

Danimarka’ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland’da, Inuit halkına yönelik çocuk politikaları ve sağlık uygulamaları uzun yıllar boyunca sistematik ayrımcılık iddialarına konu oldu. Bu uygulamaların yol açtığı hak ihlalleri nedeniyle günümüzde hala adalet arayışı sürüyor.
Danimarka ile Inuit halkı arasındaki ilişkiler, 18. yüzyılda misyoner Hans Egede’nin Grönland’a gelişiyle başladı. Zamanla bu ilişki, sömürgeci politikalar ve yerel halk üzerinde yürütülen sert uygulamalarla derin yaralar bıraktı. Danimarkalıların Grönland üzerindeki kontrolü kapsamında gerçekleştirdiği bu politikalar, bugün kolektif hafızadaki tazeliğini koruyor.

"Küçük Danimarkalılar" deneyi
Grönlandlı çocuklara yönelik en tartışmalı uygulamalardan biri, 1951 yılında hayata geçirilen ve kamuoyunda “Küçük Danimarkalılar” olarak bilinen deney oldu. Bu kapsamda 6–9 yaşları arasındaki 22 Inuit çocuğu Danimarka’ya götürülerek, Danimarkalı gibi yetiştirilmeleri hedeflendi.
Bu çocuklardan altısı, ailelerinin rızası alınmadan Danimarkalı ailelere evlatlık verildi. Diğer çocuklar ise eğitim süreçlerinin ardından Grönland’a geri gönderildi. Ancak çocukların büyük bir bölümü ana dillerini, aile bağlarını ve kültürel aidiyetlerini kaybetti.
Danimarka hükümeti, 2020–2022 yılları arasında söz konusu uygulamalar nedeniyle resmi olarak özür dileyerek hayatta kalan mağdurlara tazminat ödemeyi kabul etti. Ayrıca 1950–1970 yılları arasında, bazı vakalarda ebeveyn onayı olmaksızın en az 264 Inuit çocuğunun Danimarka’daki ailelere evlatlık verildiği de kayıtlara geçti.

Ebeveynlik testleri
Sömürge dönemi uygulamaları yalnızca geçmişle sınırlı kalmadı. Danimarka’da yapılan araştırmalar, Grönland kökenli ailelerin çocuklarının, Danimarkalı ailelerin çocuklarına kıyasla yaklaşık yedi kat daha fazla oranda ailelerinden alındığını ortaya koydu. Bunun temel nedeni olarak, kültürel farklılıkları dikkate almayan psikometrik “ebeveynlik yetkinliği” testleri gösterildi.
Danimarka İnsan Hakları Kurumu, bu testlerin Grönlandlı aileler için uygun olmadığını ve hatalı değerlendirmelere yol açtığını raporladı. Ocak 2025’te Danimarka hükümeti, söz konusu testlerin Grönland kökenli aileler için kullanılmasına son verileceğini açıkladı. Grönlandlı aktivistler ise bu kararın “geç kalmış” olduğunu belirterek, geçmiş vakaların Inuit uzmanlardan oluşan bağımsız ekipler tarafından yeniden incelenmesini talep etti.
Spiral uygulaması
1960’lı yıllardan 1990’ların başına kadar Danimarka sağlık yetkililerinin Grönland’da yürüttüğü zorunlu spiral uygulamaları, insan hakları ihlallerinin en ağır örnekleri arasında yer aldı. Resmi belgelere göre yaklaşık 4 bin 500 kadın ve kız çocuğuna, rızaları olmadan rahim içi araç takıldı. Bu uygulamalara maruz kalanlar arasında 12 yaşındaki çocuklar da bulunuyordu.
Bu süreçte Grönland’daki doğum oranları ciddi şekilde düşerken, çok sayıda kadında kalıcı sağlık sorunları ve kısırlık vakaları görüldü. Danimarka’nın Grönland sağlık sistemini 1992 yılına kadar doğrudan yönetmiş olması, uygulamaların sorumluluğunun merkezi yönetime atfedilmesine neden oldu.
Zorla doğum kontrolü uygulamaları, Avrupa ve uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından “beden bütünlüğü ve üreme haklarının ağır ihlali” olarak tanımlandı. Danimarka İnsan Hakları Kurumu da spiral kampanyasını “ciddi bir insan hakları ihlali” olarak nitelendirdi.

2023 yılında 143 Grönlandlı kadın, Danimarka’ya karşı toplam 43 milyon Danimarka kronu tutarında tazminat talebiyle dava açtı. Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ise çocukların ve yerli halkların, kendi kültürel kimlikleri içinde büyüme hakkını güvence altına alan hükümlere dikkat çekti.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, zorla spiral uygulamalarını Grönlandlı kadınlara yönelik “sistematik ayrımcılık” olarak tanımladı. Ağustos 2025’te Frederiksen ile Grönland Başbakanı Nielsen, ortak bir tören düzenleyerek mağdurlardan resmi olarak özür diledi. Danimarka hükümeti, 2026 yılından itibaren başvuran mağdurlara kişi başı 300 bin Danimarka kronu tazminat ödeneceğini duyurdu.
Grönland hükümeti de kendi yetki alanında yaşanan benzer vakalar için özür açıklamasında bulundu. Grönland Parlamentosu üyeleri ve insan hakları örgütleri ise geçmişteki tüm uygulamaların kapsamlı biçimde aydınlatılması amacıyla bağımsız ve şeffaf bir tarihsel soruşturma yürütülmesini talep ediyor.
Toplumda hakim olan görüş, Danimarka’nın bu politikalarla yüzleşme yönünde adımlar attığı ancak adaletin tam anlamıyla sağlanabilmesi için daha kapsamlı tazminat mekanizmalarına, şeffaflığa ve kurumsal reformlara ihtiyaç olduğu yönünde.