

İstanbul'da yaşayan Çerkezler, ailelerinin ramazanda kalabalık iftar sofraları kurduklarını, geleneksel hamur ve et yemekleri yaptıklarını ve aile büyüklerinin sürgün hatıralarını bu sofralarda yeni nesillere aktardıklarını söyledi.
İstanbul'da Çerkez yemekleri yapan Kalpakchi'nin işletmecisi İbrahim Başdoğan, Kafkas Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Arıhan ve Marmara Üniversitesi Kafkasya Çalışmaları Topluluğu Başkanı Emre Çalışkan, AA muhabirine, Çerkezlerin ramazanda yaptıkları özel yemekleri ve gelecekleri hakkında konuştu.
Atalarının 1864'te yaşanan Çerkez sürgünü sonrası Anadolu’ya geldiğini dile getiren Başdoğan, Türkiye’de birçok kentte Çerkezlerin ikamet ettiğine dikkati çekti.
Başdoğan, İstanbul'da Çerkez kültürünü yaşatmak için kafe açtığını ve Çerkez asıllı vatandaşların uğrak mekanı haline geldiğini anlatarak, Çerkez kültürünü İstanbul'da yaşatmaya çalıştıklarını belirtti.
Çerkezlerin ramazanda kalabalık iftar sofraları kurduklarını ve büyük davetler verdiklerini ifade eden Başdoğan, "Ramazanda eş, dost ve akrabalara büyük davetler verilirdi. Yemeklere davet edilirdi. Halen de o şekilde devam ediyor. Sevenimiz, akrabamız, eşimiz, dostumuz çok olduğundan dolayı büyük sofralar kurulur. Ben sadece aileyle oturulan bir sofrada büyümedim. Üç aileden aşağı bir iftar sofrasında bulunmadım." dedi.

Başdoğan, Çerkezlerin iftar davetlerinde geleneksel yemeklerin yapıldığını aktararak, kültürel yemeklerinin hamura dayalı olması nedeniyle genelde zahmetli yemekler olduğunu bildirdi.
Bazı yemeklerin iftara yetişmesi için sabahın erken saatlerinde hazırlanmaya başlandığını ve annelerinin bu yemekleri özenle yaptığını vurgulayan Başdoğan, Çerkezlerin kendine has mantılarından ve özellikle "şıpsi baste" denilen yemeğin çok yapıldığını kaydetti.
Başdoğan, Çerkezlerin "psihalive" dedikleri mantıyı özel günlerde çok tükettiklerini anlatarak, "Genelde patatesli olarak yapılan bu mantının bezeleri açıldığında bir şey bulamazlarsa çaydanlık kapaklarını kullanırlardı. Geçmişte o bezeler büyük olurdu. Şimdi restoran işletmesi yaptığımızdan dolayı biraz daha göze hitap edecek şekilde modernleştirdik." diye konuştu.
"Ramazan akşamları ailecek eğlence yapılırdı"
Kafkas Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Arıhan da Çerkez kültüründe misafir ağırlamanın çok önemli bir yeri olduğunu, ramazanda da bu geleneğin sürdürüldüğünü belirterek, şehirleşmeyle kültürün zayıfladığını ancak tamamen ortadan kalkmadığını vurguladı.
Çerkez yemeklerinin hamur ve ete dayalı bir yapısı olduğunu anlatan Arıhan, "Mezelerimiz ve çorbalarımız da var. Coğrafyanın getirdiği etki ve bunun sofralara yansıması Ramazan-ı Şerif'te de görülüyor diyebiliriz. Yemeklerimiz ağır olduğu için ailelerimiz iftarlarda Osmanlı mutfağından da yemekler yapıyor. Özel günlerde ise özellikle hamur yemekleri tercih ediliyor." diye konuştu.

Arıhan, ramazan gecelerinde büyüklerin Kafkasya'daki köylerini ve Anadolu'ya sürgün edilirken yaşadıkları zorlukları anlattıklarını ifade ederek, aynı zamanda kendi dönemlerinde oynadıkları oyunları gençlere gösterdiklerini ve böylece ailecek eğlenceli vakit geçirildiğini belirtti.
Ramazanda sürgün hikayeleri anlatılır
Marmara Üniversitesi Kafkasya Çalışmaları Topluluğu Başkanı Emre Çalışkan da evde genellikle "haluj" denilen yemeğin yapıldığını dile getirerek, özellikle kardeşiyle birlikte bu yemeği istediklerini ve çok sevdiklerini ifade etti.
Türk-Osmanlı mutfağının da iftar sofralarında yerini aldığını aktaran Çalışkan, "Hatta bazen annem, araştırdığı ve ismini bilmediğimiz çeşitli yemekler de dahil olmak üzere farklı yemekler yapardı. Annemle babaannem çok güzel sofralar kurarlar." dedi.
Çalışkan, özellikle dedesinin kendilerine sürgün döneminde atalarının yaşadıklarını anlattığını vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:
"Çerkez kültürüyle alakalı hikayeler, anılar anlatır. Dedem çok konuşmayı sever. Topluluğu her bulduğunda, aile bireylerini her gördüğünde eski aile hatıratlarını bizlere aktarır. Bu daha çok ramazanla ya da yemeklerle alakalı değildir ama kendisi Kafkasya'dan göç hikayelerini, babaannesinin yaşadığı zorlukları, nereden geldiklerini, nasıl bir coğrafyada yetişip büyüdüklerini bize anlatmayı çok sever. O topluluk ortamında bu konuşmalar daha sık yapılır."