "Gündüz güneşten üretilen enerjiyle suyun üst rezervuara pompalanıp, akşam saatlerinde elektrik üretiminde kullanıldığı bu sistemler mutlaka değerlendirilmelidir." dedi.

"Denizel ortamda birincil üretimi durdurabilir"

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Suat Taşkın da göl ve deniz ortamlarında bu sistemlerin ekosistem üzerindeki etkilerinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Karasal bölgelerde alan baskısı nedeniyle su üstü platformların son yıllarda daha fazla gündeme geldiğine işaret eden Taşkın, su üstü platformların enerji üretimi açısından cazip hale geldiğini anlattı.

Taşkın, su yüzeylerinde güneş panellerinin güneş ışığını kesme potansiyeline dikkati çekerek, "Güneş ışığı denizlerde fotosentezin temel bileşenidir. Opak ve ışık geçirmeyen paneller, denizel ortamda birincil üretimi durdurabilir. Birincil üretimin durması ise oksijen seviyelerinin düşmesine ve biyokimyasal döngünün bozulmasına yol açar. Su ekosistemlerinde yaşamın devamı için ışık geçişinin sağlanması zorunludur. Aksi halde biyoçeşitlilik üzerinde ciddi olumsuz etkiler ortaya çıkar." diye konuştu.

Güneş enerjisi üretiminde tamamen kapalı ve opak sistemlere denizlerde izin verilmesinin zor olduğunu belirten Taşkın, bu tür uygulamaların ilgili otoriteler tarafından kabul görmeyebileceğinin aktardı.

Taşkın, yeni nesil çözümler üzerinde çalışmalar yürütüldüğüne işaret ederek, "Özellikle şeffaf ve yarı saydam platformlar bu soruna alternatif oluşturuyor. Bizim de içinde yer aldığımız bazı projelerde, güneş ışığının geçişine izin veren şeffaf platform tasarımları üzerinde çalışıldı. Bu sayede birincil üretim engellenmeden enerji üretimi mümkün hale gelebilir." ifadesini kullandı.

Yüzer GES'lerin denizlerde tek başına güneş paneli olarak değil, entegre enerji sistemleri şeklinde planlanması gerektiğini vurgulayan Taşkın, deniz, göl gibi alanlarda güneş, rüzgar ve dalga enerjisinin kullanıldığı çok amaçlı platformların daha fazla gündeme geleceğini söyledi.

Taşkın, denizlerin tuzlu su nedeniyle korozyon etkisin bulunduğunu hatırlatarak, bu tür platformlarda kullanılan malzemelerin özel olarak tasarlandığını kaydetti. Taşkın, İstanbul gibi karasal alanı sınırlı, enerji ihtiyacı yüksek şehirlerde deniz üstü platformların bir seçenek olabileceğini sözlerine ekledi.

KATEGORİDE ÖNE ÇIKANLAR