İşaret dili nasıl doğdu?

Ömer Faruk Madanoğlu
22.07.2025
İstanbul

İşaret dili, sadece el hareketleriyle değil yüz ifadeleri ve beden diliyle birlikte anlam kazanan tam teşekküllü bir dil olarak kabul ediliyor.

İşaret dilleri, iletişimin yalnızca sesle değil, görsel ifadelerle de kurulabildiğini gösterirken dünya genelinde milyonlarca sağır birey tarafından anadil olarak kullanılıyor.

İşaret dili, ellerin, yüz ifadelerinin ve beden hareketlerinin birlikte kullanıldığı görsel bir iletişim sistemini ifade ediyor.

İşaret dilleri, tıpkı Türkçe ya da İngilizce gibi kendine özgü kelime dağarcığı, gramer yapısı ve deyimsel ifadeleri olan bağımsız diller olarak kabul ediliyor. İsimler ve özel terimler için ise parmak alfabesi adı verilen harf harf işaretleme yöntemi kullanılıyor.


İşaret dilinin ilk ne zaman kullanıldığına dair birçok farklı teori var. Juan Pablo Bonet, 1620'de dilsiz insanlara konuşmayı öğretmek için yayınladığı Harflerin ve Sanatın İndirgenmesi adlı kitap işaret dili ve parmak alfabesi ile oluşturulan ilk modern eser olarak kabul ediliyor.

Fransa’da 1770’li yıllarda işitme engellilerin kullandığı el hareketleri, grameri olan bir dil olarak kabul edildi ve okullarda öğretilmeye başlandı. Daha sonra bu yöntem Fransız işaret dili bilimciler tarafından Amerika’ya taşındı. 1817’de Thomas Gallaudet sadece işitme engellilere eğitim veren ilk işitme engelli okulunu ABD’de açtı.

Dünyada 300’ün üzerinde işaret dili bulunduğu tahmin ediliyor. Her ülkenin kendi işaret dili olduğu gibi, aynı ülke içinde dahi bölgesel farklılıklar oluşabiliyor.

ABD’de Amerikan İşaret Dili (ASL), İngiltere’de British Sign Language (BSL), Fransa’da Fransız İşaret Dili (LSF) kullanılırken, Türkiye’de ise Türk İşaret Dili (TİD) tercih ediliyor.

Anadolu’nun bazı bölgelerinde TİD’den farklı olarak yerel işaret dillerinin de kullanılması, işaret dillerinin doğal biçimde geliştiğini gösteriyor.

İşaret dili hakkında doğru bilinen yanlışlar

Kamuoyunda işaret diliyle ilgili en yaygın yanlışların başında bu dilin “evrensel olduğu” inancı geliyor. Bu düşünce gerçeği yansıtmıyor ve her işaret dili kendi topluluğuna ait.

Uluslararası kongre ve toplantılarda kullanılan “Uluslararası İşaret” sisteminin ise kalıcı bir dil değil, geçici ve sembolik bir iletişim yöntemi.

Ayrıca işaret dilini bilen bir kişinin o ülkenin konuşma dilini de otomatik olarak bildiği yönündeki kanı da gerçeği yansıtmıyor.

İşaret diliyle sözlü dilin birbirinden tamamen bağımsız yapılar ve her iki dilin farklı yollarla öğrenilmesi gerekiyor.

Son olarak, işaret dilinin “basit” veya “yapay” bir sistem olduğu yönündeki görüşler doğru değil. Dilbilimciler, işaret dillerinin de konuşma dilleri gibi zamanla evrildiğini, deyim ve kültürel ifadeler barındırdığını ve öğrenilmesinin ciddi emek gerektirdiğini ifade ediyor.