Euro
6.53
Dolar
5.81
BIST 100
96,861.42
Altın
1,275.50
Analiz

Suriye’de rejimi çözüme entegre çabaları ve Riyad’ın tutumu

Arap camiası, Arap ülkeleriyle Suriye hükümeti arasındaki ilişkileri yeniden başlatmak için çeşitli bahanelerle atılan beklenmeyen bir takım adımlara tanık oldu.

09.01.2019
Suriye’de rejimi çözüme entegre çabaları ve Riyad’ın tutumu

İSTANBUL - İhsan El-Fakih

Arap camiası, Arap ülkeleriyle Suriye hükümeti arasındaki ilişkileri yeniden başlatmak için çeşitli bahanelerle atılan beklenmeyen bir takım adımlara tanık oldu. Öncelikle, Suriyeli yetkililerin ziyaretleri, bazı ülkelerin Şam’daki büyükelçiliklerini yeniden açması ve Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir gibi bazı Arap yetkililerin Şam’ı ziyaret etmesi örneklerinde tanık olunduğu üzere, Arap ülkelerinin resmi tutumunun, zorunlu olarak ilişkilerin yeniden kurulmasını hedefleyen siyasi bir hareketliliği yansıtmadığına işaret etmek gerekiyor.

Esed’in Suriye’de 2011’de başlayan barışçıl gösterilere karşı orantısız güç kullanması ve yüzlerce göstericinin hayatını kaybetmesi, Arap dünyasının ve uluslararası kamuoyunun tepkisine, Suriye rejimine karşı tavır alınmasına neden olmuştu. Suudi Arabistan göstericilere askeri güç kullanan ve gösterilere müdahale eden Suriye rejimine yönelik cezai önlemler aldı. Olayların ilk günlerinden itibaren Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz, Suriye rejimine karşıt bir tutum izledi; rejimi düşürmesi için açıkça Suriye muhalefetini silahlandırmaya ve onlara destek vermeye çağırdı.

Bir yandan Arap ülkeleri Suriye’deki olayların ardından rejim lideri Esed’in düşeceği konusunda bahse tutuşurken, diğer yandan Suriye muhalefetine askeri, mali ve siyasi destek sundu. Ancak Rusya’nın 2015 yılında Esed güçlerinin yanında yer alarak savaşa müdahil olması ve İran’ın çok yönlü müdahalesi rejimin düşmesine mani oldu. Rejim güçleri, 2012 yılından itibaren tedrici olarak kaybettiği topraklarda yeniden kontrolü sağlamaya başladı. Arap liderler askeri yollarla rejimin düşürülemeyeceği kanısına vardı. Ancak tüm tarafların katılımıyla bir anayasa hazırlandıktan sonra oluşturulacak geçiş döneminde Suriye rejiminin düşebileceği yönünde bir eğilim artmaya başladı.

Arap dünyasında ve bilhassa Körfez’de, Suriye de dahil olmak üzere Arap ülkelerinin müşterek bir çaba üzerinde birleşmelerinin İran’ın bölgedeki nüfuzunu ve yine Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölge için oluşturduğu düşünülen tehdidini kesin olarak sınırlayacağı konusunda bir mutabakat beliriyor olsa da Suudi Arabistan, resmi düzeyde, Suriye’yle ilişkilerini yeniden başlatan veya buna karar veren ülkelerin dışında yer alıyor. Kuveyt’in de arasında olduğu bazı ülkeler, Arap Birliği’nin Suriye üyeliğinin askıya alınması kararının kaldırılmasıyla, Suriye rejiminin siyasi çözüm müzakerelerini ciddi bir şekilde benimsemesinin birbirine bağlı olduğunu savunuyor. Resmi tutumunu henüz açıklamamasına rağmen, Suudi Arabistan büyük olasılıkla Kuveyt’e benzer bir tutum sergileyebilir ve biraz daha ileriye giderek geçiş döneminin bitmesiyle yeniden imar taahhütlerini de bu konuyla ilişkilendirebilir.

Gözlemciler Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki ilişkilerden ve bu iki ülkenin İran’ın bölgedeki nüfuzuyla mücadeledeki tutumlarından dolayı, BAE’nin Şam’daki büyükelçiliğini yeniden açmasının Suudi Arabistan’la istişare ve koordinasyon neticesinde gerçekleştiğini ifade ediyor. Suudi Arabistan Suriye ile ilişkileri yeniden kurmasa ve Şam büyükelçiliğini açmasa bile, BAE’nin Şam’daki büyükelçiliği Suudi diplomasisinin Suriye’deki arka kapısı yerine geçecektir.

Suriye rejiminin lideri geçen Ekim ayında Kuveyt’te yayımlanan bir gazeteye, bazı Arap ülkeleriyle yıllar süren düşmanlık ve kopukluğun ardından ülkesinin bir takım anlaşmalara vardığını söylemişti. Öte yandan, Bahreyn Dışişleri Bakanı’nın da arasında olduğu Körfez yetkilileri, Suriye meselesinin, Arap ülkeleri olmadan, uluslararası ve bölgesel aktörler tarafından ele alınmasının doğru olmadığına inanıyor. Bu bağlamda, Arap Parlamentosu 11 Aralık’ta Şam’daki Arap büyükelçiliklerinin yeniden açılması ve Suriye’nin Arap Birliği’ne üyeliğinin etkinleştirilmesi çağrısı yaptı.

Suriye’deki iç savaş, birbiriyle rekabet halindeki uluslararası ve bölgesel aktörler için bu ülkeye müdahale sebebi oldu. Suriye toprakları, kendi çıkarları doğrultusunda başarı elde edemeyen bu tarafların uzun süren savaşlarına tanık oldu. İç savaşın geldiği son aşamada ise Esed rejimi, muhalif grupların ve radikal örgütlerin kontrolü altında bulunan toprakları geri aldı. Sahada Esed rejimi lehine değişen bu dengeler, Suriye yönetimine karşı düşmanca bir tutum sergileyen birçok ülkeyi, yeni döneme ayak uydurabilmek adına, pozisyonlarını gözden geçirme aşamasına getirdi. Bu çerçevede, Suriye ile yeniden diplomatik ilişkiler kurma konusunda tereddüt içinde olan Arap ülkeleri, Tunus’ta Mart ayında yapılacak Arap Birliği zirvesini beklemek zorunda kalacak gibi görünüyor. Söz konusu zirvede ise Suriye’nin ikinci kez Arap Birliği’ne dahil olması yönünde bir karar çıkacağı tahmin ediliyor. Suriye’nin zirveden önce Arap Birliği’ne katılma ihtimallerinden söz eden haberler dikkate alındığında ise Beşşar Esed’in zirveye davet edilenler arasında olabileceği ihtimali akıllara geliyor.

Suriye rejimine yakın medyada “Suudi Arabistan’ın diğer Arap ülkelerine, Suriye’nin Arap Birliği üyeliğinin yeniden aktif hale getirilmesinin önünde bir engel bulunmadığı düşüncesini ilettiği” yönünde çıkan haberlerin doğruluğu henüz teyit edilmedi. Fakat Suudi yetkililer de “isim verilmeksizin diplomatik kaynakların naklettiği” bu haberleri yalanlayan bir açıklama yapmadı. Yine medyada yer alan haberlere göre, Suriye’nin Arap Birliği üyeliğini aktifleştirme çabaları çerçevesinde Suudi Arabistan ile koordine halinde olan Mısırlı yetkililerin başkent Şam’ı ziyaret etmesini ABD’nin baskıları engelledi. Bu yüzden Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir 16 Aralık’ta Şam’a bir ziyaret gerçekleştirdi.

Tüm bu bilgiler ışığında, Suudi Arabistan’ın Şam yönetimiyle ilişkilerini normalleştirmesinin ABD’nin tutumuyla çeliştiğini söyleyebiliriz. ABD bu tutum kapsamında yeniden imar dosyasını Suudi Arabistan’a teslim etmeye hazırlanıyor. Bu da Suriye’den çekilmesi kararlaştırılan ABD güçleri yerine Arap güçlerinin yerleştirilmesi gibi çok boyutlu politikanın bir parçası olduğu anlamına geliyor.

Farklı Arap ülkelerinin yetkililerin açıklamaları dikkate alındığında, “Esed rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesi için, Suriye’ye Arap Birliği’nde yeniden tam üyelik verilmeden önce, çatışmaların son bulması ve siyasi çözüme gidilmesi gerektiği” yönünde bir fikir birliğinin olduğu görülüyor. Aynı şekilde, yeniden imar meselesi de Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), ABD ve Suudi Arabistan’ın bu konudaki tutumuna bağlı. Söz konusu taraflar, imar çalışmaları için verilecek maddi desteğin önüne, “Cenevre 1 ve ilgili BMGK kararlarına göre yapılması beklenen müzakereler yoluyla, mevcut rejime alternatif olabilecek siyasi bir çözüme ulaşılması” şartını koyuyor. Arap ülkeleri Suriye topraklarının birliği, bütünlüğü, egemenliği, bağımsız olması ve Cenevre toplantısı sonuçlarına göre iç savaşın sona ermesi konusunda hemfikir.

Riyad yönetimi, müttefikleri BAE ve Bahreyn’in Şam’da yeniden büyükelçilik açmasına karşı çıkmadı. Ancak kendisinin bu adımı atması için, öncelikle Suriye rejiminin liderinin İran’ın nüfuz dairesinden çıkıp Arap dünyasına geri dönmek istediğinden emin olması gerekecek. Suudi Arabistan Şam Büyükelçiliği’ni Arap Birliği’nin Kasım 2011’de aldığı karardan sonra kapatmıştı. Riyad yönetimi, Suriye’nin geri dönmesi konusunda Arap Birliği’nden yeni bir karar çıkmadan da elçiliğini açacağa benzemiyor. Ancak bu kararın çıkması da yakındır. Yine de her hâlükârda Suudi Arabistan’ın, Suriye’de siyasi sahne Cenevre 1 ve ilgili BMGK kararlarına göre yeniden şekillenmeden, Şam büyükelçiliklerini açan müttefikleriyle aynı tutumu izleyeceği yönünde bir gösterge bulunmuyor.

Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
İlgili konular
Bu haberi paylaşın