

Avrupa Irkçılıkla Mücadele Ağı (ENAR) Politika ve Savunuculuk Sorumlusu Lina Mechbal, Avrupa Birliği'nin (AB) 2026-2030 dönemini kapsayan Irkçılıkla Mücadele Stratejisi'ni olumlu bir adım olarak değerlendirmekle birlikte söz konusu belgenin AB içinde yerleşik sorunları büyük ölçüde göz ardı ettiğini ve somut çözümler yerine teorik yaklaşımlar sunduğunu belirterek, stratejinin yetersiz kaldığını söyledi.
Mechbal, AA muhabirine, AB'nin "Irkçılıkla Mücadele Stratejisi"ni, Avrupa'daki ırkçılık sorunu ve çözüm önerilerini değerlendirdi.
Avrupa Komisyonunca 20 Ocak'ta kabul edilen Irkçılıkla Mücadele Stratejisi'nin 2026-2030 dönemini kapsadığını, bu yol haritasının özellikle Avrupa'da artan ırkçı eğilim ve eylemlere karşı önemli bir adım olduğunu anlatan Mechbal, ancak var olan yerleşik ve süregelen ırkçılıkla mücadelede siyasi anlamda destek verilmemesi durumunda yetersiz kalacağına dikkati çekti.
Mechbal, AB'nin ırkçılıkla mücadele etmek istese de bugün yaşananların adeta bir siyasi kırılma olduğunu ve ırkçılığın giderek normalleşmeye başladığını vurguladı.
Söz konusu normalleşmelerin bir parçası olarak aşırı sağ siyasetin Avrupalı ülkelerin iç siyasetlerinde etkili olmaya başladığını aktaran Mechbal, faşizan politikaların popülizm ve gündelik siyasetin içerisinde güç kazanmasının burada önemli bir etken olduğunu söyledi.
Avrupa'da korkutan senaryolardan bahsedilmesinin artan ırkçılığın önemli bir yeri olduğunun altını çizen Mechbal, "Bugün tanık olduğumuz şey yalnızca ırkçı saldırılarındaki artış değil, çok daha derin bir siyasal kırılmadır. Irkçılık, Avrupa'da giderek normalleşiyor ve ana akım siyasetin bir parçası haline geliyor." diye konuştu.
"Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük risk, ırkçılığın meşrulaştırılmasıdır"
Mechbal, AB bünyesinde ırkçılıkla mücadele kapsamında bazı adımlar atılmasına rağmen yapısal dönüşümün hayata geçirilmediğini belirterek, bu nedenle alınan önlemlerin Avrupa'da kökleşen ırkçılık karşısında etkisiz kaldığını kaydetti.
Avrupa toplumlarında yabancı olarak huzurlu şekilde yaşayabilmenin güvencesinin olmadığını vurgulayan Mechbal, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük risk, ırkçılığın 'uyum' ya da 'güvenlik' başlığı altında meşrulaştırılmasıdır. Avrupa'da ırkçılığın ne kadar kökleşmiş olduğunu gösteren çok sayıda araştırma mevcut. Avrupa'da hala kapsamlı ve güvenilir eşitlik verileri yok. Birçok üye devlet ırk ya da etnik kökene ilişkin veri toplamayı bilinçli olarak reddediyor. AB düzeyinde ise veriler çoğunlukla doğum ülkesi ya da göç geçmişi gibi dolaylı göstergelere dayanıyor. Bu durum yapısal ırkçılığı görünmez kılıyor ve siyasi olarak görmezden gelmeyi kolaylaştırıyor."
Mechbal, Müslümanların, siyahilerin, Orta Doğuluların veya Afrikalıların Avrupa genelinde konut bulma, eğitim ve istihdamın yanı sıra pek çok alanda ayrımcılığa uğradığına dikkati çekerek, "Irkçılık, yalnızca klasik ayrımcılık alanlarıyla sınırlı değil. Göç ve iltica politikaları, dijital ve yapay zeka temelli gözetim sistemleri ile iklim ve çevre politikaları da ırksallaştırılmış eşitsizlikler üretiyor. Avrupa genelinde insan hakları kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının topladığı veriler bireysel ön yargılardan çok, kurumsal ve yapısal ırkçılığa işaret ediyor." değerlendirmesini yaptı.
"Hükümetler yapısal reformlardan kaçınıyor"
ENAR'ın eşitsizlik ve ırkçılıkla mücadelede Avrupa Konseyi'nde kabul edilen Irkçılıkla Mücadele Stratejisi'ni yetersiz bulduğunu, kağıt üzerinde önemli bir hamle olsa dahi stratejinin ırksallaştırılmış toplulukların hayatını doğrudan etkileyen politikalarla yeterince bağlantı kurmadığını dile getiren Mechbal, kapsayıcılıktan uzak olduğunu ve dijital ile yapay zeka politikalarının ayrımcılığı, gözetimi derinleştirme riski taşıdığını, AB'nin ise bunları görmezden geldiğini söyledi.
Avrupa'da ırkçılığın yasak ve ağır cezalarla cezalandırılan bir suç olduğunu ancak buna rağmen pek çok örneğin her yıl yaşandığına dikkati çeken Mechbal, Avrupalı yetkililerin sorunun ana kaynağına inmekten çok göstermelik adımlar attığını belirtti.
Mechbal, yapısal reformların hayata geçirilmemesi durumunda 2026-2030 stratejisinin yalnızca daha önceki "güçlü söylemler fakat zayıf siyasi eylemlerden" farkının olmayacağını vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Irksal adalet yaklaşımı göçten iklime, dijital yönetişimden ekonomik toparlanmaya kadar tüm AB politikalarına entegre edilmelidir. Hesap verebilirlik mekanizmaları oluşturulmalı, taban ve topluluk temelli örgütlere doğrudan yatırım yapılmalı, ırksal profilleme ve ayrımcı risk değerlendirme sistemleri ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca politika yapımı, ırkçılığın toplumsal cinsiyet, sınıf, engellilik ve dinle kesiştiğini kabul eden bir anlayışa dayanmalıdır. Irkçılıkla mücadele yalnızca temsil ve farkındalıkla sınırlı kalamaz; güç ve kaynakların yeniden dağıtılmasını gerektirir."
AB'nin "eşitlik" ve "adalet" ilkelerini Avrupalı olmayan topluluklar için de hayata geçirmesinin zorunlu olduğunu dile getiren Mechbal, Avrupa'da yaşanan ayrımcılık ve ırkçılığın toplumsal bir sorun yerine bireysel vakalar olarak ele alınmasının, ırkçılıkla mücadeledeki yetersizliği ortaya koyduğunu söyledi.
Lina Mechbal, sözlerini şu görüşlerle tamamladı:
"Birçok AB üye devleti ırkçılıkla mücadele ulusal eylem planları kabul etti. Bu önemli bir adım olsa da uygulama büyük ölçüde tutarsız ve denetimden yoksun. Hükümetler sıklıkla farkındalık kampanyaları ya da çeşitlilik projeleriyle yetiniyor ancak yapısal reformlardan kaçınıyor. AB, gerçekten bir Eşitlik Birliği olmak istiyorsa ırkçılık karşıtlığını söylem düzeyinden çıkarıp yapısal dönüşüme taşımak zorundadır. Bu da ırksallaştırılmış toplulukları dinlemek, sivil alanı korumak, gözetim ve zarar yerine bakıma yatırım yapmak ve adaletsizliğin belirtilerini değil, kök nedenlerini hedef almak anlamına gelir.
Asıl soru Avrupa'nın harekete geçip geçemeyeceği değil, harekete geçmemeyi karşılayıp karşılayamayacağıdır. Çünkü ırkçılık karşıtlığı yalnızca bir politika alanı değil, onurun, adaletin ve kolektif özgürleşmenin merkezde olduğu bir toplum vizyonudur."