Dijital yayın platformları ve geçmişten bugüne sinema, dezenformasyon sorununu nasıl etkiliyor?

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü Radyo Televizyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Aytekin, Anadolu Ajansı Teyit Hattı'na konuştu.

Aytekin'le söyleşinin odak noktası, dijital yayın platformları ve sinemanın dezenformasyon sorununa etkisiydi. Dijital platformları, teknik olarak medyayı internet üzerinden doğrudan izleyiciye ulaştıran "over the top" (OTT) denilen servisler olarak tanımlayan Aytekin'e göre; klasik anlamda geleneksel medya, insanı, katılımcıyı daha pasif hale getiren, tek taraflı, manipüle edebilecek bir güce sahip. Dijital platformlar ise etkileşimli bir yapı. Zaman ve mekandan bağımsız olarak kullanıcının istediği yerde, istediği zamanda içerik tüketebileceği, daha zengin, daha yoğun içerikli bir yapıda karşımıza çıkıyor. Bu da daha cezbedici bir durum. Ev ortamında, rahat, farklı ülkelerden yapımlar tüketilebiliyor. Bazı platformlarda kişiselleştirme özelliklerinden dolayı kullanıcı odaklı bir yapı var. Yani kullanıcının istekleri doğrultusunda içerikler öneriyor, listeler oluşturuyor. Bu da günümüz insanı için bir rahatlık ortamı.

Dijital platformlar, içindeki yapay zeka destekli algoritmalarla izlenenler doğrultusunda kişiye uygun listeler hazırlıyor, önerilerde bulunuyor. Hatta bazı platformlar, o içeriklerin kapaklarını, görsellerini, içeriklerini değiştiriyor. Kişiye özel medya ortamı sunmuş oluyor. İçlerinde oyun üreteni var, canlı yayın yapanı var. Sadece bir platform değil; üreten, tüketen ve dağıtan kurum.

Aytekin, "Devletin ideolojik aygıtı olarak sinemanın önemi ne?" şeklindeki soru üzerine ülkelerin sinemanın ilk dönemlerinden itibaren farkına vardığını belirtiyor. İşte özetle anlattıkları:
OKUMA YAZMA BİLMEYENİ SİNEMAYLA ETKİLİYORLAR: Çok erken dönemde; Sovyet Sinemasında Amerikan Sinemasında ideolojik olarak halkı etkileyebilecek bir güce sahip olduğunun farkındalar. Çünkü sinema, insanlara herhangi bir yetki, eğitim ya da sınıf farkı gözetmeksizin görsel olarak çok rahat bir şekilde bütün bilgileri ulaştırabiliyor. Okuma yazma bilmeyen bir insan da filmde ne anlatılmak istendiğini, hikayeyi, ideolojiyi rahat bir şekilde anlayabiliyor. Bu anlatımı, bir hikaye içerisinde aktardığı için insanoğlu bunu çok rahat bir şekilde kabul ediyor.
LENİN NE YAPTI? (Bolşevik Devrimi sonrası Vladimir Lenin'in en büyük devriminin, sinema üzerine olduğunu hatırlatarak) Çünkü okuma yazma oranı çok düşük ve Lenin komünizmi yaymak için sinemadan faydalanıyor.
AFROAMERİKAN…ANGLOSAKSON… WASP… Amerika'da Bir Ulusun Doğuşu filmiyle Afroamerikanlara (ABD'de köleleştirilen Afrikalıların torunları) karşı bir önyargı olduğunu görüyoruz. 1930'larla birlikte Amerika'da Anglosakson (İngiliz soyundan gelen beyaz ırk) yaklaşımını görüyoruz. (Beyaz, Protestan, Amerikalı; İngiliz üst sınıftan Amerikalıları küçük gören ifade) olarak WASP dediğimiz yaklaşımı görüyoruz.

KESME BİÇME YÖNLENDİRME: Sinema, zaman içinde eğlenme aracına dönüşüyor. İnsanlar, sinema izlerken pek çok ideolojiyi bazen bilinçli olarak bazen bilmeden öğreniyorlar, kabul ediyorlar. Böylece büyük ülkeler, kendi sinema okullarında kendi yönetmenlerini yetiştirerek, sektörü sübvanse ederek kendi istedikleri ideoloji doğrultusunda kesme biçme yönlendirme yapıyorlar. İran Sinemasında bunu çok görüyoruz. Kendi ülkemizde de belli dönemlerde bunları gördük. Amerika'da çok gördük, Avrupa'da gördük.
YUMUŞAK GÜÇ: Devlet, iktidara kim geldiyse, kendi fikirleri ve ideolojisi doğrultusunda, nasıl okulları, nasıl farklı hastaneleri, hapishaneleri kullanıyorsa, sinemayı da sanatı da kullanıyor. Ki sinema ya da sanat dalları, bu anlamda yumuşak bir güç. O yüzden de etkili bir sanat aracı propaganda için.

DİJİTAL YAYIN PLATFORMLARININ DEZENFORMASYON VE MANİPÜLASYONA ETKİSİ NE?
OTORİTER REJİMLER HARİÇ: Çok önemli etkileri var çünkü artık dijital platformlar, dünyanın her yerine ulaşıyor. Küreselleşme sürecinin artık başka bir boyutundayız. Bütün ülkelerde sınır diye bir şey kalmadı. Dijital platformlar bunu daha da genişletti. Dünyanın en büyük dijital platformunun, şu an ulaşmadığı ülke yok. Yani 3-4 tane ülkeye giremiyor, onlar çok otoriter rejimlere sahip oldukları için…
BU MEDYA GÜCÜ TELEVİYONDA YOK: Ulaşabildiği bütün ülkelerde, istediği içeriği, istediği yapıyı halka sunabiliyor. Böyle bir medya gücü, televizyonda yok, gazetede yok. İnternette bile belli noktada kısıtlı, yapılanmalar var ama platformlar bunlara rahat bir şekilde ulaşabiliyor.
BAĞIMSIZ DEĞİLLER: Bu platformlar tamamen bağımsız, objektif, tarafsız değil. Hepsinin kurulduğu bir ülke var, ürettikleri bir içerik var ve izledikleri bir yayın politikası var.
BİLİNÇALTINA İŞLİYOR: O güçler doğrultusunda oluşturdukları içerikleri, yoğun olarak filmin tamamında görebiliyoruz. Ama bazen hiç farkında olmadan, 1-3-5 dakikalık çok kısa sürelerde bir görselle bir sahneyle görüyoruz, farkında değiliz. Zamanla bu tür üretimler çoğaldığı için, 10-20 filmde biz bunları gördüğümüz zaman, bilinçaltına ister istemez bazı mesajlar bazı kodlar iletilmiş oluyor.
YOZLAŞMA: (Cinsellik, şiddet, ırkçılık, din karşıtlığı, İslamofobi, Türkofobi konularını örnek vererek) Bu problemli konular, süreç, davranış, hal ve hareket, meşru bir zemine bürünüyor. Her zaman rastlanılan bir durum gibi kabullenilme durumu söz konusu. Kullanıcılar ya da izleyiciler, bu tür olaylara süreç içerisinde tepki vermez hale geliyor. Sonuçta bu düşüncelerle beslendiklerinde bu doğrultusunda fikir beyan etmeye, eylemlerde bulunmaya, eserler vermeye başlıyorlar. Kültürel, dini, milli yozlaşmayı bu anlamda çok ciddi bir şekilde görüyoruz ve bu süreç devam ettiği sürece de göreceğiz.

TÜRKLERE VE İSLAM'A KARŞI ÖNYARGI
ÖNYARGI: Sinema anlamında baktığımızda; zaten eskiden beri İslam'a ya da Türklere karşı bir önyargı var.
1453'TEN BERİ TRAVMA SÜRÜYOR: 1453'te İstanbul'un Fethi'nden sonra Batı'nın yaşadığı, gerçekten bir tür travma, bir türlü atlatılamadı. Vampir filminde -Drakula:Başlangıç- İstanbul'un Fethi ve Fatih Sultan Mehmet'e çok büyük hakaretler ya da suçlayıcı ifadeler var.
ÖFKE DİNMİYOR: Türk – İslam coğrafyasına olan bu öfke bir türlü dinmiyor. Dolayısıyla bu öfkeyi de artık savaş halinde belli noktalarda görebiliyoruz ama sanat alanında çok fazla görüyoruz. Sanat alanında kazanmak için her türlü yol deneniyor. Romanlar, tiyatrolar… Sinema da en yumuşak güç olarak bu anlamda çok kullanılıyor.

GECEYARISI EKSPRESİ: 1978'de çekilen film, çok başımızı ağrıttı. Orada işlenen hikaye şu; Billy Hayes'in Türkiye'de yaşadığı bir sorun kitaplaştırıldı. Bu kitaptan uyarlanan bir film. Uyuşturucu kullanıyorlar, polis yakalıyor, hapse düşüyor. Süreç bu şekilde ama film o kadar çok abartılıyor ki!.. Türkiye, hiç olmadığı şekilde, bir kara coğrafyada yaşayan, zulüm ile abad olan ve insanların özellikle turistlerin-Batılıların üzerine kapalı bir toplum. Hatta oryantalist bir bakış açısıyla develerin gezdiği, doğru düzgün yemek yenmeyen, gezilmeyen, tecavüze, istismara uğranan bir ülke olarak gösteriliyor. Bu film Oscar aldı. Oliver Stone gibi çok ünlü bir senarist imza attı. Dönemin ünlü yönetmenlerinden Alan Parker çekti. Daha sonra Billy Hayes, özür diledi. Oliver Stone bu konuda fikir beyan etti; yanlış bir politika ve içerik ürettiklerine dair ama buna rağmen o şey silinemedi bir türlü çünkü görsel hafızaya yerleşmişti.
YAYILMA PROBLEMİ: İstatistiki bilgi var; hepimiz biliyoruz ki yanlış bilgiler, doğru bilgiler gösterilmesine rağmen yüzde 40 oranında daha çok kabul görüyor. Yani siz yanlış bir bilgi yaydığınızda o yüzde 100 olarak hızlı bir şekilde yayılıyor. Devamında bunu doğrulayan bilgi yayıldığında bu yüzde 40 oranında bir kabul görüyor. Bu çok ciddi bir problem.
KÜÇÜK SAHNE BÜYÜK ETKİ: (Arabistanlı Lawrence, Takip: İstanbul, Zoraki Diplomat, Drakula: Başlangıç, Adalet Savaşçısı, Simpsonlar, Friends gibi filmleri sayarak) İslamofobi, Türkofobi ile ilgili ilişkiler var. Parça parça küçük küçük sahneler ama bunlar birleşince büyük bir yekun teşkil ediyor. Bu da ciddi anlamda Batı seyircisini Batı insanını çok etkiliyor. Kendi insanımızı bile etkiliyor.

ARAP DEVLETİ İMAJI: Açıkçası o oryantalist bakış açısını bir türlü aşamadık. Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik bir Arap politikası, yani bir Arap devleti imajı, çok fazla kullanıldı. Bundan kastım, develerin gezdiği, Arap kıyafeti giyilen, onlarla birleşmiş bir zihniyet algısı her zaman var. Daha kaba, cinsellikle yoğrulmuş, kadının çok daha ikinci planda olduğu, eğitimin düşük olduğu, devamlı dansöz oynatan, eğlence sefa düşkünü bir Türk imajı var. Mafyayla, silahla, şiddetle özdeşleşmiş, uyuşturucu kullanan, kadın ticaretiyle uğraşan bir imaj… Kurtlar İmparatoru filminde bunun bariz örnekleri var. Terörist mesela en çok, tehlikeli adam, problemli, her an bir yerde canlı bomba olarak yer alabilir. Batı sinemasında potansiyel olarak bize böyle bir profil çiziliyor.
11 EYLÜL: İslamofobide 11 Eylül (ABD saldırıları) sonrası dünya büyük bir kırılma yaşadı gerçekten. Zaten Sovyet blokunun yıkılmasıyla 90'lar sonrası Batı'nın bir öteki problemi vardı. Yani güçlü bir öteki yok. Çünkü Amerikan Sineması özellikle Hollywood ya da Batı'nın kendini öteki üzerine inşa eden bir düşmana ihtiyacı vardı. Ve bu düşmanı, İslamofobi yani İslam üzerine buldular. Bu karşıtlık seviyesi, bir endüstri haline dönüştü. İslamofobi şu an büyük bir endüstri haline geldi. Dizilerden kılık kıyafete, birçok eylemde bunu görüyoruz.

KURAN YAKMA EYLEMLERİ: Avrupa’da Kuran yakma eylemlerine geçen senelerde çok sık rastlandı ve bunları görsel olarak da sinemada gördük. Bu güçlü düşmana karşı, bu haksız durum, terörist ve potansiyel suçlu kavramı, kadın sorunu, laiklik problemi devamlı gösterilmeye çalışıldı. Kuşatma ve Üç Kral filmleri gibi pek çoğunda İslami teröristleri görüyoruz. İslam'ı suçlayıcı bir yapı, İslam'ın hiç güzel bir tarafı yokmuş gibi…
SALDIRILAR SIKLAŞTI… Cinsiyetsizlik kavramı üzerinden cinsellik üzerinden çok örneklem yapıldı. Bu anlamda İslamofobinin çok büyük bir problem teşkil ettiğini söylemek lazım. Çünkü ortak yaşam duygusunu da çok niteleyen bir şey. Kuran'ın yakılması, Batı'da okullardaki ve kamu alanlarındaki başörtü yasakları, bu sürecin bir devamı niteliğinde ve bu tür saldırıları da çok sık görmeye başladık.
TÜRK DEMEK MÜSLÜMAN DEMEK: Bu da çok ciddi problem. Türkofobiyle birlikte bunu eşdeğer düşünmek lazım. Çünkü Batı'nın zihniyetinde Türk ve İslam ayrı değil zaten Türk demek Müslüman demek, Müslüman demek Türk demek. Türk coğrafyasını bütün o İslam coğrafyasını Türklük üzerinden inşa ediyorlar. Bizi Araplaştırmaya ya da Arap toplumuyla çok yakın koymalarının en büyük sebebi de o. Batı'da topyekun bir önyargı durumu söz konusu.

6 UNDERGROUND: 150 milyon dolarlık böyle ciddi bir yapım var. Çok ünlü oyuncular oynuyor. Michael Bay gibi Transformers'ı, Pearl Harbor'u çekmiş ünlü bir yönetmen. Ciddi bir prodüksiyon yapıyor. Orada da hayali bir ülke, ismi Türkistan. Orta Asya’da yer alan bir ülke var.Müslüman bir ülke ama diktatörlükle yönetiliyor ve oradaki bir Amerikalı işadamı -yani klasik Amerikan hikayelerinden bir tanesi- dünyayı kurtaracak bir güç olarak bir ekip kuruyor. Bu ekip, başka bir ülkenin iktidarını ele geçirmeye, devirmeye çalışıyor. Bunun için bir teşkilat kuruyor, aslında illegal bir örgüt. Neden kurtarıyorsun? Ayrı bir konu. Burada film içinde kullanılan göstergelere bakınca; Osmanlıya gönderme var, kardeş katlini, bizim Osmanlıya kafes olayını çok iğretici bir şekilde sahnelendirmiş. Bayraklar kullanılıyor. Özbekistan parası kullanılıyor, Türkmenistanlılara gönderme var. Yani komple bir Türk Cumhuriyeti!.. İslam coğrafyasıyla birlikte biraz daha oryantalist bakış açısıyla çok uzak bir ülkede diktatörlükle yönetilen insanlar rahat bir şekilde yaşayamıyor. Ama kendileri zengin, sefa sürüyorlar, yatlarda katlardalar, lüks arabalarla geziyor ve alem yapıyorlar amiyane tabirle çünkü öyle sahneler de var. Hakikaten böyle gösteriliyor.
DEVAMI GELECEK: Şiddet kısmı, kan cinselliği ağır olarak gösteriyor ama diğer tarafta kurtarıcı bir Amerikalı işadamı, bir Amerikalı asker… CIA-FBI hepsi bir araya gelmişler. Bu ekip, dünyayı kurtaracak. Zaten filmin sonunda da başka bir yere gidecek. Yani devamı gelecek imajı veriyorlar.
"KURTARICI ABD" İDEOLOJİSİ: Amerikalı 6 tane ekip, dünyadaki her yeri kurtarabilir. Bu Amerikan ideolojisi, bu kurtarıcı ideolojisi, süper kahraman filmlerinde de var. Biz, bunları Marvel'in DC'nin filmlerinde görüyoruz ama 6 Underground gerçekten bariz, hiç subliminal falan değil göstere göstere… Adı da Türkistan, isimler de Türk isimleri… İçeride kullanılan isimler, bakanlık isimleri vs. o coğrafyayla alakalı bizle ilişkilendirilecek bir durum. Yani parça parça her yerden bir şeyler almışlar, kendi kafalarında bir Türk imajı oluşturmuşlar ve dijital platformda. Büyük bir uluslararası platform, 170 ülkede, şu anda 270 milyon kullanıcısı var. Düşünün, 270 milyon kişi bunu oturup izledi ve bu hala kütüphanelerinde yer alıyor.

PLATFORMDA VE SİNEMADA DEZENFORMASYONLA MÜCADELE
Aytekin, dezenformasyon sorunuyla mücadele kapsamında birey ve devlet bakımından geliştirilebilecek aksiyonları şöyle sıralıyor:
- Önce iyi bir sinema okuryazarı, iyi bir platform-medya okuryazarı olmak gerekiyor.
- Kendi kültürümüzü, değerlerimizi öncelikle topluma çok iyi öğretmek çok önemli. Çünkü bilinçli bir izleme sonucunda zarar görmeyeceğiz. Ne olduğunu ne bittiğini gayet rahat bir şekilde anlayabileceğiz. Bu kendi toplumumuz için yapmamız gereken bir şey.
- Uluslararası alanda nasıl böyle içerikler üretiliyorsa, bizim de kendimizi doğru anlatan içerikler üretmemiz gerekiyor. Gerek devlet düzeyinde gerek özel anlamda…
- Yurtdışı ortaklı filmler önemli. Bu alanı açmak gerekiyor. Hem bizim üretmemiz lazım hem de yurtdışında bu anlamda içerikler üretmek lazım.

- Akademisyenlerin, yazarların, gazetecilerin, söz konusu filmleri kamuoyunda dile getirmesi gerekiyor. Medyanın da bu anlamda haber yapması lazım, gündeme getirmesi lazım ki insanlar bilgilensin.
- Devletimiz kanuni haklarını kullanabilir. Bazı platformlardaki bazı içerikler bazı ülkelerde kaldırıldı.
- Gerçekten daha nitelikli içerikler üretmek gerekiyor. Son yıllarda dizilerle yurtdışında yakaladığımız başarıyı biraz sinemayla biraz da dijital platformlarla yakalamamız lazım.
- O alt yapıyı biraz da beslemek gerekiyor. Bu anlamda biz, teknolojik anlamda çok kötü değiliz, hikaye anlatımı olarak çok güzeliz, gerçi teknik olarak da çok iyi yönetmenlerimiz senaristlerimiz var ama bunları bir araya getirmekte biraz problem yaşıyoruz.
- Eğer bir araya getirirsek dezenformasyonu ve manipülasyonları biraz daha önleyebiliriz ya da gardımızı alabiliriz.