Çocukların kolektif güvenlik stratejisi: "Arkadaştan teyit"

Çağdaş Çetindemir / 03.07.2026
İstanbul

Çocukların gözünden dijital alan deneyimleri, bilimsel bir çalışmaya konu oldu. Çocukların, dijital alanı öğrenme, üretim, dil geliştirme ve sosyalleşme bağlamında önemli bir fırsat alanı olarak değerlendirdikleri tespit edildi. Siber zorbalık, veri ihlalleri ve uygunsuz içerikler, çocukların karşılaştıkları riskler olarak sıralandı. Çalışmaya göre çocuklar, sosyal medyada güvenliği bazen bireysel olarak değil,  'arkadaş ağları üzerinden teyitleşerek' sağlıyor.


Bilginin Doğrusu Cebinizde:

Yanıltıcı içerikler her yerde! Sosyal medyada önünüze düşen dezenformatif haberlerin doğruları her gün telefonunuza gelsin isterseniz, bağlantıya tıklayın: Teyit Hattı’nın WhatsApp kanalına katılın.

"Çocukların Gözünden Dijital Alan Deneyimleri" başlıklı çalışma, İstanbul Bilgi Üniversitesinden Prof. Dr. Emre Erdoğan ve Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci tarafından gerçekleştirildi. Çalışmada, Covid-19 pandemisi sonrasında Türkiye'deki çocukların dijital alan deneyimleri ve bunun onlar üzerindeki etkileri bütüncül bir yaklaşımla incelendi. Çalışma kapsamında İstanbul ve Şanlıurfa'da, farklı sosyoekonomik statü, yaş ve cinsiyet gruplarından 53 çocukla derinlemesine bireysel görüşmeler ve 68 çocukla odak grup görüşmeleri yapıldı. Çocuklar dijital alan deneyimlerini kendi sesleriyle aktardı. Çalışmanın metodolojik çerçevesini "Çocuğun iyi olma hali" yaklaşımı oluşturdu. Bu yaklaşım çerçevesinde çocuk araştırmanın nesnesi değil öznesi olarak kabul edildi ve iyi olma halinin çocukların kendi anlatımları üzerinden kavranması esas alındı.


ÇEŞİTLİLİK: Çocukların dijital alan deneyimlerinde çeşitlilik öne çıkıyor. Kimi çocuğun dijital araçlara erişimi kısıtlı, kiminin olanakları daha geniş, kimi çocuk ebeveynin hesabını kullanırken, kimisi de birden fazla hesabı yönetiyor. Bu farklı erişim ve kullanım biçimleri çocukların dijital alanda yaşadığı hem olumlu hem de olumsuz deneyimlerin belirleyici faktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. Çocuklar, kendi yaşamlarındaki imkanların kısıtlılığını ve alternatiflerin yokluğunu dijital alana yönelme nedenleri arasında sayıyor.

HABER SOSYAL MEDYADAN: Eleştirel düşünme ve farkındalık bağlamında çocuklar, siyasi ve ekonomik gelişmeleri büyük ölçüde sosyal medyadan takip ediyor. Algoritmaların kendiliğinden karşılarına çıkardığı içerikler aracılığıyla gündemden haberdar oluyorlar ve dolaşımdaki haberlerin güvenilirliğini sorguluyorlar. Bu eleştirel okuma pratiği, dijital aktivizmle de bütünleşiyor; Filistin dayanışması kapsamında boykot listelerinin takip edilmesi örneğinde olduğu gibi, dijital alanı toplumsal katılımın bir mecrası olarak da kullanıyorlar.


Çalışmanın "Güvenlik Riskleri ve Psikolojik Baskı" bölümünde, yaşa uygun olmayan içeriklere maruz kalma, güvenlik riskleri ve psikolojik baskı gibi başlıklar sıralandı:

'PANEL ATMA': Kişisel veri ihlalleri ve dolandırıcılık alanında "panel atma" adı altında anılan yöntem, çocuklar arasında yaygın biçimde bilinen ve derin korku yaratan bir tehdit olarak öne çıkıyor. Oyun platformlarına entegre kayıt formları üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık ise ailelere ciddi maddi zararlar verebiliyor. Bu deneyimler çocuklarda suçluluk ve korku yaratıyor, dijital alana olan güveni derinden sarsıyor.

UYGUNSUZ İÇERİK: Yaşa uygun olmayan içeriklere maruz kalma konusunda platform denetim eksiklikleri ve algoritma filtrelerinin yetersizliği ön plana çıkıyor. X (Twitter) bu bağlamda çocuklar tarafından en sık şikayet edilen platform.

+18 SORUNU: Çocukların 'güvenli oyun' algısı oluşturulan Roblox gibi platformlarda +18 içeriklerin yaygın olduğuna dikkat çekmesi, yaş kısıtlamalarının pratikte işlevini yerine getirmediğini gösteriyor. Mesajlaşma uygulamaları ve sosyal medya platformları, akran zorbalığının görsel materyaller üzerinden uygulandığı mekanlara dönüştü.

GİZLİ ÇEKİM: Gizli çekilen fotoğrafların grup üzerinden dolaşıma sokulması, çocuklarda sürekli bir 'tetikte olma hali' ve 'hedef alınma korkusu' yaratıyor. Hesap çalınması ise genellikle daha ağır süreçlerin (zorbalık ve tehdit) başlangıcı oluyor.

DOLANDIRICILIK TUZAKLARI: Oltalama ve hesap ele geçirme tehdidiyle çocuklar özellikle oyun platformlarında ve sosyal medyada sahte bağlantılarla tuzağa düşürülüyor. Ele geçirilen hesaplar, çocuğun çevresini dolandırmak için araçsallaştırılıyor. Sahte yardım kuruluşu maskesiyle akrabalardan para toplanması bunun en çarpıcı örneği. Sosyal medyada sergilenen 'idealize edilmiş' bedenler ve 'mükemmel hayatlar' ise özgüveni derinden zedeliyor.

FIRSAT VE RİSK: Çocuklar, platformları (Discord, Instagram, YouTube gibi) hem güçlendirici hem tehdit edici buluyor. Daha geniş bir çevrimiçi ağa dahil olan çocuklar daha fazla fırsata, aynı zamanda daha fazla riske de maruz kalıyor. Gündemi takip etmek için X'i kullanan çocuklar, bilgilenme açısından memnun olurken rahatsızlık duydukları içeriklerle de karşılaşıyor. Animasyon gruplarında uluslararası iletişim kurabilen bir çocuk, aynı platformda oltalama tehdidiyle yüz yüze geliyor.

Çalışmada çocukların dijital dayanıklılığı da ele alındı. Bulgular, çocukların dijital tehditlere karşı yalnızca pasif özne olmadığını ortaya koydu. Yetişkin rehberliğinden yoksun kalan çocuklar, kendi deneyimleri ve akran öğrenimi aracılığıyla çeşitli dayanıklılık stratejileri geliştiriyor.

Çocukların bireysel ve teknolojik savunma refleksleri de çalışmada yer aldı:

SESSİZE ALMA: Engelleme ve izolasyon, çocukların dijital sınır ihlallerine karşı başvurduğu en hızlı ve yaygın yanıt biçimi. Rahatsız edici bir içerik ya da kişiyle karşılaşan çocuklar yalnızca o hesabı değil, kişinin gelecekte açabileceği yedek hesapları da önceden engelleyen seçenekleri aktif olarak kullanıyor. Çevrimiçi oyunlarda zararlı davranışlarla karşılaşıldığında ise 'sessize alma' (mute) seçeneği tercih ediliyor.

ÇİFT DOĞRULAMA: Teknolojik savunma araçları açısından dijital okuryazarlığı yüksek çocuklar, hesap güvenliği için çift doğrulama sistemlerini aktif biçimde kullanıyor ve oltalama bağlantılarına karşı yüksek bir farkındalık sergiliyor. Çocuklar, doğrulama boyutunda, dijital tehditlere karşı çok katmanlı savunma stratejileri geliştiriyor. Çift doğrulama kullanan teknoloji meraklısı çocukla, uygulamayı silerek tepki veren çocuk arasındaki fark yalnızca teknik bilginin değil, bu bilginin gelişmesini sağlayan sosyal ortamın da farkı olarak değerlendiriliyor.

ARKADAŞTAN TEYİT: Sosyal medyada bazen güvenlik bireysel değil, kolektif bir stratejiyle sağlanıyor. Çocukların arkadaş ağları üzerinden teyitleşmesi bu duruma örnek. Kimlik yönetimi de kritik bir strateji olarak öne çıkıyor. Asıl hesapları gizli tutup yalnızca fiziksel tanıdıklarını ekleyen çocuklar, görüşlerini özgürce ifade etmek için anonim isimlerle yedek hesaplar açıyor.

PANİK VEYA MANTIK: Bilişsel savunma mekanizmaları, bulguların en özgün boyutlarından birini oluşturuyor.  Özellikle siber şantaj durumlarında bazı çocuklar saldırganın yarattığı panik havasına kapılmak yerine tehdidi rasyonalize ediyor, mantık zeminine oturtuyor. Tehdidin gücünü boşa çıkaran bu rasyonalizasyon, çocuğun güven duyduğu bir aile ortamı tarafından desteklendiğinde çok daha güçlü bir savunma hattı oluşturuyor. Tehdidin süreklilik kazanması ve diğer savunma mekanizmalarının yetersiz kalması durumunda çocuklar riski yönetmeyi bırakıp ilgili platformu tamamen terk ediyor.

ÇEKİLME: Snapchat üzerinden rahatsız edici içerik alan bir çocuğun uygulamayı cihazından silmesi bu stratejinin en somut örneği. Bu radikal çekilme, çocukların güvenlikleri için kendi sosyalleşme alanlarından vazgeçebildiklerini; ancak bu tercihin aynı zamanda fırsatlardan mahrum kalmak anlamına geldiğini ortaya koyuyor.

EBEVEYN YA DA POLİS: Kriz anlarında çocuklar, teknolojik savunmalar yetersiz kaldığında güvendikleri yetişkinlere başvuruyor. Gençler, odak grup görüşmelerinde, ciddi bir siber güvenlik sorunu yaşadıklarında önce ebeveynlerini bilgilendireceklerini, gerekirse polise gideceklerini belirtiyor.


Bulgular, risklerin ve savunma stratejilerinin tek tip olmadığını açıkça gösteriyor. Cinsiyet, sınıf, mekan ve ebeveynlik koşulları birbirleriyle kesişerek her çocuğun dijital alandaki konumunu özgün biçimde şekillendiriyor.

DİJİTAL SOSYALLEŞME: Geleneksel aile yapıları ve sokak güvenliğine ilişkin kaygılar kız çocuklarını ev içine hapsediyor; tablet, telefon ve internet bu çocuklar için dış dünyayla bağ kurabildikleri tek alan haline geliyor. Bu durum bir eğlence tercihinden çıkıp zorunlu bir dijitalleşmeye dönüşüyor. Toplumsal cinsiyet normlarının dışarıda vakit geçirmeye daha fazla müsamaha gösterdiği erkek çocukları için dijital sosyalleşme, ev içindeki cihazlarla sınırlı kalmıyor; sokak ve internet kafelerdeki akran ortamlarıyla bütünleşiyor. Dolayısıyla kız çocukları için dijital alan bir hapis alanı, erkek çocukları için ise bir alternatif seçenek. Bu asimetri, dijital deneyimin cinsiyetlendirilmiş yapısını somutlaştırıyor.

EKONOMİ ETKİSİ: Ekonomik eşitsizlik, dijital alandaki varoluşu doğrudan belirliyor. Alt sosyoekonomik gruptaki çocuklar akranlarının kolaylıkla oynadığı oyunlara donanım yetersizliği nedeniyle katılamıyor ve dijital sosyalleşme ağlarının dışında kalıyor. Makroekonomik krizler bu eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Sosyal medya ise ekonomik eşitsizliklerin en görünür olduğu vitrin işlevi görüyor. Ulaşılamaz hayatları izlemek zorunda kalan çocuklar göreli yoksunluğu gündelik olarak deneyimliyor.

AÇIK İLETİŞİM: Çocukların dijital tehditlere verdikleri yanıtlar da tek tip değil. Kız çocuklarının savunma mekanizmaları çoğunlukla bireysel önlemlerden ziyade aile gözetimi ve ortak hesap stratejilerine dayanmakta; bu durum onları proaktif savunma becerileri geliştirmek yerine edilgen bir korunma konumuna yerleştiriyor. Aşırı baskıcı aile ortamlarında büyüyen çocuklar ise şantaja karşı özellikle savunmasız kalıyor; ailesinden göreceği tepkiden korkan çocuk için şantajcının elindeki en güçlü silah aile baskısının kendisi. Buna karşın iletişime açık ailelerin çocukları tehdidi rasyonalize edip tersine çevirebiliyor.

DİJİTAL FARKINDALIK: Dijital okuryazarlığı yüksek çocuklar tehditleri önceden savuşturabilirken, pasif tüketici konumundaki çocuklar reaktif ve geç kalınmış çözümlere mahkum kalıyor. Sosyal bağlara sahip mahallelerde büyüyen çocuklar ise siber tehditlere karşı kolektif savunma mekanizmaları işletebiliyor. Bir çocuğun dijital alanda ne kadar iyi korunduğu, yalnızca bireysel becerileriyle değil, cinsiyetiyle, aile yapısıyla, ekonomik konumuyla ve içinde büyüdüğü mahalle dokusunun sağladığı sosyal sermayeyle doğrudan ilişkili.