

Daha fazlası için Instagram’dan takip edin
DEAŞ’la mücadele söylemiyle sahaya çıkan terör örgütü SDG (YPG), 2015’ten bu yana Suriye’nin kuzeydoğusunda yalnızca askeri dengeleri değil, bölgenin demografik yapısını ve tarihsel kimliğini de dönüştüren uygulamalara imza attı. Zorla göçler, yerleşimlerin boşaltılması ve Arapça yer adlarının sistematik biçimde değiştirilmesi, sahada “güvenlik” gerekçeleriyle yürütülen ancak kalıcı siyasi ve ideolojik sonuçlar doğuran bir nüfus mühendisliği sürecine işaret ediyor.
Terör örgütü SDG, Ekim 2015’te ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun askeri ve siyasi desteğiyle kuruldu. Kuruluşunun ardından DEAŞ’la mücadele gerekçesiyle Suriye’nin kuzeydoğusunda hızla geniş bir alanı kontrol altına alan SDG’nin bu süreçte özellikle Arap nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde çeşitli hak ihlallerine imza attı.
SDG, kontrol altına aldığı birçok Arap yerleşiminde “güvenlik”, “DEAŞ’la bağlantı” ve “askeri zorunluluk” gerekçeleriyle zorunlu göç uygulamalarına başvurdu. Bu kapsamda binlerce Arap ailenin evlerinden çıkarıldı, çok sayıda köy boşaltıldı ve geri dönüşlerin uzun süre engellendi. Söz konusu uygulamaların özellikle Rakka kırsalı, Deyrizor’un kuzeyi, Haseke’nin güneyi ile Türkiye sınırına yakın hatlarda yoğunlaştığı biliniyor.
İsimler değiştirildi
Aynı dönemde terör örgütüne bağlı “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi”nin, bölgenin coğrafi ve kültürel kimliğini dönüştürmeye yönelik adımlar attı. Tarihsel olarak Arapça isimlerle bilinen birçok yerleşimin Kürtçe adlarla anılmaya başlandı, bu isimler yerel yönetimler, belediyeler, okul müfredatları, yol tabelaları ve Batı medya organlarında yaygın şekilde kullanıldı.

Bu çerçevede Ayn el-Arab kentinin “Kobanî”, Kamışlı’nın “Qamişlo/Kamışlo”, Tel Abyad’ın “Gire Spi”, Ras el Ayn’ın “Sere Kaniye”, Ayn İsa’nın “Bozane”, El-Kahtaniyye’nin “Tirbespiye” ve El-Muabbada’nın “Girkê Lege” olarak adlandırıldığı biliniyor. Söz konusu isim değişikliklerinin Suriye devleti tarafından resmen tanınmadı.
Bölgedeki Arap aşiretleri ve yerel halk, bu uygulamaları “fiili kimlik silme” ve “etnik dayatma” olarak nitelendirirken, isim değişiklikleriyle birlikte yaşanan demografik dönüşümün sahadaki gerilimi artırdığı ifade ediliyor. Tel Abyad hattında, SDG öncesinde Arap ve Türkmen nüfusun çoğunlukta olduğu, operasyonlar sonrasında ise bu nüfusun büyük bölümün göç etmek zorunda kaldı. Benzer şekilde Rakka ve Deyrizor kırsalından çıkarılan binlerce kişinin farklı bölgelere yönlendirildiği, bazı alanlara ise SDG’ye yakın unsurların ve ailelerin yerleştirildiği biliniyor.
Söz konusu uygulamalar askeri kontrolü kalıcı hale getirmeyi ve SDG’ye bağlı özerk yönetimin siyasi-ideolojik zeminini güçlendirmeyi amaçlayan bir “nüfus mühendisliği” stratejisinin parçası olduğunu iddia ediliyor. SDG ise bu suçlamaları reddederek, uygulamaların tamamının terörle mücadele ve güvenlik gerekçeleriyle hayata geçirildiğini öne sürüyor.
Ancak sahadaki gelişmeler, 2015 sonrası kuzeydoğu Suriye’de yalnızca askeri dengelerin değil, nüfus yapısının, yer adlarının ve bölgenin tarihsel kimliğinin de önemli ölçüde değiştiğine işaret ediyor. Arap nüfusun yoğun yaşadığı alanlarda yaşanan zorla göçler ve Kürtçe isimlerin yaygınlaştırılması bölge halkının terör örgütüne bakış açısını da etkiledi.