Medyada dezenformasyon araştırması

Çağdaş Çetindemir / 30.03.2026
İstanbul

Medyada dolaşıma giren dezenformasyon içerikleri, "Gerçeğin Aşınması ve Dezenformasyon: Medyada Çıkan Haberler Üzerine Bir Araştırma" başlıklı akademik çalışmaya konu oldu. Muş Alparslan Üniversitesinden Dr. Öğretim Görevlisi Metin Karaburun'un gerçekleştirdiği araştırmada dezenformasyon içeriklerinin hangi anlatı ve söylem stratejileriyle ikna edici bir gerçeklik algısı yarattığı incelendi: Dezenformasyonla sadece yanlış bilgi yayılmıyor, aynı zamanda gerçeklik algısı inşa ediliyor.


Bilginin Doğrusu Cebinizde:

Yanıltıcı içerikler her yerde! Sosyal medyada önünüze düşen dezenformatif haberlerin doğruları her gün telefonunuza gelsin isterseniz, bağlantıya tıklayın: Teyit Hattı’nın WhatsApp kanalına katılın.

Araştırmada Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nin (DMM) 2025 yılının son çeyreğinde yayımladığı bültenlerden altı haber örneği seçildi ve analiz edildi. Haber metinleri; bilginin sunuluş biçimi, bağlamın kurulma şekli, kesinlik dili, belirsizlik üretimi ve duygusal çağrışımlar açısından çözümlendi. Bulgular, dezenformasyonun çoğunlukla teknik doğrulama eksikliğinden ziyade bağlam koparması, basitleştirme ve çerçeveleme yoluyla anlamın dönüştürülmesi üzerinden üretildiğini gösterdi. Afet, sağlık, çocuk güvenliği, ulusal kaynaklar ve adli süreçler gibi toplumsal hassasiyet içeren temaların, korku, güvensizlik ve ahlaki tepki üretmeye elverişli anlatılar için özellikle tercih edildiği belirlendi. Çalışma, dezenformasyonun medya metinlerinde tekrar eden söylemsel kalıplar üzerinden yapılandığını ortaya koydu. 

Çalışmada, medyanın en önemli sorunlarından birisi olarak "gerçeğin aşınması" olgusuna dikkat çekilerek, bu olgunun sadece yanlış bilgilerin dolaşıma sokulması ile sınırlı olmadığı belirtildi. Çalışmada, "Dezenformasyon sadece kasıtlı, yanıltıcı ve manipülatif haberlerden ibaret değildir. Stratejik aldatmacalar vasıtasıyla güvenilir bilgi akışında ortaya çıkan sistematik bozulmaları da ifade etmektedir. Dezenformasyon, sadece hukuki bir mesele de değil aynı zamanda bilgiye şeffaf erişim ve gazetecilik mesleğinin gelişimi ile de doğrudan alakalıdır. Gazetecilik sorumluluğundan kopuk, teyit edilmemiş, eksik ya da yanlış bilgilerin sırf sosyal medyada daha fazla etkileşim almak hedefi ile üretilip yayılması, bireyin gerçeklik algısını doğrudan etkileyerek, kamusal söylemin bozulmasına, toplumsal düzeyde dezenformasyonun yayılmasına, manipülasyona ve kutuplaşmanın derinleşmesine sebep olduğu ifade edilebilir." görüşüne yer verildi. Geleneksel medyanın yanında sosyal medyanın da dezenformasyonun etkisini ve hızını artıran temel unsurlardan olduğu vurgulandı.

Dezenformasyon nedir?

Dezenformasyon, salt bir bilgi hatasından ziyade belirli bir niyet ve strateji içeren, tutum ve hedef odaklı bir yanlış bilgi türü olarak değerlendirildi:

  • Gerçeğin üzerini örtmek için kurgulanan ve bilinçli biçimde üretilen bir yanıltma pratiği.
  • Doğru bilginin kasıtlı olarak değiştirilmesi, bağlamından koparılması ya da belirli bir amaç doğrultusunda manipüle edilerek kamuoyunda yanlış bir algı oluşturulması.
  • Bir kuruluşa zarar vermek için yanlış ve yanıltıcı bilgilerin kasıtlı bir şekilde yayılması.
  • Dezenformasyon kampanyaları; siyasal karar alma süreçlerini etkilemek için belirli bir hedef kitleyi ister hükümet organları ister toplumun stratejik konumda bulunan aktörleri olsun bilinçli olarak yanıltmayı amaçlayan sistematik ve planlı girişimler.
  • Temelde bilginin bütünlüğüne bir saldırı; yanlış bilgi yayılırsa ve toplum üyeleri tarafından doğru olduğuna inanılırsa, bilgi ortamı kirlenir.
  • Bir hükümet ya da özellikle bir istihbarat teşkilatınca kamuya açıklanan veya sızdırılan kasıtlı yanıltıcı bilgi. Bir hükümet faaliyeti veya askeri faaliyet; (Amerikalı stand-up komedyeni, sosyal eleştirmen) George Carlin'in dediği gibi, "Hükümet yalan söylemez, dezenformasyon yapar."

Medya ve Dezenformasyon

Çalışmada, dezenformasyon sürecinde bilginin kendiliğinden tahrip olmadığı vurgulandı. "Bilginin bozulması ya doğrudan birincil kaynak tarafından gerçekleştirilmekte ya da kitle iletişim araçları gibi aracı konumundaki mecralar vasıtası ile doğru bilginin değiştirilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte dezenformasyona uğratılan bilgi üzerinden toplum; yanlış, taraflı ve çarpıtılmış içeriklerle yanıltılmakta, mevcut gerçeklerin inandırıcılığı zayıflatılmakta veya belirli çıkarlar doğrultusunda alternatif gerçeklikler güçlendirilmektedir. Böylece yapay bir gündem oluşturulmakta ve oluşturulan bu gündem çerçevesinde kamuoyu manipüle edilmektedir." ifadelerine yer verildi.

Doğrudan dezenformasyon üretilmemiş olsa bile, belirli bir yönlendirme hedefiyle oluşturulan bilgilerin kitlelere aktarılmasında basın ve medya kuruluşlarının önemli bir görev üstlendiğine dikkat çekilen analizde, "Dezenformasyonun asli kaynağı olmamakla birlikte bu kuruluşlar, söz konusu bilgilere aracılık ederek geniş kitlelere yayılmasına ortam hazırlayabilmektedir. Bu bağlamda, ideolojik bir işleve sahip olduğu belirtilen medyanın, farklı güç odaklarının çıkarlarını koruma ve yeniden üretme görevini üstlendiği ileri sürülmektedir. Bu yönüyle medya, haberlerin kamuoyuna sunulması sürecinde çeşitli süzgeç mekanizmaları oluşturmakta ve bu durum haber içeriklerinin taraflı bir şekilde aktarılmasına sebep olabilmektedir." uyarısı yer aldı.

Televizyon ve gazete gibi medya kuruluşlarının, dezenformasyonun asli kaynağı olmasa da dolaşıma girmesinde aracı bir rol üstlendiğine işaret edildi: Özellikle doğrulama ve teyit süreçlerinin ihmal edilmesi, hız ve reyting kaygısı gibi yapısal etkenler, yanlış bilginin medya vasıtasıyla yayılmasını kolaylaştırıyor. Sonuçta medya, doğruluğu teyit edilmemiş bilgilerin aktarılmasına aracılık ederek, istemeden de olsa dezenformasyon sürecine katkıda bulunuyor.  İnternet ve sosyal medya ise yanlış bilgi, sahte haber ve dezenformatif içeriklerin hızla ve yaygınlıkla dolaşıma girmesine sebep oluyor. Özellikle toplumun duygusal olarak hassas olduğu dönemlerde ve konularda bu tarz içerikler, yoğun bir şekilde üretiliyor ve herhangi bir etik, ahlaki veya kültürel sınır gözetilmeksizin yüksek etki oluşturmak gayesiyle paylaşılıyor.

Dezenformasyonun etkisinin günümüzde düşünüldüğünden çok daha fazla olduğu ifade edilen çalışmada "Dezenformasyon, kimler tarafından ve hangi hedeflerle kullanılıyor?" sorusu da ele alındı. Bu bağlamda, ulusal ve uluslararası siyasal aktörler, istihbarat yapılanmaları, medya kuruluşları, şirketler ve holdingler gibi hedef kitlelerin tutum ve düşüncelerini etkilemekten çıkar sağlamayı hedefleyen kurumlar ve bireyler dezenformasyon uygulayıcıları arasında yer alıyor.

Örnek Haberler 

"Ahmet Minguzzi'nin Hayatını Kaybettiği Olayda 'Katile Engelli Raporu Verildi'" İddiası 

Ahmet Minguzzi'nin hayatını kaybettiği olayın sonrasında, "Katile Engelli Raporu Verildi" iddiası, bazı medya kuruluşlarınca ve sosyal medya hesaplarınca doğruluğu teyit edilmeden paylaşıldı. İddia, resmi bilgi ve belgelerle ve yargı makamlarınca teyit edilmeden, kesin bir bilgi olarak sunuldu ve kamuoyuna hızlı bir şekilde aktarıldı.Doğruluğu teyit edilmemiş yanlış ya da eksik bilgilerin gerçek ve doğru bilgi gibi haber olarak sunulması sebebiyle dezenformasyon niteliği taşıyor. Bu haberde, dezenformasyonun temel unsurlarından olan "bağlam koparması" görülüyor. İçerikte özellikle sağlık raporlarının hukuki süreçlerdeki görevi göz ardı edildi ve “engelli raporu” ifadesi failin ceza almayacağı manasına gelecek biçimde çarpıtıldı. Böylelikle de hukuki olan bir kavramın kamuoyunda adaletin işletilmediği izlenimini oluşturacak şekilde yeniden anlamlandırıldığı görüldü.Bu bağlamda medyada yer alan bu iddialar sadece yalan ve yanlış bilgi aktarımı değildi. Bunun yanı sıra adli süreçlere ilişkin algıları bozmayı amaçlayan "dezenformatif anlatı"ydı. Çünkü doğruluğu teyit edilmemiş bilgilerin duygusal tepkilerle aktarılması, toplumda öfke ve güvensizlik üretti. Bu durum ise dezenformasyonun olayların kendinden bağımsız bir şekilde toplumsal algıları biçimlendirme kuvvetini gösterdi.

"Eskişehir Beylikova Nadir Toprak Elementleri (NTE) Sahası ABD'ye Devredilecek" İddiası 

İddia ekonomik bağımsızlığı hatta ulusal egemenlik kaygılarını tetikleyen bir anlatı ile kamuoyuna sunuldu. Haberlerde ve içeriklerde uzmanlık gerektiren bir alan olan stratejik madenlerin basitleştirilmiş şekilde elden çıkarma söylemiyle sunularak karmaşık bir kaynak yönetiminin bir tehdit senaryosuna dönüştürüldüğü tespit edildi. Bu da acil ve geri dönülmesi imkansız kayıp olarak panik üretimine sebep oluyor. Özellikle haberdeki söylemlerde yerli kaynakların yabancılara teslim edilmesi fikrinin esas alınarak kamu otoritelerinin gizil bir şekilde ulusal çıkarlara ters davranan aktörler şeklinde konumlandırıldığı görüldü. Böylelikle de teknik bir yatırımın işletme veya uluslararası işbirliği yapma olasılığının toplumsal anlamda egemenliğin kaybı olarak sunulduğu tespit edildi. Ayrıca medyada yer alan iddialarda devrin hukuki çerçevesi veya devletin sahiplik yapısı gibi somut bilgilerin netleştirilmediği ve "ABD'ye devrediliyor" ifadesinin kesinlik içeren bir şekilde aktarıldığı görüldü. Bu muğlaklığın, bu yöndeki iddiaların sürekli olarak yeniden üretilmesine ve korku senaryolarıyla güçlenmesine sebep olduğu tespit edildi. Dolayısıyla haberdeki bilgi eksikliği, paniğin sürekli olmasını sağlayan bir vasıta haline geldi.Bu bağlamda Beylikova NTE sahasıyla ilgili bu iddiaların dezenformasyon örneği olmasının yanı sıra panik üretiminin nasıl işlediğini gösteren bir durum olduğu da görülüyor. Haberdeki söylemlerin teknik gerçekliklerden çok duygusal tepkilere odaklandığı ve ulusal kaynaklar üzerinden bir tehdit oluşturduğu tespit edildi. Bu durum, stratejik alanlarla ilgili haberlerdeki dilin bilgi verme işlevinin sınırını nasıl aştığını ve toplumsal kaygıyı nasıl tetiklediğini açık bir biçimde gösteriyor.

"SGK 65 Yaş Üzeri Böbrek Kanseri Hastalarına İlaç Vermiyor" İddiası 

Medya platformlarında ortaya atılan iddia, korku söylemini içeren bir anlatıyla dolaşıma girdi. Özellikle haber ve içeriklerde ölüm riski çok fazla olan bir hastalık ve yaşlılığın aynı bağlamda sunularak bireylerin kaygılarına sebep olacak bir dilin kullanıldığı tespit edildi. Bu tür söylemlerin kullanılması hedef kitlenin bilgi edinme ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra tehdit algısı da oluşturuyor. Haberlerdeki ve içeriklerdeki iddialara korku söylemi doğrultusunda bakıldığında devletin tedaviyi bilinçli olarak engellediği varsayımının yerleştirildiği görüldü.  Ayrıca SGK'nın ilaç geri ödemesindeki bilimsel, tıbbi ve bürokratik kriterlerinde görmezden gelinerek sağlık politikalarının sert ve basit bir dışlama anlatısına indirgendiği tespit edildi.Dolayısıyla haberde yer alan iddia, dezenformasyon niteliği taşımasıyla birlikte medyada korku söyleminin ne şekilde üretildiğini de gösteriyor. Haber ve içeriklerin bilgilendirmeden çok tehdit algısı oluşturduğu ve sağlık gibi hayati bir konuda güvensizlik, çaresizlik ve kuşku duygularını pekiştirdiği görüldü.

"Büyük Marmara Depremi Tatbikatı, İçişleri Bakanlığı Tarafından İptal Edildi ve Hazırlıklar için Harcanan Milyonlarca Lira Boşa Gitti" İddiası 

Toplumsal anlamda büyük risk ve travma gücü içeren Marmara depremi ihtimali, kamuoyunda sürekli olarak bir hassasiyet alanı teşkil ediyor. Bu kapsamda iddianın kısa süre zarfında kapsamlı bir etkileşim alanı oluşturduğu görüldü.Özellikle kamu kaynaklarının kullanılması ve afet yönetimi gibi kritik konulara temas eden bu söylemler, vatandaşların, devletin krizlere hazırlık durumuna yönelik algılarını direkt olarak etkiledi. Dijital platformlarda ortaya atılan bu iddiaların içeriği incelendiğinde doğrulanmayan bilgilerin kesin bir dille sunulduğu tespit edildi. Özellikle tatbikatın kapsamı, ertelenmesi veya revizyon edilmesi gibi olası durumların göz ardı edildiği ve kararın “iptal” olarak çerçevelendiği görüldü. Ayrıca bütçe kullanımıyla ilgili detayların da somut veriler ile desteklenmeden paylaşıldığı tespit edildi.Bu durum bilgilerin direkt olarak yanlış olmasından ziyade bağlamının daraltılması aracılığıyla anlamın dönüştürülmesine sebep oluyor. Bu bağlamda, söz konusu iddialar dezenformasyon olarak değerlendirilebilir. Çünkü içeriklerde afet gibi kritik bir öneme sahip olan konuda toplumsal kaygılar tetiklenerek kamu kurumlarına dönük güvensizlik beslendi.

"Ülkemizde Geçici Barınan Ukraynalı Çocuklarla İlgili İddialar"

Son zamanlarda, geçici süreyle Türkiye’de bulunan Ukraynalı çocuklarla ilgili kimi iddiaların gerek sosyal medya paylaşımlarıyla gerek ise zincir mesajlar vasıtasıyla dolaşıma sokulduğu görüldü. Dolaşıma sokulan bu tür içerikler, çoğunlukta çocukların güvenlikleri, devlet denetiminin olmadığı ve barınma koşulları konularında kaygılandırıcı anlatılar içeriyor. Bu içeriklerin özellikle de savaş mağduru olan çocuklar gibi hassas bir kesime odaklanması, içeriklerin hızlıca yayılmasını ve duygusal olarak bir karşılık görmesini kolay duruma getirdi. Fakat yapılan bu iddialar ele alındığında anlatıların büyük oranda belirsiz ifadeler üzerine kurulduğu tespit edildi. Özellikle somut bir yerin, tarihin ve yetkili olan kurumların bilgilerinin yer verilmediği bu içerikler, kişisel yorumlar ve söylentiler üzerinden genelleştirildi. Bu durumda paylaşılan içeriklerde yer alması gereken bilgilerin eksik bırakılması ile muğlaklık üzerinden anlam üretildiği görüldü. Böylelikle de teyit edilmemiş bilgilerin insani bir kriz ekseninde gerçeklik hissi kazandığı tespit edildi.Bu bağlamda Ukraynalı çocuklarla ilgili bu iddiaların dezenformasyonun tipik bir örneği olduğu görülüyor. Doğruluğu teyit edilmeden paylaşılmış olan içerikler fiili durumu açıklamaktan ziyade kamuoyunda belirsizliğe ve endişeye sebep olabilecek bir algı oluşturdu. Bu durum özellikle kriz dönemlerinde yanlış veya eksik bilgi yayılımının ne kadar kırılgan olabildiğini gösterdi.

"THY'ye Ait Bir Yolcu Uçağı Misilleme Endişesiyle Libya'ya İniş Yapmaktan Vazgeçti" İddiası 

24 Aralık 2025 tarihinde medyada yer alan iddiaya konu haberler, kamuoyunda yankı uyandırdı. Fakat bu yöndeki haberlerin yayılması incelendiğinde, içeriğinde herhangi bir görsel veya teknik manipülasyondan ziyade, doğruluğu teyit edilmemiş ve bağlamından koparılmış olan bilgilerin ön plana çıktığı tespit edildi. Haberde kaynağın belirsiz oluşu, resmi kurumlar ya da ilgili havayolu şirketinin olayla ilgili doğrulayıcı ifadelerinin olmaması ve olayın uluslararası havacılık usulleri ile uyuşmayan bir biçimde aktarılması sebeplerinden dolayı söz konusu haberlerin dezenformasyon niteliği taşıdığı görüldü. Bu durumda eksik, çarpıtılmış olan veya kasıtlı bir şekilde yayılan içeriklerin, kriz ve hassas dönemlerde hızlı bir şekilde yayılması kişilerin muhakeme yapma kapasitelerini olumsuz olarak etkiliyor. Bu da korku, güvensizlik veya panik duygularının ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu bağlamda THY uçağıyla ilgili medya aracılığıyla yayılan bu iddiaların dezenformasyonun tipik bir örneği olduğu değerlendirildi. Çünkü söz konusu haberin gerçek bir olaya dayandırıldığı görüntüsü verilmesine rağmen olayın doğruluğunun ve güvenilirliğinin teyit edilebilir bilgilerle desteklenmeyişi kamuoyunu yanlış yönlendiren bilgi kirliliğine yol açıyor.Analizde, çalışmanın "medyada dolaşıma giren dezenformasyon içeriklerinin yalnızca yanlış ya da eksik bilgi sunumu yoluyla değil, belirli anlatısal ve söylemsel stratejiler aracılığıyla inandırıcı bir gerçeklik algısı üretecek biçimde yapılandırıldığını" ortaya koyduğuna dikkat çekildi. Buna göre incelenen örneklerde, doğrulanmamış bilgilerin kesinlik diliyle sunulması, bağlamın daraltılması veya tamamen koparılması, teknik ve hukuki süreçlerin basitleştirilerek görünmez kılınması ve duygusal çağrışımlarla desteklenen çerçeveleme biçimleri, dezenformasyonun temel üretim mekanizmaları olarak öne çıktı. Bu durum da dezenformasyonun yalnızca içerik düzeyinde değil, aynı zamanda söylem ve sunum düzeyinde işleyen bir iletişim pratiği olduğunu gösterdi.

Analiz edilen haberlerde ortak olarak gözlenen bir diğer unsurun, "toplumsal hassasiyet taşıyan temaların özellikle tercih edilmesi" olduğu belirtilen çalışmada şu hususlara yer verildi: 

Afet riski, sağlık hizmetlerine erişim, çocukların güvenliği, ulusal kaynakların korunması ve adli süreçlerin işleyişi gibi alanlar, kamuoyunda yüksek duygusal karşılık üreten başlıklar olarak öne çıkıyor. Bu tür temalar üzerinden kurulan anlatılar, okuyucunun rasyonel değerlendirme kapasitesini zayıflatan korku, endişe ve öfke gibi duyguların harekete geçirilmesine olanak tanıyor. Böylece dezenformasyon içerikleri, bilgi aktarmaktan çok duygusal tepki üretmeye yönelik bir etki mekanizması üzerinden dolaşıma giriyor. 

Bulgular, medyanın bu süreçte yalnızca pasif bir aktarım kanalı olarak değil, aynı zamanda belirli anlatı kalıplarını yeniden üreten ve güçlendiren bir aracı işlev gördüğünü ortaya koydu. Resmi açıklamaların, uzman görüşlerinin ya da doğrulama mekanizmalarının dışarıda bırakılması, buna karşılık belirsiz kaynaklara ve genelleyici ifadelere yer verilmesi, haberlerin ikna edici bir çerçeve içinde sunulmasına katkı sağladı.

Bu durum, medyanın bilgilendirme işlevi ile algı yönlendirme potansiyeli arasındaki sınırın, dezenformasyon söz konusu olduğunda giderek bulanıklaştığını gösteriyor. Örnekler arasında tematik farklılıklar bulunsa da kullanılan anlatı stratejilerinin büyük ölçüde benzeştiği görülüyor. Kriz ve güvenlik başlıklarında korku söylemi, sağlık ve çocuklara ilişkin haberlerde mağduriyet ve çaresizlik duygusu ön plana çıkıyor.

Ulusal kaynaklar ve kamu politikalarıyla ilgili içeriklerde ahlaki panik ve "biz– onlar" ayrımına dayalı bir çerçeve kuruluyor. Bu durum, dezenformasyonun bağlama göre farklı duygusal tepkileri harekete geçirecek biçimde uyarlanabildiğini ancak temel anlatı kalıplarının büyük ölçüde tekrar ettiğini gösteriyor.

Bu çalışma, dezenformasyonun yalnızca yanlış bilginin dolaşıma sokulmasıyla sınırlı olmayan, belirli anlatı kalıpları ve söylemsel stratejiler aracılığıyla algı ve anlam inşasına dayanan çok katmanlı bir iletişim süreci olduğunu gösterdi. İncelenen örnekler, farklı tematik alanlarda üretilen içeriklerin benzer çerçeveleme teknikleriyle yapılandırıldığını ve bu yönüyle dezenformasyonun bağlamsal olarak uyarlanabilen fakat yapısal olarak tekrar eden iletişim pratiklerine dayandığını ortaya koydu. 

Bulgular, dezenformasyon araştırmalarında yalnızca içerik doğruluğuna değil, içeriklerin nasıl sunulduğuna, hangi duygusal ve anlamsal çağrışımlarla dolaşıma sokulduğuna odaklanan analizlerin önemini vurguladı.

Çalışmayla, medya metinlerinin söylemsel yapısını merkeze alan betimsel içerik analizinin, dezenformasyonun işleyiş mantığını anlamada işlevsel bir analitik çerçeve sunduğunu ortaya koyarak, alandaki ampirik tartışmalara yöntemsel ve kavramsal düzeyde katkı sağlamak amaçlandı.