Cinsiyete dayalı dezenformasyon

Çağdaş Çetindemir / 13.05.2026
İstanbul

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi, yapay zeka çağında kadınlara yönelik çevrimiçi şiddeti inceleyen bir rapor hazırladı. Nisan 2026 tarihli raporda cinsiyete dayalı dezenformasyon, deepfake (yapay zeka tabanlı gerçekçi görüntüler), nefret söylemi gibi başlıklar, kadınları etkileyen şiddet biçimleri olarak ele alındı. Rapora göre cinsiyete dayalı dezenformasyon, genellikle karakter-itibar suikastı ve sahte müstehcen içerik gibi yöntemlerle uygulanıyor.


Bilginin Doğrusu Cebinizde:

Yanıltıcı içerikler her yerde! Sosyal medyada önünüze düşen dezenformatif haberlerin doğruları her gün telefonunuza gelsin isterseniz, bağlantıya tıklayın: Teyit Hattı’nın WhatsApp kanalına katılın.

BM Cinsiyet Eşitliği ve Kadınların Güçlendirilmesi Kuruluşu (UN Women) tarafından hazırlanan "Dönüm Noktası: Çevrimiçi Şiddetin Etkileri, Belirtileri ve Yapay Zeka Çağında Yeniden Ele Alınması" başlıklı rapor, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen "Kadınlara Karşı Şiddeti Sonlandırma Eylemi Programı" çerçevesinde üretildi.


Çalışma kapsamında 27 Ağustos-13 Kasım 2025'te BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Uluslararası Gazeteciler Merkezi (ICFJ) ve araştırma ortakları tarafından katılımcılara 5 dilde (Arapça, İngilizce, Fransızca, Portekizce ve İspanyolca) anket uygulandı. 874 katılımcıdan oluşan örneklemde analiz için 1588 yanıt üretildi. Londra Üniversitesine (City St George's) bağlı akademik araştırmacılar tarafından denetlenen ve etik onay verilen anket, 22 danışma kurulu üyesiyle test edildi. Ankette uluslararası insan hakları savunması, aktivizm ve gazetecilik alanlarında yanıtlara odaklanıldı.

Rapora göre kamusal hayatta kadınlara yönelik hedefli çevrimiçi şiddet, giderek -özellikle teknolojik olarak- artıyor ve zararlı hale geliyor. Raporda kadınlara yönelik hedefli çevrimiçi şiddet, "dijital araçlarla işlenen veya desteklenen, fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal, siyasi veya ekonomik zarara, hak ve özgürlük ihlallerine yol açan ya da yol açması muhtemel olan herhangi bir eylem olarak" tanımlanıyor. Kadınlara kadın oldukları için yöneltilen ve kadınları orantısız etkileyen şiddet biçimleri arasında "çevrimiçi taciz, istismar, hedefli gözetim, görüntü ve video tabanlı istismar, cinsiyete dayalı nefret söylemi, cinsiyete dayalı dezenformasyon ve sosyal medya, sohbet uygulamaları, üretken yapay zeka araçları, kısa mesajlar ve e-posta gibi bilgi iletişim teknolojileri aracılığıyla iletilen tehditler" yer aldı. 119 ülkeden 641 kadın katılımcının verdiği yanıtlar analiz edildi:

Katılımcıların; yüzde 12'si, müstehcenlik de içeren kişisel görüntülerin ve deepfake içeriklerin rızasız paylaşımına maruz kaldı, yüzde 6'sı genel olarak deepfake ya da diğer manipüle edilmiş görüntülerle hedef alındığını bildirdi. İstenmeyen/talep edilmemiş cinsel yaklaşımlara (doğrudan özel mesaj yoluyla; istenmeyen özel görüntü, sanal teşhir, cinsel ima, rızasız cinsel içerikli mesaj vb) maruz kalma oranı yüzde 27 olarak belirlendi. Katılımcıların yüzde 41'i tacize uğramamak için sosyal medyada kendini sansürlediğini belirtti. Çevrimiçi şiddete maruz kalan katılımcıların polise başvuru oranı yüzde 25 çıktı. Katılımcıların yüzde 15'i ise yasal işlem başlattı. 

Raporda yapay zeka ve görüntü tabanlı çevrimiçi şiddete maruz kalma, "Gazeteciler ve medya çalışanları" için 353 kadın katılımcı, "İnsan hakları savunucuları ve aktivistler" için 347 kadın katılımcı ve "Yazarlar ve diğer kamu iletişimcileri" için 124 kadın katılımcı değerlendirildi. "İnsan hakları savunucuları ve aktivistler" grubu, müstehcen içerikler de dahil kişisel görüntülerin rıza dışı paylaşımına maruz kalmada yüzde 15,3 ile ilk sırada çıktı.  "Yazarlar ve diğer kamu iletişimcileri" deepfake ya da manipüle edilmiş içeriklere maruz kalmada yüzde 9,7 ile istenmeyen/talep edilmeyen cinsel yaklaşımların doğrudan/özel mesaj yoluyla alınmasına maruz kalmada ise 40,3’le ilk sırada çıktı. "Gazeteciler ve medya çalışanları" ise üç kategoride de son sırada yer aldı.


Rapor, katılımcıların çevrimiçi şiddete bağlı olarak kaygı, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi ruh sağlığı sorunları yaşadığını ve tedavi gördüğünü ortaya koydu. Çalışma bağlamında "Çevrimiçi Şiddet Mağdurlarında Ruh Sağlığı Etkileri" araştırmasında 626 kadın katılımcı yer aldı. Katılımcıların yüzde 24,4'ü "Kaygı-depresyon teşhisi kondu/Tedavi gördüm" ve yüzde 12,8'i ise "Travma sonrası stres bozukluğu teşhisi kondu/Tedavi gördüm" dedi. Çevrimiçi şiddetin ruh sağlığına etkileri meslek grupları açısından incelendiğinde "Yazarlar ve diğer kamu iletişimcileri", kaygı-depresyon teşhis ve tedavisinde yüzde 38,7 ve travma sonrası stres bozukluğu teşhis ve tedavisinde yüzde 21,9'la genel oranın üzerinde çıktı. 


Raporda, elde edilen güncel bulgularla, UNESCO'nun 2020 tarihli ve "Ürpertici: Kadın Gazetecilere Yönelik Çevrimiçi Şiddette Küresel Eğilimler" başlıklı anket sonuçları da karşılaştırıldı. Buna göre çevrimiçi şiddete karşı öz sansür uygulayan "Gazeteciler ve medya çalışanları" sayısında artış oldu. 2020'de yüzde 30 olarak belirlenen bu oran, 2025'te yüzde 45'e çıktı. Çevrimiçi şiddeti polise bildirme konusu, 2020'de 714, 2025'te 348 kadın katılımcıya soruldu. 2020'den 2025'e çevrimiçi şiddeti polise bildirdiğini ifade eden "Gazeteciler ve medya çalışanları" kadın sayısı oranı, iki kattan fazla arttı.


Güncel rapora göre kadın katılımcıların dörtte biri, çevrimiçi şiddeti polise bildirmiş olsa da bu oranın sadece yüzde 10'u şikayetin davayla sonuçlandığını söyledi. Polise başvuran katılımcıların yüzde 27'sine göre ya polis soruşturma konusunda isteksizdi ya da polisin ret yanıtıyla karşılaştı. Yüzde 24'ü ise polisten "mağdur suçlaması olarak algıladıkları bir muamele" gördü. Yani "İstismarı tetiklemek için ne yaptınız/söylediniz?" gibi sorulara maruz kaldılar.