2030'da dünyada 512 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya kalacağı öngörülüyor
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın 1974'te Roma'da düzenlenen Dünya Gıda Konferansı'nda, "10 yılda hiçbir çocuğun aç uyumayacağı", "hiçbir ailenin ertesi günün ekmeği için kaygı duymayacağı" ve "hiçbir insanın geleceği ve yeteneklerinin yetersiz beslenme nedeniyle körelmeyeceği" yönündeki açıklamalarının üzerinden yaklaşık 50 yıl geçti.
Buna rağmen Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) öncülüğünde yayımlanan "Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu 2025" raporunda, bugün dünya genelinde ortalama 673 milyon kişinin hala aç olduğu ve yaklaşık her 4 çocuktan 1'inin büyüme geriliği yaşadığı kaydedildi.
Gıdanın 21. yüzyılda "jeopolitik baskı aracı" haline geldiğine ve gıda arzındaki kırılmaların siyasi ve ekonomik istikrarsızlık riskini artırdığına işaret edilen raporda, artan fiyatlar, arz kesintileri ve ithalata bağımlılığın ülkelerin iç istikrarını ve dış politika tercihlerini etkilediği belirtildi.
Savaşlar, yaptırımlar, ticari kısıtlamalar ve iklim krizi, milyonlarca insanın gıdaya erişimini zorlaştırırken, ortaya çıkan tablo, bölgesel haritalar üzerinden daha net okunabiliyor.
Uzmanlar, gıda güvenliği ile ulusal güvenliğin birbirine bağlı olduğunu belirtiyor
Gıda arzını veya komşu nüfusun beslenme şeklini kontrol edebilen ülkeler, jeopolitik olarak avantajlı konuma sahip olurken, uzmanlar diplomasinin parçası haline gelen gıda güvenliği ile ulusal güvenliğin birbiriyle bağlantılı olduğunu vurguluyor.
Anadolu Ajansının (AA) "Gıda Güvenliği" başlıklı üç bölümlük dosya haberinin ikinci bölümünde, AA muhabirleri gıda güvenliğinin nasıl savunma ve dış politika planlamasının kalıcı parçası haline geldiğini ve gıda jeopolitiğinde Türkiye'nin rolünü ele aldı.