ORSAM Kuzey ve Doğu Afrika Çalışmaları Koordinatörü Dr. Kaan Devecioğlu, Nijerya’da son zamanlarda artan terör olaylarını ve ABD’nin Nijerya’ya artan ilgisinin arka planını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Batı Afrika’da güvenlik dengeleri, son yıllarda yalnızca İslam’ı istismar eden terör örgütlerinin artan saldırılarıyla değil aynı zamanda bölgesel güvenlik mimarisinin aşınması ve küresel güç rekabetinin yeniden şekillenmesiyle eş zamanlı bir dönüşüm sürecine girmiştir. Sahel kuşağında yaşanan askeri darbeler, Fransa özelinde Batılı aktörlerin operasyonel alan kayıpları ve Rusya ile Çin’in farklı araçlar üzerinden genişleyen nüfuzu, bölgeyi yeni bir stratejik rekabet alanına dönüştürürken Afrika’nın en büyük ekonomilerinden ve demografik merkezlerinden Nijerya, bu rekabetin kritik düğüm noktalarından biri haline gelmiştir.
AA'nın WhatsApp kanallarına katılın, önemli gelişmeler cebinize düşsün.
🔹 Gündemdeki gelişmeler, özel haber, analiz, fotoğraf ve videolar için Anadolu Ajansı
🔹 Anlık gelişmeler için AA Canlı
Ülkenin kuzeydoğusunda uzun süredir faaliyet gösteren Boko Haram ve ondan türeyen DEAŞ Batı Afrika Vilayeti (ISWAP) ise yalnızca terör saldırılarıyla sınırlı güvenlik tehdidi olmaktan çıkarak devlet kapasitesi, toplumsal kırılganlıklar, sınır aşan istikrarsızlık riskleri ve büyük güçlerin bölgesel konumlanma arayışlarını aynı anda etkileyen “çok katmanlı” kriz üretmektedir.
Şubat 2026’da ABD’nin yaklaşık 200 askerini, danışmanlık ve eğitim görevleri kapsamında geçici olarak Nijerya’ya konuşlandıracağını açıklaması, bu krizin artık yalnızca Abuja’nın iç güvenlik meselesi olmadığını, Batı Afrika’nın gelecekteki güvenlik mimarisini şekillendirecek daha geniş jeopolitik denklem içerisinde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Nitekim Nijerya, hem askeri kapasitesi hem de Atlantik’e açılan jeostratejik konumu nedeniyle Washington açısından yeni güvenlik ortağı olarak öne çıkmaktadır. Dolayısıyla ABD’nin asker konuşlandırma kararı, yalnızca Boko Haram tehdidine verilen operasyonel bir cevap değil aynı zamanda Sahel’de bilhassa Rusya ve Çin’e kaybedilen nüfuz alanlarının yeniden dengelenmesine yönelik stratejik bir hamle olarak okunmalıdır.
İslam’ı istismar eden örgütlerin bölgesel tehdidi
Boko Haram’ın son dönemde artan saldırıları, Nijerya devletinin özellikle kırsal alanlardaki yönetim kapasitesinin sınırlarını yeniden görünür hale getirmiştir. Borno, Yobe ve Adamawa eyaletlerinde askeri üs baskınları, lojistik hat sabotajları ve toplu kaçırma eylemleri, örgütün halen operasyonel esnekliğini koruduğunu göstermektedir. Örgüt, yalnızca güvenlik güçlerini hedef almakla kalmamakta, yerel yöneticiler, çiftçiler ve ticaret ağları üzerinde baskı kurarak bazı bölgelerde vergi toplama, ticaret yollarını düzenleme ve yerel ihtilaflara müdahale etme gibi araçlar üzerinden devlet otoritesine alternatif oluşturan bir gölge yönetişim modeli (shadow governance model) tesis etmeye çalışmaktadır. Nitekim zorla vergi toplama uygulamaları ve yerel ticaret yollarının kontrol edilmesi, Boko Haram’ın klasik terörizmden ziyade alan hakimiyeti arayışına yöneldiğini ortaya koymaktadır.
Boko Haram içerisindeki ayrışma sonrası ortaya çıkan DEAŞ Batı Afrika Vilayeti (ISWAP), örgütsel disiplin ve yerel topluluklarla kurduğu pragmatik ilişkiler sayesinde farklı bir operasyonel model geliştirmiştir. Buna karşılık Boko Haram’ın daha parçalı yapısı ve sivillere yönelik yoğun şiddeti, örgütün toplumsal meşruiyet üretme kapasitesini sınırlamaktadır. Bu ayrışma, Batı Afrika’daki İslam’ı istismar eden hareketlerin tek tip bir tehdit olmaktan çok farklı yönetişim ve şiddet stratejileri geliştiren rekabetçi örgütsel ekosistemlere evrildiğini göstermektedir.
Diğer taraftan bu tehdit, Nijerya sınırlarının da çok ötesine uzanmaktadır. Çad Gölü Havzası, bugün fiilen çok aktörlü bir güvenlik boşluğu alanı haline gelmiştir. Nijer, Çad ve Kamerun sınırlarının geçirgen yapısı, örgütlerin askeri baskı altında kaldıkları bölgelerden kolaylıkla geri çekilmelerine olanak sağlamaktadır. Özellikle balıkçılık, kaçak yakıt ticareti ve sınır ötesi hayvancılık ağları üzerinden sağlanan finansman, örgütlerin ekonomik sürdürülebilirliğini artırmaktadır. Bu nedenle Boko Haram, yalnızca Nijerya’nın değil Orta Afrika ile Sahel’i birbirine bağlayan geniş bir coğrafyanın güvenlik sorunu haline gelmiştir.
Tehdidin niteliğini değiştiren en önemli gelişmelerden biri ISWAP’ın yükselişidir. ISWAP’ın sivillere yönelik şiddeti nispeten sınırlı tutmaya çalışan yaklaşımı ve yerel topluluklarla pragmatik ilişkiler kurma stratejisi, karşılıklı çıkar temelli bir uyum ilişkisi geliştirmesine imkan tanımıştır. Bu model, örgütün yalnızca terör saldırılarıyla değil ekonomik kaynak üretimi ve yerel yönetişim mekanizmalarıyla varlık göstermesine imkan tanımaktadır.
Ayrıca, Nijerya’da ortaya çıkan güvenlik krizini yalnızca terörle mücadele perspektifinden okumak yetersiz kalmaktadır. Sahel kuşağında Batılı askeri varlığın gerilemesiyle oluşan güvenlik boşlukları, bir yandan Boko Haram ve ISWAP gibi silahlı yapıların hareket alanını genişletirken diğer yandan bölgeyi küresel aktörler açısından rekabetçi bir güvenlik alanına dönüştürmektedir. Bu yeni denklemde terör tehdidi yalnızca devlet kapasitesini aşındıran bir unsur değil aynı zamanda dış aktörlerin askeri, ekonomik ve diplomatik nüfuzlarını yeniden konumlandırmalarına imkan sağlayan stratejik bir katalizör işlevi görmektedir. Bu nedenle Nijerya’da şekillenen güvenlik ortamını yalnızca yerel silahlı gruplarla mücadele meselesi olarak okumak yanlış olacaktır. Bu noktada Nijerya'nın aynı zamanda küresel aktörlerin Sahel sonrası dönemde Batı Afrika’daki askeri ve stratejik konumlanmalarını yeniden tanımladıkları bir rekabet sahasına dönüştüğünü söylemek mümkündür.
Büyük güç rekabeti
ABD’nin yeniden artan güvenlik rolü, bu noktada daha geniş jeopolitik bağlam içerisinde anlam kazanmaktadır. Çin, son 10 yılda Nijerya’nın demir yolu, liman ve enerji altyapısında önemli yatırımlar gerçekleştirmiştir. Rusya ise özellikle Sahel’de güvenlik işbirlikleri ve özel askeri şirketler üzerinden etkisini genişletmeye çalışmaktadır. Mali, Burkina Faso ve Nijer’de Batı karşıtı yönetimlerin Moskova’ya yakınlaşması, Washington açısından stratejik bir alarm yaratmıştır.
Bu nedenle Nijerya’da eğitim ve danışmanlık faaliyetlerinin artırılması, ABD açısından yalnızca terörle mücadele değil Atlantik kıyısından Sahel’e uzanan güvenlik kuşağındaki gücünü yeniden konumlandırma ve güçlendirme çabasıdır. Washington’ın doğrudan savaş gücü konuşlandırmak yerine kapasite geliştirme yaklaşımını tercih etmesi ise Afganistan ve Irak deneyimlerinden çıkarılan derslerin yansıması olarak okunabilir.
Bununla birlikte, dış askeri desteğin yerel sonuçları dikkatle izlenmelidir. ABD askeri varlığının artması, radikal örgütlerin Batı karşıtı söylemlerini güçlendirme potansiyeline sahiptir. Özellikle ekonomik eşitsizliklerin yoğun olduğu kuzey bölgelerinde dış müdahale algısı, yeni mobilizasyon alanları yaratabilir. Bu nedenle askeri destek ile yerel yönetişim reformlarının eş zamanlı ilerlemesi, kritik önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, Nijerya’da ortaya çıkan güvenlik tablosu, yalnızca Boko Haram veya ISWAP’ın askeri kapasitesiyle açıklanabilecek bir kriz olmaktan uzaktır. Devlet otoritesinin kırsal alanlarda aşınması, Sahel’de parçalanan bölgesel güvenlik mimarisi ve büyük güç rekabetinin giderek güvenlik alanına taşınması, Batı Afrika’yı yeni bir jeopolitik kırılma hattına dönüştürmektedir. ABD’nin Nijerya’daki danışmanlık ve eğitim angajmanını artırması, kısa vadede operasyonel kapasiteyi güçlendirebilir ancak terör tehdidinin kalıcı biçimde geriletilmesi, yalnızca askeri araçlarla mümkün görünmemektedir.
Yerel yönetişim reformları, ekonomik kapsayıcılık ve sınır aşan güvenlik koordinasyonu eş zamanlı ilerlemediği sürece Boko Haram ve ISWAP gibi örgütler, güvenlik boşluklarını yeniden üretmeye devam edecektir. Bu nedenle Nijerya’nın önündeki asıl sınav, terörle mücadelede taktik başarı elde etmekten ziyade devlet kapasitesini yeniden tesis ederek Batı Afrika’da şekillenen yeni güç rekabeti ortamında stratejik özerkliğini koruyup koruyamayacağıdır. Aksi halde ülke, terör tehdidiyle mücadele eden bir aktör olmaktan çok, küresel rekabetin kesiştiği kalıcı bir güvenlik sahasına dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
[Dr. Kaan Devecioğlu, ORSAM Kuzey ve Doğu Afrika Çalışmaları Koordinatörüdür.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.