Advertisement
22 Kasım 2008 Cumartesi
Ana Sayfa
Gündem
Türkiye
Politika
Dünya
Ekonomi
Spor
Eğitim-Bilim
Çevre-Sağlık
Kültür-Sanat
AA'dan...
Fotoğraf
Foto Galeriler
Görüntülü Haberler
AA İl Bülteni-Fotoğrafları
AA Haber Paketi
Kültür-Sanat Etkinlikleri
AA Duvar Kağıtları
Tarihte Bugün
Şans Oyunları
Yılın Olayları
Basın Kanunu
Muhabirin El Kitabı
AA Eğitimleri
 Arşiv



» TÜRKİYE'NİN AB YOLCULUĞUNDA EĞİTİM
Emine Dalfidan - İç Haberler
(22 Eylül 2005)


    -3 EKİM'DE BAŞLAMASI BEKLENEN MÜZAKERE SÜRECİNDEN ÖNCE MEB VE YÖK YETKİLİLERİ, ÜNİVERSİTE REKTÖRLERİ, EĞİTİMİN DURUMUNU DEĞERLENDİRDİ
    
    ANKARA (A.A) - 22.09.2005 - Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim ve Terbiye Kurulu Üyesi ve AB Genel Sekreterliği Topluluk Programları Koordinatörü Sevinç Atabay, Türkiye'deki 347 okulun, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerdeki okullarla ortak projeler yürüteceğini bildirdi.
    3 Ekim'de başlaması beklenen AB müzakere sürecine geri sayım sürerken, MEB ve YÖK yetkilileri ile rektörler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri, eğitimin durumunu ve uyum sürecinde gelinen noktayı değerlendirdi. Değerlendirmelerdeki ortak görüş; Türk eğitim sisteminin, program açısından genel olarak AB ülkeleriyle uyumlu olduğu, ancak fiziki altyapı, ödenek ve öğretmen yetersizliği sorunları yaşadığı yönünde.
   
    -ÇALIŞMALAR-
   
    AB'ye uyum çalışmaları, sistem ve mevzuat alanlarında yoğunlaşıyor.
    Eğitim alanında AB'ye uyum çalışmaları, müzakere tarihi alınmasından önce başlatıldı.
    MEB'de 2001 yılında alınan kararla, ''Avrupa Birliği Müktesebatına Uyum Komisyonu'' kuruldu. Komisyonda AB müktesebatı taranarak, MEB ile ilgili konular belirlendi ve bu doğrultuda Türk mevzuatının uyumunun sağlanması için kanunlar ve yönetmelikler çıkarıldı.
    Bu amaçla çıkarılan kanunların başında 4702 sayılı mesleki ve teknik eğitimi düzenleyen kanun geliyor. Mesleki ve teknik ortaöğretim ile yükseköğretim programları arasında bütünlük sağlamayı amaçlayan kanun, meslek liselerinden meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş sistemini getirdi.
    Bu süreçte çıkarılan ''Türk vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi Hakkında Yönetmelik'' ve ''Göçmen İşçi Çocuklarının Eğitimi Yönetmeliği'' ile ''Ortaöğretim Kurumları Ödül ve Disiplin Yönetmeliği''nde yapılan değişiklikler de AB müktesebatına uyumda önemli bir yer aldı.
    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın sorumluluğunda olan ''Ulusal Meslek Standartları'' ve AB Genel Sekreterliği tarafından hazırlanan ''Mesleki Niteliklerin Karşılıklı Tanınması'' ile ilgili kanun taslaklarının yasalaşmasıyla, uyum çalışmalarının büyük kısmının tamamlanacağı bildirildi.   
   
    -TAM KATILIM-
   
    Türkiye'nin, AB'nin ortak eğitim alanına girmesi, Nisan 2004'de AB eğitim programlarına (Socrates, Leonardo da Vinci ve Youth) resmi olarak katılmasıyla gerçekleşti.
    Bu programların ortak hedefini, ''girişimci bireyler yetiştirmek, Avrupa vatandaşlığı bilincini yaygınlaştırmak, kültürlerarası diyaloğu artırmak, yabancı düşmanlığı ve ırkçılıkla mücadele etmek'' oluşturuyor.
    Anaokulundan yetişkin eğitimine kadar tüm yaş gruplarını kapsayacak şekilde düzenlenen bu programlar çerçevesinde ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim alanlarında ülkeler arasında karşılıklı öğrenci, öğretmen ve öğretim üyesi değişimi yapılıyor. Eğitim kurumları arasında ortak projeler gerçekleştiriliyor. Bu eğitim programları, Türkiye'de Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı bünyesinde oluşturulan Ulusal Ajans'ın koordinatörlüğünde yürütülüyor.
   
    -''YABANCI DİL STANDARDINA UYDUK''-
             
    MEB Talim ve Terbiye Kurulu Üyesi ve AB Genel Sekreterliği Topluluk Programları Koordinatörü Atabay, Türkiye'nin eğitim alanındaki hazırlıklarıyla ilgili AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
    AB'nin birçok alanda ortak politika belirlemesine karşın genellikle ülkelerin eğitim sistemlerine müdahale etmediğini vurgulayan Atabay, AB'nin eğitim konusundaki direktiflerinin, genellikle Socrates, Leonardo da Vinci ve Youth programlarıyla ilgili olduğunu söyledi.
    Bu programların dışında da bazı ortak kriterler bulunduğunu ifade eden Atabay, ''öğrencinin, zorunlu eğitimi tamamladığı zaman en az 2 yabancı dili öğrenmiş olması''nın, bu kriterlerden biri olduğunu kaydetti.
    İlköğretimin ilk 5 sınıfının müfredatının, Avrupa'nın benimsediği ''öğrenci merkezli'' yaklaşımla yenilendiğini belirten Atabay, yabancı dil öğretiminin 4. sınıftan başlatıldığına işaret ederek şunları söyledi:
    ''Şu da bir gerçek ki Avrupalılar, birbirlerinin dillerini daha kolay öğrenebiliyorlar. Bizim dilimizin özelliğinden dolayı bu Türkiye'de kolay değil. O halde biz 1 yabancı dili çok iyi öğreterek öğrencilerimizi mezun etmek zorundayız. Bunun için de ne yaptık? AB'nin ortak dil programı çerçevesinde, Talim ve Terbiye Kurulu yeni yabancı dil programı hazırladı, ilköğretim 4. sınıftan, 8. sınıfın sonuna kadar. Bunda da hedefimiz şu: Avrupa'daki gibi, örneğin 8. sınıfı bitiren bir İspanyol çocuk 8. sınıf sonunda hangi düzeyde öğrenmiş oluyorsa, biz de o düzeyde öğreteceğiz.
    Bugüne kadar biz düzeyi belli etmezdik. Kim ne öğrendiyse orada kalırdı. Şimdi öyle değil. 8. sınıfı bitiren çocuklar, Çerçeve Program'da A2 düzeyi diye bir düzey var, o seviyeye gelecek. Kendini iyi ifade edebilen, günlük İngilizceyi kullanabilen, iletişimi kurabilen bir seviyeye gelecek. Grameri çok geri plana atıyoruz. Bugüne kadar bizde hep gramer ön plandaydı. Bununla olmadığını artık gördük. Onun için de sadece günlük konuşmayı, iletişim kurabilmeyi ön plana çıkartıyoruz. Yabancı dil konusunda eğer bir standarda uyumdan söz edeceksek, evet öyle yaptık.''
   
    -''ÇOCUKLAR, ÖĞRENMEYİ ÖĞRENECEK''-
   
    İlköğretim müfredatının, eğitimin tüm paydaşlarının geniş katılımıyla, birçok ülkenin programları taranarak hazırlandığını belirten Sevinç Atabay, şöyle devam etti:
    ''Biz 8 yılın sonunda, zorunlu eğitimdeki bir mezundan ne beklediğimizin felsefesini programa koyduk. Önemli olan, öğrenciye ne kadar matematik öğrettiğiniz değil, O matematiği çocuğun hayata nasıl geçirdiği. Niye Türkiye, PISA sınavlarında geride kalıyor? Çünkü bizim çocuklarımızın, öğrendiklerini hayata geçirmede zorlukları var. Yabancı dilde öğrendiklerimizi hayata geçiremedik, Matematikte öğrendiklerimizi hayata geçiremedik. AB'de mesele neyin ne kadar öğretildiği değil, nasıl bir standart ve felsefeyle öğretildiği. Biz şimdi bunu yaptık. Öğretmenin rehber olduğu bir sistem. Çocuklar, öğrenmenin ne olduğunu öğrenecek.''
      
    -''MUSLUKLARI, HALA EVDEKİ ERKEKLER TAMİR EDİYOR''-
       
    AB'ye hazırlanan Türkiye'nin mesleki eğitime önem vermesi gerektiğini vurgulayan Atabay, şöyle konuştu:
    ''Çıkan ilerleme raporlarına bakın, bizim en çok eleştirildiğimiz alan, mesleki eğitimdeki standartlarımız. Evet bugüne kadar mesleki eğitime yeterince ilgi göstermediğimizi ülke olarak kabul ediyoruz. Ama şimdi durum tam tersine döndü. Bu sadece AB istediği için değil, ekonomik ihtiyaçlarımız, rekabet edebilir bir ülke olmamız ve bu kadar genç ve büyük nüfusumuzun istihdam edilebilmesi için de bizim için öncelikli.
    Bizde herkes üniversiteye yönelmiş durumda. Avrupa'da ise yatay eğitim modeli var. Ara insan gücü yetiştiriyorlar.
    Türkiye'de hizmet sektörü yok. Hala evdeki erkekler, musluklarını kendilerini tamir etmeye çalışırlar. Ama bu bir sektördür ve bu alanda yetişmiş insan gücünün kullanılması lazım.
   
    -''BİRAZ DAHA ZAMANIMIZ VAR''-
    
    Bizde duvar ustası nasıl yetişir, sokakta yetişir. Avrupa bunu istemiyor. Bir gün serbest dolaşım olacaksa, benim duvar ustam Avrupa'ya gidecekse, sertifikalandırılmış bir eğitimden geçmesi gerekiyor. İşte hedef bu. Eğer bu anlamda (Avrupa ile uyumda hangi aşamadayız) dersek, biraz daha zamanımız var, biraz daha çalışmamız gerekiyor.
    Hizmet sektörü devreye girdiğinde, ekonominin nasıl farklı bir noktaya gideceğini düşünün. Avrupa böyle çalışıyor. Artık bizim ihtiyacımız bu. Dikey eğitim modelinden yatay eğitim modeline geçip, ara insan gücünü ve hizmet sektörünü hayata geçirmek. Ama önemli olan, şu anda Bakanlığın bunun farkında olması ve mesleki eğitimle ilgili belgelendirilmiş ara insan gücünün yetişmesi için bütün kaynakları ayırıyorlar.''
    Atabay, İşkur meslek standartlarını belirlemek amacıyla çalışmaların sürdüğünü de kaydetti.
   
    -''AVRUPA, ERKEN HAMİLELİK VE UYUŞTURUCUYLA UĞRAŞIYOR''-
   
    Sevinç Atabay, Türkiye'nin ''eksiklerini'' de şöyle anlattı:
    ''Fiziki altyapı, öğretmen yeterli değil ama sanmayalım ki Avrupa'nın her yerinde her şey çok güzel. Bizde fiziki altyapı sorunu var, Avrupa'daki öğrencilerde deformasyon sorunu var. Ülkemizin genç nüfusu, birçok AB ülkesinin nüfusundan daha fazla. Bizde, okul sunamadığımız, sınıf sunamadığımız çocuklarımız var, Avrupa ise erken hamilelikle uğraşıyor, uyuşturucuyla uğraşıyor. Herkesin sorunu farklı. Çünkü her ülkenin iç dinamikleri farklı. Hiçbir ülke, eğitimi sıfır sorunla götürmüyor. Bunu da görebilmek lazım.''
    Atabay, ilköğretim ve ortaöğretim okullarını kapsayan AB eğitim programı Comenius kapsamında, Türkiye'deki okulların, AB ülkelerindeki okullarla ortak yürütmek üzere hazırladıkları 347 projenin kabul edildiğini belirterek şunları kaydetti:
    ''347 okulumuz, İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Hollanda ve diğer AB ülkeleriyle proje yapacaklar. Bu çerçevede yaklaşık 1100 öğretmenimiz ve 760 öğrencimiz, ülkelere gidip gelmiş olacaklar. Bu da bizim hangi standartlara ulaştığımızı gösteren iyi bir örnek diye düşünüyorum. Avrupa'daki öğretmenler de Türkiye'de öğretmenlik yapabilmek üzere Comenius programlarına başvuruyorlar. Şu anda 110 öğretmen başvurmuş durumda. Bu da başka bir şeyin göstergesi.''
    Atabay, ''Genel açıdan değerlendirildiğinde ilköğretim ve ortaöğretim AB'ye hazır mı?'' sorusunu ''İçerik ve programlar açısından hazırız. Sadece fiziki altyapı sorunumuz var'' yanıtını verdi.
    Zorunlu eğitim süresinin Türkiye'de 8 yıl, AB ülkelerinde ortalama 9-10 yıl olduğunu belirten Atabay, ''AB'nin, eğitim süresiyle ilgili bir diktesi yok. Mesele, zorunlu eğitim süresi içinde neyi ne kadar öğrettiğiniz'' diye konuştu.

    -YÖK BAŞKANI TEZİÇ: ''3 EKİM'DEN SONRA, ÜNİVERSİTELERLE İLGİLİ HÜKÜMETİN KARŞILAŞACAĞI BİR SIKINTI YOK''
   
    YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, müzakereler sürecinde üniversitelerin, AB'ye uyumu açısından yapılacak değerlendirmede hükümetin herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmayacağını söyledi.
    Avrupa'da ortak bir yükseköğretim alanı oluşturmak için Avrupa ülkelerinin eğitim bakanlarının bir araya gelerek yayımladığı Bolonya Deklarasyonu'ndaki kriterler esas alınıyor. Bu kriterleri yerine getirerek ortak bir alan oluşturmak için Bolonya sürecinin, 2010 yılına kadar tamamlanması hedefleniyor
    Bolonya kriterleri, ''Diploma derecelerinin anlaşılır hale getirilmesi, yükseköğretim sisteminin lisans ve lisansüstü eğitim olarak kademelendirilmesi, yükseköğretimde kalite kontrolünün oluşturulması, öğrenci ve akademisyenlerin serbest dolaşımının kolaylaştırılması'' gibi unsurları kapsıyor.
    AB eğitim programları kapsamındaki Socrates programı bünyesinde yer alan Erasmus alt programı, yükseköğretim alanında öğrenci ve akademisyen değişimini öngörüyor.
    Ulusal Ajans'tan alınan bilgiye göre, Türkiye'de 77'si devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 79 yükseköğretim kurumu, Erasmus programında yer alıyor. Erasmus programından, 2005-2006 akademik yılında yaklaşık 3 bin öğrenci ve 650 öğretim üyesinin yararlanması planlanıyor.
   
    -DİPLOMA EKİ-
   
    Türkiye'deki üniversitelerin 3'te 2'sinin, Bolonya kriterlerinde ''diploma derecelerinin anlaşılabilmesi için'' mezunlara verilmesi öngörülen ''diploma eki'' uygulamasına geçtiği bildirildi.
    Diploma eki, mezunlara asıl diplomanın yanı sıra verilen tamamlayıcı nitelikteki bir belgeden oluşuyor. Bu belgede, alınan dereceyle ilgili bilgiler, derecenin düzeyi, içeriği ve kullanım alanları ve ulusal eğitim sistemi ve üniversitenin eğitim ve değerlendirme sistemi gibi bilgilere yer veriliyor. Avrupa'daki en yaygın İngilizce, Almanca veya Fransızca dillerinden birinde hazırlanan bu belge, ''uluslararası şeffaflık ve akademik/mesleksel tanınırlık sağlamada önemli bir araç'' olarak nitelendiriliyor.
    YÖK, üniversitelere gönderdiği yazıda, henüz bu uygulamaya geçmeyen üniversitelerin, 2005-2006 akademik yılı sonuna kadar çalışmalarını tamamlamalarını istedi.
    Ayrıca öğrencilerin yurtdışında görmüş oldukları eğitimin kendi ülkelerinde tanınmasını sağlayacak sistem olan ''Kredi Transfer Sistemi'' çalışmalarının da bu akademik yıl içinde tamamlanması planlanıyor.
   
    -''KALİTE YÖNETMELİĞİ'' ÇIKTI-
   
    Bu arada, yine Bolonya kriterlerinden olan ''kalite güvence sistemi''nin oluşturulmasına yönelik yasal düzenleme de tamamlandı. YÖK'ün hazırladığı ''Yükseköğretim Kurumlarında Akademik Değerlendirme ve Kalite Geliştirme Yönetmeliği'', 20 Eylül 2005 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı.
    Ayrıca yine aynı kapsamda değerlendirilen ve öğrencilerin temsilini düzenleyen ''Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Konseyleri ve Yükseköğretim Kurumları Ulusal Öğrenci Konseyi Yönetmeliği'' de aynı tarihli Resmi Gazete'de yer aldı.
   
    -''YABANCI ÖĞRENCİ GELİYOR''-
   
    YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, üniversitelerin, AB'ye uyum sürecinde yapılması gerekenlerin büyük kısmını tamamladığını belirtti.
    ''AB'ye uyum konusunda yükseköğretim alanında ne gibi sorunlar yaşandığı'' sorusuna Teziç, şu yanıtı verdi:
    ''3 Ekim'den sonra üniversitelerle ilgili hükümetin karşılaşacağı bir sıkıntı yok. Bakın, üniversitelerimizde öğrenci, öğretim üyesi değişimleri yapılıyor. Anadolu'daki üniversitelere, hiç aklımıza gelmeyen yerlere, değişim programı kapsamında Avrupa'dan öğrenci gelmeye başladı. Bizden Avrupa'ya giden çok sayıda öğrenci var. Bir sömestr, iki sömestr orada okuyup gelenler var. Biz o sürecin içindeyiz. Bu değişim programını uygulayan üniversitelerin sayısının artması lazım. Bu bir rekabet ortamıdır.''
   
    -''GERİ KALMADIK''-
   
    Ülkelerin Bolonya süreciyle ilgili çalışmalarını değerlendirmek amacıyla oluşturulan ''Bolonya İzleme Grubu''na Yürütme Kurulu üyesi seçilen YÖK Başkanvekili Prof. Dr. Aybar Ertepınar da ''Bu süreçte Avrupa Eğitim Bakanları toplantılarında 'şu yapılsın' denip de yapılmayan, Türkiye'nin geri kaldığı hiçbir şey yok. Türk üniversiteleri, Bolonya kriterlerinde 2010 yılına kadar ne öngörülmüşse, diğer ülkelerle birlikte buna hazır olacak'' diye konuştu.
       
    -REKTÖRLERİN GÖRÜŞLERİ-
   
    Rektörlerin büyük bölümü ise ''idari ve mali özerklik olmamasından'' yakınıyor ve AB'ye uyum açısından bu konuda sorun yaşanacağını düşünüyor.
    Rektörlerin görüşleri şöyle:
   
    ODTÜ REKTÖRÜ PROF. DR. URAL AKBULUT:
    Bana göre Türkiye'deki üniversitelerin, AB'ye hazır olması gibi bir sorunu yok. Çünkü bizim akademik sistemimiz, AB'nin üzerinde uzlaşmaya çalıştığı modele son derece yakın. Yani üniversitelerin ders verme, not verme sistemleri, transkriptlerin hazırlanması, ders içerikleri, eğitim süreleri, sömestrdeki hafta sayıları, zaten Avrupa'nın üzerinde uzlaşmaya çalıştığı sisteme uygun. Bilimsel araştırmalar açısından ele alınırsa da büyük bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Avrupa'daki üniversiteler incelendiğinde, büyük kısmının, Türkiye'deki ortalama düzeydeki üniversitelerin gerisinde olduğunu görüyoruz.
    Hazır olmadığımız alanlar var mı? Mali açıdan bizim beklentimiz, araştırma-geliştirmeye ayrılacak paylar artırılmalı. Bu paraları daha rahat harcayabilmek için bütçe sisteminin değiştirilmesi lazım. Devlet üniversitelerinin, katma bütçe sisteminin dışında değerlendirilmesinde büyük yarar var.
   
    ANKARA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. NUSRET ARAS:
    Türk üniversiteleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin diğer birçok kurumundan ilerde. Üniversitelerin en az 3'te 2'si AB'ye uyum süreci geçirdi. AB ülkelerinde ve ülkemizdeki herhangi bir derste benzer konuların okutulması, kredi saati olarak derslerin aynı olmasıyla  ilgili kredi transfer sistemine geçildi. Yönetmeliklerimizi buna göre değiştirdik.
    Biz üniversite olarak Avrupa Üniversiteler Birliği'nin kurumsal değerlendirmesinden de geçiyoruz. Türkiye'de bu değerlendirmeden şimdiye kadar ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ ve Uludağ üniversiteleri geçti.
    AB üniversiteleri ile bizim aramızda tabii ki belli farklılıklar var ama en önemli farklılık, idare sisteminde. Bizde mali ve idari özerklik yok.
    OECD kriterlerine göre, Türkiye'nin özerklik notu 8 tam not üzerinden 1.5. Türkiye'de 1 milyon dolarlık cihazı alabilirsiniz ama  bu cihazları çalışır durumda tutmak için 4 tane elemana ihtiyaç olduğu zaman bu elemanları alamazsınız. Benim idari özerklikten kastım bu.
    Üniversitelerde verilen eğitimin niteliği açısından da Avrupa'dan çok geride olduğumuzu düşünmüyorum. En büyük farklılık, bizde insan gücü planlaması yapılmadan fakülteler ve meslek yüksekokulları açılması. AB ülkeleri buna çok dikkat ediyor. Hangi alanda insan gücüne ihtiyacı varsa, o alanda açıyor.
    Size bir örnek vereyim; Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesinden sonra, Almanya'nın 5 tane veteriner fakültesi oldu. 80 milyonluk bir ülke, hayvancılıkta bizden en az 10 kat ileri bir ülke, fakat 5 tane veteriner fakültesi oldu diye beşinciyi kapattılar. Türkiye'de ise 18 veteriner fakültesi var. Bizde böyle bir sıkıntı var. Bunlar üniversitelere bırakılmalı, politik olarak açılmamalı. Açılırsa ''yetişkin genç işsizliği'' ortaya çıkıyor.
     
    ANADOLU ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ VE YÖK ÜYESİ PROF. DR. ENGİN ATAÇ:
    Üniversitelerin öz değerlendirme yapması gerekiyor. Birçok üniversite, bunu yapmaya başladı. Bunu gerçekleştiren uluslararası kuruluşlar var. Biz şu anda bu değerlendirmeyi yapıyoruz. Belki kimse farkında değil ama son 8-10 senedir üniversitelerde bu konularda çok ciddi şeyler yapılıyor.
    Bizim eksiğimiz şu; Mali özerkliğimiz yok. Mali özerklik neredeyse sıfır. Gelişmiş ülkelerdeki üniversitelere baktığımız zaman, bunlar farklı hizmetler ürettikleri için bütçe sistemleri de farklıdır.
    OECD'nin yapmış olduğu bir değerlendirmede, Türk üniversitelerinin belli konularda özerkliği olmadığını görüyorsunuz. Bunlar genellikle yönetsel yapılanmadan kaynaklanıyor.
   
    KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. BAKİ KOMSUOĞLU:
    Avrupa Üniversiteler Birliği, kalite kontrolü için Türkiye'den 6 üniversite seçti, bunlardan biri Kocaeli Üniversitesi. Biz bir ön çalışma yaptık, üniversitemiz AB ölçülerine ne kadar uyum sağladı diye, şu anda yüzde 80'in üzerinde uyum görülüyor.
    Türkiye'ye ''otonom'' bir üniversite modeli gerekiyor. Yani  idari, mali ve akademik özerkliği olan, kendi öğrencisini kendisi seçebilen, kredibilitesi bulunan ve programlarını kendisi yapan üniversite modeli. Üniversitelerimizde AB'ye uyum için şimdiye kadar birçok çalışma yapıldı. Örneğin diploma eşdeğerliği. Bugün artık Avrupa üniversitelerinde birçok üniversitemizin diploma eşdeğerliği var. Türkiye'de idari ve mali özerkliğin tamamlanması lazım. İdari ve mali yönden YÖK'e ve hükümete bağlıyız.
    Bazı üniversitelerimizde öğretim üyesi eksiği, altyapı sorunu var. Altyapıdaki en önemli eksik de araştırma laboratuvarıyla ilgili.
    Genel açıdan baktığımızda, bence üniversiteler AB'ye hazır ama altyapı çalışmaları da hızla tamamlanırsa, birkaç yıl içinde AB standartları sağlanabilir.
   
    SABANCI ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. TOSUN TERZİOĞLU:
    Türk üniversitelerinin çok fazla eksikliği olduğunu sanmıyorum. AB'de yükseköğretimin lisans, yüksek lisans ve doktora olarak kademelendirilmesi var. Bu Türkiye'de zaten böyle. Mesela Alman üniversiteleri, İtalyan üniversiteleri buna adapte olmaya çaba gösteriyorlar. Kredi transfer sistemi ve değişim programlarına katılımı da üniversitelerimiz büyük ölçüde tamamladı.
    Ancak Avrupa'dan şöyle bir itiraz gelebilir mi diye düşünüyorum:  Çok merkezi bir yönetim sistemi var. (Özerklik yok) diyemeyiz de özerkliğin çok zayıf, YÖK'ün yetkilerinin çok fazla olduğu gündeme gelebilir.
    Fiziki altyapı açısından bakarsak, örneğin Yunan üniversitelerinin rektörleri de aynı şeyden şikayetçi.

    -EĞİTİM SEN GENEL BAŞKANI DİNÇER: ''HANGİ AVRUPA ÜLKESİNDE BU KADAR ÇOK DERSHANE VAR, HANGİ AVRUPA ÜLKESİNDE 1500 ÖĞRENCİYE BİR REHBER ÖĞRETMEN DÜŞÜYOR''
   
    Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, ''Hangi Avrupa ülkesinde bu kadar çok dershane var, hangi Avrupa ülkesinde 1500 öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor'' dedi.
    Dinçer, Avrupa ülkelerinin eğitime büyük ödenekler ayırmasına karşın, Türkiye'de ödeneğin yetersiz olduğunu vurguladı.
    ''(Türk eğitim sistemi AB'ye hazır mı) diye sorduğumuzda, sorunun cevabı 'kral çıplak'tır. Hazır olmadığı apaçık ortadadır'' diyen Dinçer, şu görüşleri savundu:
    ''O ülkelerde sistemin kendi içinde demokratik bir işleyişi var ama Türkiye'de böyle bir işleyiş yok. Eğitim sistemi hala 12 Eylül'ün ruhunu taşıyor.
    Müfredat konusunu ele alalım: AB trenine yetişmek için hızlandırılarak hazırlanmış yeni ilköğretim müfredatıyla şimdiden tren kazaları yaşanmaya başlandı. Konular, resimler bile onlardan kopyalanmış. Hem de bu kopya çok kötü bir kopyadır. Bu sistemi artık onlar terk etmek üzereler. 
    Müfredat değişikliğinin, AB'ye uyum süreciyle bağlantılı olarak yapıldığı iddia ediliyor, ancak ben bu değişikliğin, AB'nin proje kredilerini kullanmak amacıyla yapıldığını düşünüyorum. Türkiye'de fiziki altyapı donanımı yok denecek kadar az. Bu, yeni müfredatın uygulanmasında da sıkıntılar ortaya koyacak. Öğretmenler yeni müfredat için hazır değil, yeterli hizmetiçi eğitim almamışlar. Okulların laboratuvar, kütüphane eksiği var. Öğrenciler rehberlik hizmetinden yoksun.
    AB'nin hiçbir ülkesinde birleştirilmiş sınıflarda eğitim, ikili eğitim yoktur. Hangi Avrupa ülkesinde 90 kişilik sınıf var. Avrupa ülkelerinin hiçbirinde okula kayıt yaptırırken velilerden 'haraç' alınmıyor. Onlarda sistem kurumsallaşmış. Tabii ki onların da sorunları var ama çözümü zorlaştırmıyorlar.
    Hangi Avrupa ülkesinde bu kadar çok dershane var, hangi Avrupa ülkesinde 1500 öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor? Bizde sistem tamamen sınav sistemine odaklanmış. Bu da Türkiye'deki eğitim sisteminin açmazının başında yer alıyor. Evrim teorisini ders kitaplarından çıkaran bir zihniyet nasıl çağdaş olabilir? Eğitime yön veren kafalar, 100 yıl geri kalmış kafalar.
    Avrupa ülkelerinin eğitim sistemi gelişmiş. Bunu o ülkelerin eğitim sistemlerine özenti duyduğum için söylemiyorum. Türkiye'de geri kalmışlık sorunu var. O ülkelerin eğitime ayırdıkları pay, askeri harcamaların önünde. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin bu kadar başdöndürücü hızla yaşandığı bir dönemde, o ülkelerdeki standartlara yaklaşmayı başarmak bile önemli.''
   
    -''HİZMETİÇİ EĞİTİM GEREKLİ''-
   
    Özel Okullar Derneği Başkanı Rüstem Eyüboğlu ise ''Türkiye'nin eğitim sisteminin, program yönünden AB ülkelerinden ileri olduğunu'' savundu.
    Haftalık ders saatlerinin sayısının, AB ülkelerine göre 5-10 saat fazla olduğunu, okulların açılış tarihlerinin AB ülkeleri ile uyum sağladığını belirten Eyüboğlu, görüşlerini şöyle dile getirdi:
    ''Özel okullara baktığımızda, eğitim-öğretimin kalitesi de AB ülkelerindekinden önde. Resmi okullara baktığımızda ise okullaşma oranı biraz az. Sınıflarımız, büyük şehirlerde biraz kalabalık ama Türkiye genelinde öyle değil.
    600 bin kişilik bir öğretmen ordumuz var ama öğretmene hizmetiçi eğitim vermede pek başarılı değiliz. Öğretmenlerimizi hizmetiçi eğitimden biraz daha fazla geçirirsek, büyük şehirlerdeki sınıfların öğrenci sayılarını 30'un altında tutarsak, öğretmenlerin özlük haklarında iyileştirmeler yaparsak, insanca yaşama koşulları sağlarsak, AB ülkelerinden daha da ilerde olacağız. Özel okullarımız bu saydıklarımın hepsini yerine getirdiklerinden dolayı AB ülkelerinden ileride.''

 
 

 
< Önceki   Sonraki >
 



*** Cumhurbaşkanı Gül, 5811 sayılı ''Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun''u onayladı.



*** Başbakan Erdoğan, ''Şimdi yatırım yapma zamanıdır. İstihdam ve üretim yapma zamanıdır. İnanıyorum ki işte o zaman bu kriz neye dönüşecektir? O ülkeler için fırsata dönüşecektir'' dedi.



*** Cumhurbaşkanı Gül, İstanbul'un 2020 Olimpiyatlarına aday olmaya hazırlandığını belirterek, ''Olimpiyatlara ev sahipliği yapmak için tüm imkanlarımızı seferber edeceğimizden emin olabilirsiniz'' dedi.



*** Dışişleri Bakanı Babacan, başkan adaylarının seçim kampanyaları sırasında Türkiye için hassasiyet taşıyan bazı konularda kullandıkları farklı söylemlere rağmen, Türkiye-ABD ilişkileri doğası gereği partiler üstü bir nitelik taşıdığını belirtti.



*** Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, enflasyona ilişkin kaygıların bütün dünyada azaldığı bu dönemde, finansal sistemdeki akışkanlığın ve kredi piyasalarının etkin biçimde çalışmasının sağlanmasının temel öncelik halini aldığını kaydetti.



*** Konya'da düzenlenen ve ''Final'' adı verilen operasyon çerçevesinde nöbetçi mahkemeye çıkarılan ve aralarında Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Okudan'ın da bulunduğu 17 kişi tutuklandı.



*** BM Kalkınma Programı Başkanı Derviş, küresel finans krizinin gelecek aylarda kötüleşeceğini belirterek, dünya ülkelerinin krize karşı birlikte mücadele etmeleri ve ticarette korumacılık yoluna sapmamaları çağrısında bulundu.



*** Ergenekon soruşturması kapsamında haklarında dava açılan 45'i tutuklu 86 sanığın yargılandığı davanın 17. duruşmasına dün devam edildi. Mahkeme heyeti bir sonraki duruşma tarihini 24 Kasım olarak belirledi.



*** Avrupa Olimpiyat Komiteleri Birliği'nin 37. Genel Kurul Toplantısı, İstanbul'da başladı.
Ankara İstanbul İzmir
6 °C 15 °C 13 °C
 
ABD D. 1.6570 1.6850
AVRO 2.0820 2.1250
Resim
 
İsim
Parola
 
Tarihçe
AA ve Hizmetler
AA Yönetim Kadrosu
Bürolar
Üye Olunan Birlikler
AA Kalite Yönetim Sistemi
Dosyalar
Linkler
Hediyeleriniz UNICEF'ten
Yasal Uyarı
İnternet Editörlerine
Künye
Bize Yazmak İçin...
Satın Alma İlanı
   
TS-EN-ISO 9001   
 
XML Yardım

Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü Gazi Mustafa Kemal Bulvarı 128/C Tandoğan/ANKARA
Tel: (312) 231 70 00 Belgegeçer: (312) 231 21 74