İsrail, çatışmaları gerekçe göstererek Kudüs’ün dini statükosunu değiştirmeyi mi hedefliyor?

Halil İbrahim Medet
01.04.2026
İstanbul

Lübnan ve İran'a saldırılarının ardından sözde güvenlik gerekçesiyle İsrail’in Kudüs’te aldığı güvenlik önlemleri, Müslümanlar ve Hristiyanların kutsal mekanlarına erişimini ciddi şekilde engelledi.

Daha fazlası için Instagram’dan takip edin

Başta Mescid-i Aksa olmak üzere pek çok ibadethaneye girişler engellenirken, söz konusu uygulamalar uluslararası kamuoyunda büyük tepki topladı.

Ramazan ayına denk gelen süreçte başlayan ve halen devam Mescid-i Aksa’nın ibadete kapalı tutulması, tarihte benzeri görülmemiş bir durum olarak değerlendiriliyor.

Uzun süredir Müslümanların Harem-i Şerif’e girişine izin verilmiyor. Aşırı sağcı hükümet tarafından yönetilen İsrail’in bu kararı  Mescid-i Aksa’nın yıkılarak yerine Yahudi tapınağı inşa edilmesine yönelik endişeleri artırıyor.

İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'nın El Halil kentinde yer alan Harem-i İbrahim Camisi'ne yönelik kısıtlamaları nedeniyle Ramazan Bayramı namazını sadece 80 kişi kılabilmişti.

İsrail, Harem-i İbrahim Camisi'nde cuma namazlarında Filistinlilere yönelik kısıtlamalar getirmeye devam ediyor.

İsrail'in 8 Ekim 2023'te Gazze'ye yönelik saldırılarında sivil halkın yanı sıra tarihi eserleri ve özellikle de camileri hedef almasına ilişkin "Filistin topraklarını kimliksizleştirme savaşı" olduğu yorumları yapılmıştı.

Öte yandan, kısıtlamalar yalnızca Müslümanlarla sınırlı kalmadı. Hristiyanlar da İsrail yönetimi ve bazı yerleşimcilerin uyguladığı ayrımcılığın yanı sıra, savaş gerekçesiyle ibadetlerini yerine getirmekte ciddi engellerle karşı karşıya kaldı. Bu kapsamda İsrail polisi, Kudüs Latin Patriği ile Kutsal Topraklar Muhafızı'nın, işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Kıyamet Kilisesi’nde düzenlenecek Palmiye Pazarı ayinine katılımını engelledi.

Söz konusu engelleme, Hristiyan çevreler tarafından “yüzyıllardır süren dini geleneğin bozulması” şeklinde nitelendirildi.

Doğu Kudüs'teki kutsal mekanların statükosu Osmanlı dönemine dayanıyor

Doğu Kudüs’teki kutsal mekanların statükosu, Osmanlı dönemine, özellikle Sultan Abdülmecid’in 1852 fermanına dayanıyor. Bu düzenleme, İngiliz Mandası ve Ürdün dönemlerinde de korunmuş, Kudüs İslami Vakıflar İdaresi tarafından günümüzde de geçerli kabul edildi. Statüko, Mescid-i Aksa’nın yalnızca Müslümanlara ait olduğunu ve onların yönetiminde kalması gerektiğini öngörüyor.

Filistinliler ise İsrail’in bu statükoyu değiştirmeye, Mescid-i Aksa’yı zamansal ve mekânsal olarak bölmeye çalıştığını savunuyor. Fanatik Yahudilerin 2003 yılından bu yana İsrail polisi eşliğinde Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarında artış olduğu ve bunun Müslümanların egemenliğinin ihlali olarak görüldüğü belirtiliyor.

Mescid-i Aksa'nın çevresinde yapılan sözde arkeolojik kazıların de tarihi dokuya zarar veren nitelik taşıdığı ve mescidin tarihinin yeniden yazılarak yıkılmasını gerekçelendirmek için yapıldığından şüpheleniliyor.