

Daha fazlası için Instagram’dan takip edin
Eski Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Michael Lynk, Gazze'deki durumun "koruma sorumluluğu" ilkesinin devreye girmesini gerektirdiğini belirterek, BM Genel Kurulu'nun "Barış için Birleşme" kararıyla bölgeye uluslararası barış gücü gönderilebileceğini ifade etti.
Lynk, AA muhabirine, İsrail'in Gazze'deki 23 ayı bulan saldırılarının savaş suçları, insanlığa karşı suçları ve soykırımı içerdiğini vurgulayarak, 2005'te BM Dünya Zirvesi'nde kabul edilen "koruma sorumluluğu" kavramının, bir devlet kendi nüfusunu savaş suçları, insanlığa karşı suçlar, etnik temizlik veya soykırıma karşı koruyamadığında veya bizzat bu suçları kendisi işlediğinde uluslararası toplumun harekete geçmesini öngördüğünü hatırlattı.
Koruma sorumluluğunun temellerinin 1950'de Kore Savaşı sırasında kabul edilen "Barış için Birleşme" kararına dayandığını söyleyen Lynk, "BM Güvenlik Konseyi, 5 daimi üyeden birinin veya daha fazlasının veto kullanması nedeniyle felce uğradığında Genel Kurul, bu otorite boşluğunu doldurabilir ve uluslararası barışın korunması için gerekli adımları atabilir." dedi.
Lynk, koruma sorumluluğunun henüz resmi yasal yükümlülük olmasa da devletlere siyasi ve ahlaki sorumluluk yüklediğini, son 20 yılda 95'ten fazla BM Güvenlik Konseyi kararında anıldığını dile getirdi.
"Gazze'de soykırım işleniyor"
Gazze'deki duruma yönelik koruma sorumluluğu kriterlerinin uygulanıp uygulanmayacağı sorusuna Lynk, "Otoriteler ve saygın kurumların çoğu, İsrail'in Gazze'de savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlediğini, İsrail'in etnik temizlik yaptığını ve saldırılarıyla Filistin nüfusunun zorla yerinden edilmesine yol açtığını söylüyor." diye konuştu.
Özellikle son 18 ayda uluslararası otoritelerin Gazze'deki durumu "suçların suçu" olan soykırıma eşdeğer bulduğunu vurgulayan Lynk, "İnsan hakları ve İsrail'in 58 yıllık Filistin işgaliyle ilgilenen uluslararası örgütler, koruma sorumluluğunun artık Genel Kurul'da 'Barış için Birleşme' kararıyla devreye girmesi gerektiğini söylüyor." ifadesini kullandı.
Lynk, böyle bir kararın tıbbi malzeme ve yardım tesislerinin Gazze'deki Filistin nüfusuna büyük ölçekte sağlanmasını, İsrail'in uyguladığı ablukanın kaldırılmasını, insani erişimin en üst düzeyde sağlanmasını ve 23 aylık yıkımın ardından Gazze'nin yeniden inşasına izin verilmesini içereceğini kaydetti.
"Tüm bunlar İsrail'in askeri kampanyasını sona erdirme gücüne ve siyasi desteğe sahip uluslararası barış gücü aracılığıyla yapılacak uzun, kalıcı barış ve yeniden inşa sürecini başlatacak." diyen Lynk, bu sürecin BM komutası altında çeşitli ülkelerden gönüllü askerlerden oluşan barış gücü kurulmasını öngördüğünü ifade etti.
İrlanda Cumhurbaşkanı'nın çağrısı
İrlanda Cumhurbaşkanı Michael Higgins'in Gazze için koruma sorumluluğu çağrısına değinen Lynk, "İrlanda Cumhurbaşkanı'nın 'Barış için Birleşme' kararı ve Gazze'ye barış gücü gönderilmesi çağrısının sağladığı ahlaki açıklık, bir dizi ülkedeki diplomatların şu anda ele alıp tartıştığı bir konu." dedi.
Lynk, Filistin devletinin BM'de böyle bir kararın nasıl hazırlanacağını ve benzeri düşüncedeki ülkelerden ne kadar destek alacağını düşündüğünü belirterek, "İki yıla yakın eylemsizlik ve Gazze'deki insanlığa karşı suçları, savaş suçlarını, etnik temizliği, soykırımı izlemenin ardından BM'nin harekete geçme çağrısı, özellikle Küresel Kuzey'in eylemsizliğine karşı zorlayıcı bir yanıt olacak." değerlendirmesinde bulundu.
"Barış için Birleşme" kararının en azından BM'de önerilmesi konusunda umutlu olduğunu anlatan Lynk, "Ne şekilde alacağı ve kaç ülkenin destekleyeceği henüz belli değil ama önümüzdeki sonbaharda New York'ta böyle bir kavram üzerinde tartışma ve uluslararası düzeyde siyasi baskı olacak." diye konuştu.
"Asıl sorun yasal dayanak değil, siyasi irade eksikliği"
Rutgers Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Noura Erakat ise konuya farklı açıdan yaklaşarak, bu önerilerin "Filistinlileri kurtarmak için değil, üçüncü taraf devletlerin uluslararası hukuk yükümlülüklerini yerine getirmek ve devam eden soykırıma suç ortaklığını sona erdirmek için" olduğunu vurguladı.
Erakat, temel engelin ABD'nin süper güç olarak uyguladığı baskı olduğunu söyleyerek, "ABD, yasal mekanizmaların yanı sıra ekonomik, askeri ve ticari boykot gibi yaptırım gücünü kullanarak harekete geçme imkanı, yetkisi ve görevi olan diğer devletlerin siyasi iradesini bastırıyor." ifadesini kullandı.
Güvenlik Konseyi'nde 14'e karşı 1 oy oranının (ABD'nin vetosu) durumu net şekilde gösterdiğine işaret eden Erakat, "Barış için Birleşme" kararının Kore Savaşı sırasında Rusya'nın vetosunu aşmak için ABD'nin öncülüğünde geliştirildiğini hatırlattı.
Koruma sorumluluğu konusunda uyarıda bulunan Erakat, bunun 2000'li yılların başında ortaya çıkan bir norm olduğunu ve Libya'da Muammer Kaddafi'ye karşı NATO müdahalesinde kullanıldığını aktardı.
Erakat, başlangıçta sadece Libya'nın doğusundaki protestocuları korumak amacıyla başlayan müdahalenin daha sonra Kaddafi'yi devirmek için genişletildiğini kaydederek, "Koruma sorumluluğu büyük eleştiri konusu çünkü Libya'da gördüğümüz gibi sadece Batılı güçler tarafından liberal değerler uğruna yapılan bir müdahale görüntüsü veren ama aynı zamanda başka politika arzularını içinde barındıran bir Truva atı gibi kullanıldı." dedi.
Mevcut yasal dayanaklar yeterli
Profesör Erakat, yasal gerekçe eksikliğinin sorun olmadığını dile getirerek, "'Barış için Birleşme' ya da koruma sorumluluğu kararları çıkmasa da İsrail'in devam eden soykırımı nedeniyle istikrarsızlaştırılan, saldırıya uğrayan Orta Doğu devletleri, kolektif meşru müdafaa hakkını kullanabilir." şeklinde konuştu.
BM Şartı'nda kuvvet kullanma yasağının sadece iki istisnası olduğunun altını çizen Erakat, "Bunlar, silahlı saldırı altındaki devletin kendini savunmasına imkan veren 'bireysel meşru müdafaa' veya birden fazla devletin söz konusu saldırıya karşı ortaklaşa yaptıkları 'kolektif meşru müdafaa'dır. Lübnan, Suriye ve Ürdün gibi Filistin'i çevreleyen bölgedeki devletlerin kolektif meşru müdafaa haklarını kullanarak İsrail'e karşı askeri müdahale düzenleme hakkı var." ifadelerini kullandı.