Filozof ve yazar Aldous Huxley, "Dünyanın gerçeklerini, onlardan kaçarak yakalayamayız." der. Bugünün sosyal bilimcileri ve psikologları ise bireylerin enformasyon bombardımanı karşısındaki tutum ve davranışlarını tartışıyor.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Seren, Anadolu Ajansı Teyit Hattı'na değerlendirmelerde bulundu. Seren, veri bombardımanıyla enformasyon savaşları arasındaki bağlantıyı günümüzde yapay zeka etkisine giren insan, toplum ve devletler bakımından ele aldı.
Teknoloji mucidi Stephen Hawking'in "Yapay zeka insanlığın sonunu getirecek. Eğer yapay zekaya yönelik adaptasyon sürecini yavaşlatmazsanız iş kontrolden çıkacak." açıklamasının devletleri korkuttuğunu ifade eden Seren, "İnsan, yapay zekayla alt edebilir mi?" tartışmasının altını çizerek artık yapay zekayla yapay zekanın karşı karşıya geldiği bir evreye dikkati çekti. Seren özetle şunları anlattı:
ENFORMASYON NEDEN ÖNEMLİ?.. Çünkü bugün aslında dünyadaki yaptığımız her bir aktivite, her bir eylem bir enformasyona dayanıyor. Devletlerin enformasyona verdikleri önem, eskiden savaşların kazanılmasına yönelikti. Çünkü bir yere, kaynak bulmak için, etnik-dini sebeplerle, teritoryal gerekçelerle gittiğinizde, hep öncesinde bir enformasyon elde edip o enformasyona göre taktik, planlama, strateji belirliyordunuz ve bunu bir politikaya dönüştürüyordunuz. Ama şu anda baktığınızda enformasyon her şeyin, sadece bir taktik veya bir stratejinin ötesindeki bütün politikaların en altından en üstün seviyesine kadar hepsinin safhalandırılmasında ve hepsinin eyleme geçirilmesinde en hayati faktör.
ENFORMASYON HAMMADDE … Bugün bütün endüstrilerin temeli enformasyona dayanıyor. İsterseniz buna ulaşım diyebilirsiniz, isterseniz siber alan diyebilirsiniz, isterseniz eğitim faaliyetleri diyebilirsiniz … Bunların hammaddesinin enformasyon olduğunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Yani bugün tarımcılık da balıkçılık da oşinografi de uydu veya siber uydu alanları da hepsinin temeli aslında enformasyondur. Enformasyon bütün politikalarımızın hammaddesi diyerek özetleyebiliriz.

DEZENFORMASYON NİYE MİLLİ GÜVENLİK SORUNU OLARAK GÖRÜLÜYOR?
1950'LER… Geçmiş çağlara baktığımızda enformasyona ulaşmak çok zordu. 20'nci yüzyıl kendi içerisinde bir devrim yarattı. Neden? Biz hep yapay zekayı 2010 – 2020'li yılların konusu olarak tanıyoruz ama yapay zekanın temeli 1950'li yılların ortasına dayanır. Nöral sinir ağları modellemelerin geliştirilmesi, ‘self learning’ sistem -kendi kendine öğrenebilme- veya data setlerinin analizi … Bunlar 1950'li yıllara dayanıyor ve bilgisayar teknolojisiyle beraber insan, internet teknolojisinin ve daha sonra da yapay teknolojinin, yapay zekanın, alt yapısını atmış oluyor.
1990'LAR: Askeri alanda bilgisayar teknolojisiyle çok daha erken tarihlerde tanışılmış olmasına rağmen sivil hayata bilgisayarı-interneti adapte ve entegre etmemiz ve bunu içselleştirmemiz 1990'ların ortalarından itibaren gerçekleşiyor. Ve 2000'li yıllarda da aslında bir Rönesansa bir devrime tanıklık etmeye başladık.
ENFORMASYON SAVAŞLARI: Ne zaman ki bilgisayar teknolojileri daha yaygın ve doğru şekilde kullanılmaya başladı ve içselleştirildi o zaman enformasyon savaşları doğdu. Enformasyon, küreselleşmeyle ve bu teknolojinin gelişimiyle beraber hem kantite olarak -yani hem hacim olarak- artış gösterdi hem çok daha hızlı bir şekilde dolaşıma kondu hem de çok yaygın ölçekte bir etki göstermeye başladı.

Enformasyona ve teknolojiye erişimin hızlanması ve artışıyla karşı paradigmaların doğduğunu ifade eden Seren, bugün devletlerin kullandığı bütün endüstri alanlarında bir karşı enformasyon savaşının yürütüldüğüne işaret ediyor. Seren şöyle dedi:
DEFANSİF/OFANSİF: Çünkü neden? İnternet ve bilgisayar teknolojisiyle beraber aslında devletlerin endüstriyel espiyonajdan tutun propaganda savaşlarına veya siber uzay savaşlarına kadar hepsi kendi karşı argümanlarını yaratıyordu. Dolayısıyla hem savunma pozisyonundasınız ama aynı zamanda saldırı pozisyonundasınız. Yani bu anlamda enformasyon savaşlarına karşı yaptığınız her bir hamleyi savunmacı saldırı olarak defansif ofansif olarak görmemiz mümkün diyebiliriz.
SOĞUK SAVAŞ … Peki dünya dezenformasyonla ne zaman daha fazla tanışmaya başladı? Buna Soğuk Savaş döneminde tanıklık ettik. Çünkü neden? Ondan önce hep sıcak savaş vardı, hep muharebe meydanları vardı. Ama ne zaman ki Soğuk Savaş dönemine geçiş yaptık ve caydırıcılığın, diplomasinin, propaganda savaşlarının, asimetriğin daha fazla önem kazanmasıyla beraber enformasyon savaşları, enformasyon propagandası savaşın bir hammaddesi olarak daha yaygın ölçekte kullanılmaya başladı. Ve buna ilk başta biz Sovyetler Birliği ile Amerika arasında tanıklık ettik ama esas itibariyle Doğu ve Batı kutupları arasında aslında bütün aktörler bu enformasyon savaşına dahil olmuşlardı.
ÇOK PAYDALI KÜRESEL SAVAŞ: Eskiden farklı olan şeydi; Soğuk Savaş dönemi boyunca genellikle bu devletler arasında icra edilen, bir enformasyon savaşıydı. Ama 2000'li yıllardan itibaren artık devlet dışı aktörler de dahil oldu. Özel şirketler, çok daha yaygın ölçekte kamu, akademi gibi devlet dışı aktörlerin ve devlet dışı hem yasal aktörlerin hem de illegal aktörlerin, silahlı ve silahsız aktörlerin dahil olduğu çok geniş kapsamlı küresel bir enformasyon savaşının içerisindeyiz şu anda.
TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİ GÜÇLENDİ, DEVLETLER ZAYIFLADI MI?
4 UNSUR: Buradaki mantık şu aslında hangi ülke teknolojiyi geliştiren ülkeyse, yani 4 şeye bakmamız gerekiyor; birincisi teknolojiyi geliştirenler. İkincisi, teknolojiyi üretenler. Üçüncüsü, teknolojiyi kuran. Dördüncüsü, teknolojiyi tüketenler … Teknolojiyi geliştirmeniz aynı zamanda teknolojiyi üretmeniz anlamına gelmiyor. Buradaki geliştiriciden kastım, inovasyon yapabilme becerisi. Şimdi her teknoloji üreten, inovasyon gerçekleştirmiş olmuyor yani bunun bazen teknoloji transferiyle aslında siz de o teknolojinin üretiminde yer alıyorsunuz ama teknolojinin size entelektüel sermayesini sağlayan başka ülkeler olabiliyor.
FERSAH FERSAH ÖNDE… Burada inovasyonu yapan ülkeler ve teknoloji üreten ülkeler, aslında enformasyon savaşında diğerlerinden çok daha fersah fersah önde başlamış oluyorlar. Biz ne yapıyoruz? Biz bu teknolojiyi satın alan ve kullanan ve tüketen ülkeleriz. Dolayısıyla siz biraz daha savunmacı pozisyonda kalıyorsunuz çünkü teknolojiyi çok daha geç adapte etmiş oluyorsunuz.
TOPYEKUN MÜCADELE… Teknolojiyi sadece askeri alanda adapte etmenizle sivil hayatın bütün sektörlerinde adapte etmeniz arasında çok fark var. Çünkü neden? Eğer sadece askeri uygulamalarda, savunma ve güvenlik sektöründe bu teknolojiyi, kritik teknolojiyi, adapte etmişseniz o zaman dezenformasyon savaşını yürütmeniz sadece o sektörle sınırlı kalacak. Ama eğer siz bu teknolojiyi çok yaygın ölçütte toplumun veya hayatın, siyasetin, ekonominin, endüstrinin, üretimin her alanına yaydıysanız o zaman topyekun bir sektörel bazda dezenformasyon faaliyetlerine veya işte karşı enformasyon savaşlarına karşı mücadele ediyorsun.
MANİPÜLE ETME GÜCÜ: Burada dezenformasyon şu; inovasyonu ve teknolojiyi üreten ülkeler genellikle kendi çıkarları ölçeğinde teknolojiyi yönlendirebilme, yani bilgiyi manipüle edebilme imkanına sahipler. Neden? Çünkü bu teknolojiyi üreten ülkeler, aynı zamanda enformasyon savaşının temel parametreleri olan sosyal medya platformunun da üreticisi olan ülkeler.

SOSYAL MEDYA PLATFORMUNA SAHİP ÜLKELER … Teknolojiye yön veren ülkeler kim? Bunların başında Amerika oluyor. Eskiden belirli alanlarda Rusya oluyordu, şimdi bugün Çin oluyor veya birkaç tane Avrupa Birliği ülkesi oluyor. Sosyal medyanın entelektüel sermaye hakkı veya bu şirketler, hangi ülkelerde konuşlanmış durumdalar? Amerika'da, Rusya'da, Çin'de veya birkaç tane Avrupa ülkesinde. Dolayısıyla enformasyonu kim savaşa çevirebilecek? Sosyal medya platformlarına sahip olan ülkeler.
TEHDİT VARSA DATA İSTENİYOR … Facebook'a bakın, Youtube'a bakın. Bu özel şirketler aynı zamanda devletlerine karşı sorumluluk taşıyan şirketler. Her ülke, bu sosyal medya platformlarının ağırlığını kendi ülkelerinde konuşlandırırken, onları belirli parametreler ölçüsünde denetime ve gözetime sahip kılıyorlar. Ve istedikleri zaman ulusal güvenlik çıkarına aykırı bir durum tespit ettiğinde bir tehdit bir risk tespit ettiğinde onlardan bu dataları kendileriyle paylaşmasını istiyorlar.
PLATFORMUNUZ VARSA DATANIZ VAR … Şimdi siz bu platformlara sahipseniz; dünyada milyarlarca kullanıcısı olan sosyal medya platformlarının datalarını kullanmayı ve bu dataları klasifiye edip -sınıflandırıp- işleyip analiz etme imkanına sahipsiniz. O zaman bu enformasyon savaşının içerisinde yer alıyorsunuz ve istediğiniz şekilde bilgiyi manipüle edebiliyorsunuz. Elinizde bu kadar yaygın ölçekte bir data analizi veya setleri yoksa o zaman sizin uygulayabileceğiniz dezenformasyon çok daha sınırlı oluyor.
HOLLANDA ÖRNEĞİ: Hollanda gibi bazı ülkelere baktığınızda biraz daha fazla özgürlük tanıdığını düşünüyorsunuz. Onun için mesela şu an dünyadaki hatta Avrupa’daki trendlerden bir tanesi; ülkeler genellikle dataltrol (veri kontrolü) yani data depolaması için mesela Hollanda'yı kullanıyor ve Hollanda da bu avantajdan istifade ederek kendisini Avrupa’nın siber üssü olarak ilan ediyor. Çünkü diyor ki; "Ben, Amerika gibi Çin gibi veya başka ülkeler gibi her defasında sizin datanıza müdahale etmeyeceğim. Ben size daha büyük geniş bir özgürlük alanı sağlayacağım ve bu anlamda siz çok daha güvenilir bir şekilde kendi datanızı benim ülkemde depolayabilirsiniz." Şimdi bu açıdan bazı Amerikalı şirketler bile bugün gidiyor 'data storage'larını (veri depolama sistemleri) Hollanda'dan yapıyor bir tercih olarak. Mesela çok önemli turizm şirketleri, siber güvenlik şirketleri, Amerika’daki bazı siber güvenlik şirketleri dahil veya Türkiye’deki bazı güvenlik şirketleri bile kendi datalarını gidip bugün Hollanda’da yedekleyebiliyorlar, orada depolayabiliyorlar.
VERİ KÜRESELLEŞTİ TEKNOLOJİ HENÜZ KÜRESELLEŞMEDİ … Bugünkü enformasyon, dezenformasyon savaşı, dünyanın hangi ülkesinin teknolojiyi adapte ve bu teknolojiye ‘absorbe’ edebilme kapasiteyle alakalı bir şey. Ama şunu söyleyebiliriz ki; "Veri küreselleşti, teknoloji henüz küreselleşmedi." Çünkü her ülkenin teknoloji adapte ve absorbe edebilme yeteneği birbirinden çok farklı.
DOĞU-BATI ARASINDA SAVAŞ: Bu açıdan şunu öngörmemiz gerekiyor: Şu an dünyaya teknoloji satan bir Amerikan pazarı var. Belirli ölçüde Avrupa pazarı var ve bu pazarı aslında yerinden etmeye ve dengeli ve alt üst etmeye çalışan bir Çin gerçeği var. Bu anlamda enformasyon savaşını yeniden doğuyla batı arasında bir savaş olarak görebiliriz.

OYUN DEĞİŞTİRİCİ YAPAY ZEKA: Sadece buradaki dezenformasyonla alakalı şunu da söyleyebiliriz: Evet yapay zeka bu anlamda bir oyun değiştirici olmuştur. Neden oyun değiştirici olmuştur? Yapay zeka mimarisi 1950'li yıllara dayanmakta fakat yapay zeka 1970'lerde bir kış dönemine girdi. Yapay zeka, 1950 ve 60'larda tam bir Rönesans yaşarken 1970'lerde bir kış yaşandı. Çünkü neden? 1970'li yıllarda dünya ekonomisi birçok krizde; işte petrol krizi vs bunlarla mücadele etmek zorundaydı. Devletler yapay zekaların çıktılarını çok hızlı bir şekilde göremediği için o dönemde çok fazla araştırma ve geliştirme olmadı.
ALTIN ÇAĞ: İlk önce bütçeler akademide kısıtlanmaya başladı, akademide bütçeler kısıtlanınca yapay zeka bir kış dönemine girdi fakat 90'lardan sonra yapay zeka çok hızlı bir şekilde devrime girdi ve 2000'lerden itibaren de altın çağına giriş yaptı. Bu anlamda işte Google olsun Amazon olsun bir sürü program geliştirmeye başladılar. Daha sonra da bunlar derin (deep) öğrenme sürecine girdiler. Ve şu anda artık kendi kendine öğrenebilen sistemlerden bahsediyoruz.
YAPAY ZEKAYA KARŞI YAPAY ZEKA: Eskiden insana karşı yapay zeka vardı şimdi yapay zekaya karşı yapay zekadan bahsediyoruz. "İnsan, yapay zekayla alt edebilir mi?" diye değil, hangi yapay zekanın hangi yapay zekayı ne kadar süre içerisinde ve hangi parametreler üzerinden alt edebileceğini tartışıyoruz.
SİBER YAŞAM ALANLARI: Yapay zeka askeri alanda çığır açtı. Güvenlik alanında çığır açtı. Savunma sektöründe çığır açtı. Yapay zeka eğitimde çığır açtı. Yapay zeka bugün bizim sosyal hayatımızı etkiliyor. Eskiden biz buna siber yaşam alanları diyorduk. Ne demek siber yaşam alanları? İnternetle teknolojinin buluştuğu bütün her yer siber yaşam alanlarıydı. Şimdi yapay zeka bütün bu siber yaşam alanlarını dönüştürüyor. Hayatımızdaki her şey aslında robotikleşiyor, otonomlaşıyor, kendi kendine karar verebilir bir noktaya geliyor.
SOSYAL MEDYADA DEZENFORMASYON SAVAŞI: Yapay zeka, sosyal medyada müthiş bir dezenformasyon savaşını başlatmış oluyor. Bu dezenformasyon savaşının aslında dünyada birçok örneklerini görüyoruz. İşte Amerika'daki seçimlerden tutun, Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-Filistin savaşı gibi … Dünya, tamamen devletlerin fiziksel savaşına eklemlenmiş bir dijital savaş, bir yapay zeka savaşına, entegre olmuş durumda.
BİZİM YERİMİZE … Yineliyorum; eskiden insana karşı aslında yapay zeka diyorduk şimdi yapay zekaya karşı yapay zeka diyoruz. Çünkü şunu görmemiz gerekiyor ki; siber yaşam alanlarımız artık tamamen yapay zekalaşıyor, savaşlar robotikleşiyor, dünya otonomlaşıyor. Yani artık bizim yerimize karar verebilen, bizim yerimize düşünebilen, bizim yerimize konuşabilen, bizim yerimize duyan, bizim yerimize planlar yapan bir teknolojiyle iç içe geçmiş hayatlar yaşıyoruz.

HER ŞEYİ MİMİKLEYEBİLEN SİSTEM: Yapay zeka, insanın bütün kabiliyetlerini, bütün hareketlerini, bütün karakteristik özelliklerini mimikleyebilen sistemlerdir. Yani insanı taklit eden sistemlerle karşı karşıyayız. Şimdi bu açıdan baktığınızda yapay zeka, dezenformasyon ve enformasyon savaşlarının en önemli parametrelerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Ve biz bunu bütün savaşlarda, şu anda görüyoruz.
SEÇİM DÖNEMLERİ: Sadece yaşam alanlarımızda, gündelik hayatlarımızda değil, devletlerin seçim dönemlerinde dezenformasyon, yapay zeka üzerinden şekilleniyor. Savaşlara bakıyoruz; bütün otonom sistemlerin içerisine aslında yapay zekanın entegre edilmesi… Artık bütün her şey insansızlaşıyor ve otonomlaşıyor ve bu anlamda yapay zeka bu teknolojiyi yönlendiriyor. Ve bu açıdan sosyal medya, birçok alanda toplumların hayatlarını kökten değiştirebilecek aslında dezenformasyon politikalarına uygulanmasına yol açıyor.
"AMERİKA, AIDS'İ BİLEREK YAYDI" İDDİASI … Eskiden Soğuk Savaş döneminde Rusya'yla -Sovyetler Birliği'yle- Amerika arasındaki dezenformasyon-propaganda savaşında şöyle bir şey vardı: Rusya dedi ki; "Amerika AIDS'i bilerek yaydı." Ve bunu nasıl yapıyordu; televizyonda Amerikalı önemli yazarlarla … Sovyetler Birliği, onları kendilerine devşiriyordu. Bilim adamlarına, gazetecilere, akademisyenlere "Amerika'nın bilinçli bir şekilde AIDS virüsünü çıkardığı"na dair yayınlar yapacaksınız diyordu. Ama o zamanki yayınlar kısıtlıydı. Kaç tane gazete vardı, kaç tane televizyon vardı, ben onu soruyorum. Yani insanların takip edebileceği ve o mecralarla angaje olabileceği alanlar kısıtlıydı. Fakat şu anda baktığımızda her bir sosyal medya kullanıcısı adeta bir gazete gibi, bir televizyon kanalı gibi.
DEZENFORMASYON SADECE DEVLETLER TARAFINDAN YAPILMIYOR … Bu anlamda en büyük karşımıza çıkacak olan şey, dezenformasyon sadece devletler tarafından yapılmıyor, dezenformasyon bireyler tarafından da kasıtlı olarak yapılıyor. Yani dezenformasyon savaşını, bir devletten devlete, devletin resmi stratejisi dahilinde yürütülen bir savaş olarak görmememiz gerekiyor. Bugün toplumlar olarak; kendi imkanları ölçüsünde bireylerin tamamen dahil olduğu bir dezenformasyon savaşıyla karşı karşıyayız. Onun için devletler kendi toplumlarını kendi vatandaşlarının bile nasıl bir dezenformasyon yürüttüklerini tespit etmekte çoğu zaman zorlanıyorlar.

SEÇİMDEN SAVAŞA DEZENFORMASYON: Toplumların ne kadar dijitalize olduğu savaşların ne kadar dijitalize olduğu, Amerika'daki Trump'ın seçimlerinden tutun, işte Rusya Ukrayna savaşına, İsrail-Filistin'e veya bugün -2024 yılında- dünyanın yarısı seçime gidecek ve bu seçimlerle alakalı her yerde bir dezenformasyon görüyoruz ve medyada görüyoruz. Ve medyadaki dezenformasyon, özellikle yapay zeka teknolojilerinden, 'deepfake'ten çok etkileniyor. Yani giydirme yapıyorsunuz ve bunu gerçekten artık tespit edebilmek o kadar kolay olmuyor. O kadar güzel deepfake programları var ki ve şimdi karşımıza şöyle çıkıyor; dezenformasyon var tamam ve bu bir hakikat, biz bu dezenformasyonla nasıl mücadele edeceğiz?
DEZENFORMASYONLA MÜCADELEDE 3 SACAYAĞI: Bunun üç tane sacayağı vardır. Birincisi, teknoloji adaptasyonudur. Teknolojiyi absorbe ederseniz eğer, hangi teknolojiyle neyin nasıl yapılabileceğini, yani teknolojinin imkan ve kabiliyetlerini bilirseniz aslında o teknolojiyi nasıl kontrol edebileceğinizi bilirsiniz. İkincisi regüle etmek. Bugün Avrupa Birliği, Amerika sürekli yapay zekayla alakalı regülasyonlar, yasal sınırlamalar, çerçeveler çıkartıyorlar. Neden? Çünkü yapay zekayı yapan, aslında özel şirketler. Dolayısıyla bir anlamda özel şirketlerin denetlenmesi arzulanıyor.

STEPHEN HAWKING… ELON MUSK… Şimdi baktığınızda Amazon, Google, işte Elon Musk … Hatta şöyle diyeyim; özel şirket değil, bireyleşen, bireyselleşen şeylerle, etkilerle karşı karşıyayız. İşte bir Stephen Hawking, işte bir Elon Musk artık bugün bir savunma bakanı gibi bir teknoloji bakanı gibi onlardan çok daha fazla veya bir Amerikan Başkanı gibi kendi açıklamalarıyla Twitter'dan (X) attığı bir mesajla ne yapabiliyordu? Toplumları isterseniz dezenformasyon yapabiliyorlar, isterseniz teknoloji yönlendirmesi yapabiliyorlar.
DEVLETLERİ KORKUTTU: Niçin Stephen Hawking adını verdim? Çünkü Stephen Hawking'in de yapay zekayla alakalı söylediği birçok şey aslında devletlerin korkup farklı politikaları devreye sokmalarına neden oldu. Çünkü dedi ki Stephen Hawking; “Yapay zeka insanlığın sonunu getirecek. Eğer yapay zekaya yönelik adaptasyon sürecini yavaşlatmazsanız iş kontrolden çıkacak” ve teknolojinin mucidinden gelen bu tarz açıklamalar, devlette hızlı bir şekilde teknolojinin yavaşlatılması -bakın ‘adapte-absorbe’den bahsetmiyorum- sürecine konu oldu. Çünkü devletler bu teknolojiyi nasıl regule edeceklerini bilmiyorlar. Onun için şimdi Amerika, Avrupa Birliği gibi birçok ülke ve birçok uluslararası ve bölgeler arası örgüt, yapay zekanın kontrol ve regule edilmesinden yana tedbirler alıyorlar.

SAVAŞMAZSAN EZİLİRSİN… Üçüncüsü ise bu savaşın içinde yer almazsanız, bu savaşın altında ezilirsiniz. Yani politika bu. Dolayısıyla hep savunma pozisyonunda kalan ülkelerin aslında en fazla dezavantajlı durumda olduğunu görüyoruz. Hep denir ya; "En iyi savunma, saldırı kabiliyeti kazanmaktadır. Her barış dönemi, savaşa hazırlıktır ve her savaş, nasıl savaştığınız, nasıl barışacağınızı belirler." diye… Burada şunu görmemiz gerekiyor: Eskiden savaş ve barış dönemleri, çok netti ama bugün hiçbir şeyin net olmadığı, savaşan aktörlerin belirsizliği, savaş ve barış dönemlerinin grileştiği, aktörlerin grileştiği, bir dönemde sizin sadece savunma yeteneklerinizle bir yere gelmenizin mümkünatı yok. Dolayısıyla savunma kadar, saldırı, imkan ve kabiliyetlerinizle bir teknoloji yol haritası belirlemek zorundasınız.
DİJİTAL OKURYAZARLIK: Devletler, dijital teknolojiyle akıllı teknoloji ve yapay zekayı birbiriyle karıştırıyor. Yani dijitalleşme demek, illa akıllı teknoloji adapte ettiğiniz anlamına gelmiyor. Her akıllı teknoloji de yapay zeka anlamına gelmiyor. Dolayısıyla buradaki dijital okuryazarlık bizim için bunun için çok önemli.
Ülkeler savunma okuryazarlık projeleri başlattılar, ülkeler medya okuryazarlığı başlattılar, siber okuryazarlık başlattılar. Dezenformasyon yetenekleri açısından baktığımızda; farklı alanlardaki okuryazarlık projeleri, toplumsal farkındalığın ve bilincin oluşması için önemli. Ne kadar fazla farkındalık ve bilinç oluşturursanız, dezenformasyonla mücadelede o kadar fazla hazırlık seviyenizi arttırmış oluyorsunuz. Onun için teknoloji okuryazarlığının çok önemli olduğunu düşünüyorum.
TEYİT DEVLET TEKELİNDE DEĞİL: Bir teyit hattı olarak baktığımızda; eskiden teknolojiyi bu kadar absorbe etmediğimiz için, bir şeylerin teyit edilip edilmemesi de devletlerin tekelindeydi. Şimdi baktığımızda teyitler sadece devlette değil, özel şirketler hepsi kendi teyit hattını kurmuş durumda. Bunu şöyle görmemiz gerekiyor; bilgi o kadar hızlı dolaşıma giriyor ki artık bizim bürokrasiyi bekleyecek, devlet kanallarından gelecek teyit sürecini bekleyecek vaktimiz dahi yok bu data akınıyla mücadele etmek için. Onun için bugün dünyanın en büyük ana akım medya kanallarına baktığımızda hepsinin kendi teyit hatlarını, teyit merkezlerini, teyit mekanizmalarını kurduğunu görüyorsunuz. Ve bununla beraber devlet ve hem de özel sektör bu teyit mekanizmalarıyla beraber kendi okuryazarlık projelerini başlatıyorlar ve her medya kanalının kendisine ait aslında toplumsal bilinç oluşturacak yeni mekanizmalar inşa ettiğini ve kendi toplumlarında bir bilinçlenme sürecini başlattığını görüyoruz. Dolayısıyla okuryazarlık yine devletin tekelinde değil aynı zamanda özel sektör akademi endüstri de kendi okuryazarlığını başlatmış durumda. Bunu da aslında devlet kamu özel sektör ve akademi işbirliği çerçevesinde değerlendirmemiz gerekiyor.