ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve İran'ın misillemeleriyle şiddetlenen Orta Doğu'daki çatışma ortamının küresel ekonomi üzerindeki olası etkileri değerlendirilmeye devam ediyor.
Savaşın petrol fiyatlarını yukarı yönde tetiklemesi, başta enflasyon görünümü olmak üzere makroekonomik göstergelere etki ederek merkez bankalarının politika adımlarında değişikliğe gidebileceği yönünde beklenti oluşturdu.
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
Petrol maliyetlerinin yükselmesi halihazırda ABD, Avrupa ve Japonya'da devam eden enflasyon endişelerini körüklerken, maliyet yönlü baskıların ters etkiyle deflasyon içindeki Çin ekonomisi için çıkış yolu olabileceği düşünülüyor.
Son açıklanan verilere göre Çin'de enflasyon şubat ayında aylık bazda yüzde 1 ile 2024 Şubat'taki artış hızını yakaladı. Enerji fiyatlarındaki sıçramanın etkilerinin özellikle Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) belirgin olması ve martta Eylül 2022'den bu yana ilk kez deflasyon bölgesinden çıkılması bekleniyor.
Analistler, piyasalarda olası "savaş fiyatlamalarının" ocak ayı sonu itibarıyla başladığını belirterek, dünya genelinde öne çekilen taleplerin fiyat artışlarına bir miktar etki ettiğini kaydetti.
"Üretici enflasyonu, deflasyon bölgesinden çıkabilir"
ABN AMRO Kıdemli Ekonomisti Arjen van Dijkhuizen, konuyla ilgili AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ülkede mart ayı enflasyon verilerinin gelecek hafta açıklanacağını belirtti.
Verilerin, İran çatışmasının ardından artan maliyet yönlü baskılarla desteklenen bir yeniden enflasyon sürecini teyit etmesini beklediklerini söyleyen Dijkhuizen, enerji fiyatlarındaki sıçramanın etkilerinin özellikle üretici enflasyonunda belirgin olduğunu ve mart ayında Eylül 2022'den bu yana ilk kez deflasyon bölgesinden çıkacağını tahmin ettiklerini dile getirdi.
Dijkhuizen, "Tüketici fiyat enflasyonu (TÜFE) üzerindeki etkinin ise şu ana kadar daha sınırlı kaldığı, Ay Yeni Yılı'na bağlı mevsimsel etkilerin de hala rol oynadığı düşünülüyor. Bununla birlikte, süregelen yurt içi arz-talep dengesizliklerine rağmen, maliyet yönlü baskıların etkisiyle ortalama tüketici enflasyonunun 2025'teki yüzde 0,1 seviyesinden 2026'da yüzde 1,2'ye yükselmesini bekliyoruz." diye konuştu.
"Diplomatik düzlemde Çin, bu savaşı ABD'nin 'kuralsız güç kullanımı'nın bir örneği olarak kullanacak"
Galatasaray Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürü Doç. Dr. Tolga Bilener de Orta Doğu'daki gerilimlerin sürdüğü senaryoda Çin'in konumlanması ve savaşın ülke ekonomisine olası etkilerini yorumladı.
ABD-İsrail'in İran'a karşı başlattığı saldırılar sonrası Çin'den beklenenin belki de daha net bir şekilde İran yanlısı bir tavır alması olduğu dile getiren Bilener, ancak Çin için önceliğin kendi çıkarları olduğunu söyledi.
Bilener, Pekin'in konumlanmasının bu nedenle daha çok "istikrar yanlısı" ve "maliyet azaltıcı" şeklinde değerlendirmenin daha doğru olacağını kaydederek, Pekin'in ABD'nin saldırısını eleştirdiğine, ulusal egemenlik ve uluslararası hukuk söylemini öne çıkardığına fakat Tahran lehine doğrudan askeri ya da açık güvenlik taahhüdüne girmediğine işaret etti.
Çin ve İran arasında bir askeri ittifak ya da ortak savunma antlaşması bulunmadığına da dikkati çeken Bilener, şöyle devam etti:
"2023'te Şanghay İşbirliği Örgütü, 2024'te ise BRICS+ üyesi olan İran'ın bölgede ABD'nin topuğuna batan bir diken olmasından Çin elbette memnun ancak onun önceliği enerji arzının devamı ve ticaret koridorlarının açık kalması. Çin açısından bugün en hassas mesele petrol fiyatları ve Hürmüz Boğazı'nın güvenliği. Çin petrol ve doğal gaz bakımından dışa bağımlı bir ülke ve ithal ettiği petrolün önemli bir bölümü Orta Doğu'dan geliyor. Tabii İran Çin'e, Çin'in İran'a olduğundan daha bağımlı.
İran 2025'te ihraç ettiği petrolün yüzde 80'inden fazlasını Çin'e sattı. Çin bakımından ise İran petrolü toplam petrol ithalatının sadece yüzde 10'u. Çin'in İran'dan sağladığı avantaj, yaptırımlar altındaki İran'dan petrolü piyasa fiyatının varil başına yaklaşık 10 dolar daha ucuzuna alması. Hürmüz üzerinden geçen petrol akışının aksaması ise küresel enerji fiyatlarını yükseltiyor, bu ise ihracata, sanayi üretimine ve iç ekonomik istikrara duyarlı olan Çin için ciddi bir risk demek. Çin petrolsüz kalacak değil, çünkü başka tedarikçileri var ancak maliyetler artıyor."
Bilener, İran'ın Çin için yalnızca bir enerji tedarikçisi değil, aynı zamanda Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) için de bir düğüm noktası olduğuna değindi.
Çin'in ABD'nin Orta Doğu'da meşgul olmasından ve hem maddi hem askeri kaynaklarını burada tüketmesinden memnun olduğunu dile getiren Bilener, ancak bu işin tamamen kontrolsüz bir bölgesel savaşa dönüşmesini de istemeyeceğini belirtti.
Bilener, "Uzun süreli bir petrol şokundan, Körfez'in istikrarsızlaşmasından ya da enerji faturalarının ve deniz nakliye maliyetinin ağırlaşmasından Çin de zarar görür. Bu nedenle Çin'in pozisyonunu fırsatçılıkla ihtiyat arasında bir denge siyaseti olarak okumalı. Diplomatik düzlemde Çin, bu savaşı ABD'nin 'kuralsız güç kullanımı'nın bir örneği olarak kullanacak ve Batı'nın normatif tutarlılığını daha güçlü sorgulayacak." diye konuştu.
"Savaş uzayıp enerji fiyatları kalıcı biçimde yüksek seyrederse Çin bakımından avantajdan çok maliyet anlamına gelir"
Tolga Bilener, Çin'in bu krizin otomatik olarak "kazanan tarafı" olmadığını, Çin'in dış enerjiye bağımlı büyük bir ekonomi olduğunu aktardı.
Bilener, savaşın uzayıp enerji fiyatları kalıcı biçimde yüksek seyrederse bu durumun Çin bakımından avantajdan çok maliyet anlamına geleceğini vurgulayarak, "Yine de göreli açıdan bakıldığında Çin bazı alanlarda öne çıkabilir. ABD ve Avrupa bu savaş nedeniyle güvenlik, savunma harcaması, enerji güvenliği ve lojistik kırılganlık baskısı altında kalırsa, Çin, imalat kapasitesi, kritik minerallerin işlenmesi, yeşil teknoloji üretimi ve alternatif tedarik ağları bakımından cazibesini artırabilir. Fakat burada da bir risk var, Pekin'in İran konusunda fazla geri planda kalması, Çin'in 'güvenlik sağlayıcı alternatif güç' imajına zarar verebilir. Yani ekonomik olarak bazı fırsatlar doğarken, diplomatik itibarı aynı ölçüde güçlenmeyebilir." şeklinde konuştu.
Bu savaşın Asya'da etkilerinin muhtemelen dört kanaldan hissedileceğini belirten Bilener, ilk olarak, enerji faturasının artacağını ve Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi ithalatçı ekonomilerin Hürmüz kaynaklı risk primi nedeniyle baskı hissetmeye başladıklarını söyledi.
Bilener, ikinci olarak ise deniz ticaret yolları ve sigorta maliyetlerinin artacağını ve bunun Asya'nın üretim ve ihracat merkezleri için ciddi bir maliyet unsuru olacağına işaret ederek, "Üçüncü olarak, stratejik stoklama ve tedarik çeşitlendirmesi eğilimi güçlenir, Asya devletleri Orta Doğu'ya bağımlılığı azaltmak, Rusya, Orta Asya, LNG ve yenilenebilir kaynaklar arasında denge kurmak ister. Dördüncü olarak ise ABD'nin askeri dikkatinin Orta Doğu'ya kilitlenmesi Asya güvenliği üzerinde doğrudan etkili olur. Bu durum Tayvan ve genel anlamda ABD'nin Hint-Pasifik'teki caydırıcılığını yıpratır. Çin bu krizden mutlak anlamda değil, nispi olarak ve bazı alanlarda fayda sağlayabilir ancak dünya ekonomisinin uzun süreli bir darboğaza girmesi, ihracata büyük ölçüde bağımlı olan Çin ekonomisi için iyi bir haber olamaz." ifadelerini kullandı.