

Daha fazlası için Instagram’dan takip edin
ABD kamuoyunda pek bilinmediği için bazı medya kuruluşlarınca “gizli finans örgütü” olarak nitelendirilen ve 1990’lı yıllarda siyaset, ekonomi ve filantropi alanlarında etkili olduğu ileri sürülen “Mega Group”, Jeffrey Epstein dosyasına yönelik ilginin yeniden artmasıyla birlikte tekrar tartışma konusu oldu. Araştırmacı gazeteciler ve bazı medya kuruluşları, bu yapının hayır faaliyetleri görünümü altında, İsrail yanlısı lobi ağlarıyla kesişen kapalı bir elit çevre olarak işlev gördüğünü savunuyor.
Wall Street Journal’ın 1998 tarihli haberine göre Mega Group, 1991 yılında ABD’li milyarder Leslie Wexner ile Kanadalı iş insanı Charles Bronfman tarafından kuruldu. Çaşitli medya kuruluşları bu yapıyı “ülkenin en zengin ve en etkili yaklaşık 20 Yahudi iş insanından oluşan, gevşek yapılı özel bir kulüp” olarak tanımladı. Söz konusu haberlerde, grubun görünürde “filantropi ve Yahudi kimliğinin güçlendirilmesi” hedefiyle hareket ettiği, üyelik katkı paylarının ise yıllık 30 bin doların üzerinde olduğu belirtildi. Aynı kaynaklarda, Mega Group’un faaliyetlerini ve toplantılarını kamuoyuna kapalı biçimde yürüttüğü, karar alma süreçlerinin şeffaf olmadığı özellikle vurgulandı.
Grubun çekirdek kadrosunda Leslie Wexner, Charles ve Edgar Bronfman, Ronald Lauder, Michael Steinhardt, Max Fisher, Harvey Meyerhoff ve Laurence Tisch gibi isimlerin yer aldığı belirtiliyor. Bu isimlerin bir kısmı, ABD’de İsrail yanlısı lobinin en bilinen kurumlarıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Mega Group üyelerinin, World Jewish Congress, B’nai B’rith ve onunla bağlantılı Anti-Defamation League (ADL) gibi yapılarla yakın bağları olduğu, Birthright Israel (Taglit) programının da Charles Bronfman ve Michael Steinhardt tarafından, dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun siyasi desteğiyle hayata geçirildiği biliniyor.
Bazı araştırma dosyalarında Mega Group’un, hayır faaliyetlerinin ötesinde, ABD’de İsrail lehine siyasi ve toplumsal etki üretmeyi hedefleyen gayriresmi bir koordinasyon ağı işlevi gördüğü iddia ediliyor. Michael Steinhardt’ın, İsrail devletine bağlılığın dini kimliğin yerine geçebileceği yönündeki açıklamaları, grubun ideolojik yönelimine dair sıkça atıf yapılan örnekler arasında yer alıyor. Uzmanlara göre bu yapı, klasik bir lobi organizasyonundan ziyade, sermaye, medya, düşünce kuruluşları ve siyaset arasında köprü kuran kapalı bir etki çevresi olarak tanımlanıyor.
Epstein bağlantısı ve istihbarat iddiaları
Mega Group tartışmalarının yeniden alevlenmesinde, Leslie Wexner ile Jeffrey Epstein arasındaki ilişki önemli bir rol oynuyor. ABD basınında yer alan bilgilere göre Epstein, 1980’li yıllarda Wexner’in mali işlerini yönetti, New York’taki geniş bir malikane dahil olmak üzere bazı mülkler üzerinde olağan dışı yetkiler elde etti. Wexner, Epstein’in 2019’da tutuklanmasının ardından yaptığı açıklamada mali olarak istismar edildiğini savundu ve Epstein’in suç faaliyetlerinden haberdar olmadığını ileri sürdü.
Buna karşın bazı araştırmacı gazeteciler, Epstein dosyasını daha geniş bir nüfuz ve şantaj mekanizması çerçevesinde ele alıyor. Bu çerçevede, Epstein ve Ghislaine Maxwell’in uluslararası elit çevrelere erişim sağlayan bir ağın parçası olabileceği, hatta İsrail istihbaratı Mossad’la bağlantılı hareket etmiş olabilecekleri yönünde iddialar gündeme getirildi. Ancak bu iddialar, henüz herhangi bir resmi soruşturma veya yargı kararıyla doğrulanmadı.
Tartışmaları derinleştiren unsurlardan biri de, 1997 yılında Washington Post’ta yayımlanan ve “Mega” kod adına atıf yapan bir ABD istihbarat dinleme kaydı oldu. Söz konusu kayıtta, İsrailli iki istihbarat görevlisinin “Mega”yı bir temas noktası olarak anması, ABD’de uzun süre spekülasyonlara yol açtı. Daha sonraki yıllarda “Mega Group” adlı ayrı bir yapının varlığının ortaya çıkması, iki konu arasında bağlantı olup olmadığı sorusunu gündeme taşıdı. ABD makamları ise bu konuda bağlayıcı bir sonuca ulaşmış resmi bir rapor yayımlamadı.
Bazı akademik ve gazetecilik çalışmalarında Mega Group’un tarihsel arka planı, Bronfman ailesinin daha eski dönemlerine kadar götürülüyor. Ailenin kurucularından Sam Bronfman’ın, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda hem Siyonist hareket içinde aktif rol aldığı belirtiliyor. Bu mirasın, sonraki kuşaklar tarafından daha kurumsal ve kapalı ağlar üzerinden sürdürüldüğü ileri sürülüyor.
Uzmanlara göre Mega Group bugün kamuoyunda görünür bir yapı olarak faaliyet göstermese de, Birthright Israel gibi projeler, düşünce kuruluşları, medya bağlantıları ve filantropik ağlar üzerinden inşa edilen altyapı etkisini sürdürüyor. Tartışmaların odağında ise, bu tür kapalı elit ağların demokratik denetime tabi olmadan dış politika, kamuoyu ve siyasal karar alma süreçleri üzerinde ne ölçüde etkili olduğu sorusu yer alıyor.