|
(15 Aralık 2004)

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNİN TARİHİ 45 YIL GERİYE GİDİYOR BRÜKSEL (A.A) - 15.12.2004 - Türkiye, o dönemdeki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) ortaklık başvurusunda bulunduğu 31 Temmuz 1959 tarihinden 45 yıl sonra, Brüksel zirvesinde, bugünkü adıyla Avrupa Birliği (AB) ile hedefi tam üyelik olan müzakerelerin başlaması yönünde net bir tarih alabilmeyi bekliyor. AET ile Türkiye arasında 4 yıl süren müzakereler sonucunda 12 Eylül 1963'te imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması, Türkiye ile AET'nin Gümrük Birliği'ne gitmesini ve Türkiye'nin adım adım tam üyeliğe hazırlanmasını öngörüyordu. AET-Türkiye ilişkileri, Ankara Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden bugüne kadar inişli çıkışlı bir görünüm sergiledi. Ortaklık Anlaşması'nda öngörülen Hazırlık Dönemi sorunsuz geçti, ancak Geçiş Dönemi'nin hemen başında, 1973 yılından itibaren, Türkiye-AB ilişkileri dalgalı bir seyir izlemeye başladı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, 1978'de Türkiye'nin Katma Protokol yükümlülüklerini dondurma kararı, 1980 askeri müdahalesi ve AB'nin 22 Ocak 1982'de ilişkileri dondurma kararı, bu dalgalanmada rol oynayan başlıca olaylar oldu. Aynı süreçte AB, 600 milyon ECU tutarındaki IV. Mali Protokolü de askıya aldı. -TAM ÜYELİK BAŞVURUSU- Türkiye-AB ilişkilerinde 1982-1986 yılları arasındaki durgunluk, 16 Eylül 1986 tarihinde Türkiye-AET Ortaklık Konseyi'nin toplanmasıyla yeniden canlanma sürecine girdi. Bu sürece daha da fazla ivme kazandırmak isteyen Türkiye, 14 Nisan 1987'de tam üyelik başvurusunu iletti. Başvurudan iki yıl sonra AB Komisyonu, Türkiye ile ilgili görüşlerini yansıtan raporunu tamamladı. Bu raporda, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ve sosyal bazı farklılıklara dikkat çekildi, AB'nin 1993 yılında tamamlamayı hedeflediği İç Pazar Projesi'nden önce genişlemeyi gündeme almayacağı belirtildi. Öte yandan, AB Komisyonu'nun Türkiye ile ilişkilerin, gümrük birliği, mali yardımın artırılması, sanayi işbirliği ve güçlü siyasi diyalog temelinde geliştirilmesini içeren planı, Konsey tarafından kabul edildi. Bu dönemde yaratılan ivmenin de etkisiyle karşılıklı yükümlülükler, hızlandırılmış bir takvim çerçevesinde yerine getirilerek, 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği resmen yürürlüğe girdi. -LÜKSEMBURG'DAN HELSİNKİ'YE- AB'nin Aralık 1997'de yapılan Lüksemburg zirvesi, genişleme süreci bakımından önem taşırken, Türkiye için büyük hayal kırıklığı oldu. Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Polonya, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Kıbrıs Rum kesiminin tam üyelik için aday ülkeler olarak belirlendiği zirvede, Türkiye'nin adının adaylar arasında anılmaması Türk kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Bu zirvede AB, Türkiye'nin adaylar arasında yer almayışına, ''insan hakları ihlalleri'', ''Kıbrıs sorunu'' ve ''Türk-Yunan anlaşmazlığı'' gibi konuları gerekçe gösterdi. AB'nin tavrını protesto eden Türkiye, AB ile belirli alanlardaki siyasi ilişkilerin askıya alındığını açıkladı. AB'nin Cardiff, Viyana ve Köln zirvelerinde atılan bazı olumlu adımlara karşın Türkiye'nin adaylığının resmen teyit edilmesi Aralık 1999'daki Kopenhag zirvesinde mümkün oldu. -YENİ DÖNEMEÇ: MÜZAKERELERİN BAŞLAMASI- Türkiye-AB ilişkilerinin 2000'li yıllarda karşı karşıya kaldığı sorun, Türkiye ile müzakerelere başlama tarihinin belirsiz kalışı oldu. İspanya'nın Seville kentinde 21-22 Haziran 2002'de yapılan zirvede devlet ve hükümet başkanları, Türkiye'nin hayata geçirdiği reformların memnuniyet verici olduğunu vurguladılar, ancak yapılan reformların yürürlüğe sokulması gerektiğinin altını çizdiler. Böylece Seville zirvesinde de Türkiye'nin müzakerelere başlama tarihi belirsizliğini korudu. Brüksel'de 24-25 Ekim'de yapılan olağanüstü zirvede, Türkiye'nin katılım müzakerelerine yaklaştığı kaydedildi. Türkiye'nin reformlara devam etmesi gerektiğini belirten Brüksel sonuç bildirgesinde, Kopenhag zirvesinde, Türkiye'nin adaylığının bir sonraki aşaması konusunda karar alınacağı kaydedildi. -KOPENHAG ZİRVESİ- Kopenhag'da 12-13 Aralık 2002 tarihlerinde yapılan Avrupa Konseyi zirvesi sonucunda 10 aday ülkenin 1 Mayıs 2004 itibariyle üye olmaları kararı verildi. Zirvenin sonuç bildirgesinin Türkiye bölümünde, Konsey'in 2004 yılı İlerleme Raporu ve Komisyon'un görüşleri ışığında, Aralık 2004 tarihli zirvede, Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığı kararını alması halinde müzakerelerin gecikmeden başlatılacağı belirtildi. Kıbrıs konusunda ise Güney Kıbrıs Rum kesiminin, taraflar arasında anlaşma sağlansın ya da sağlanmasın, katılım müzakerelerinin tamamlanmış olmasına bağlı olarak, diğer 9 aday ülke ile birlikte 1 Mayıs 2004 tarihinde AB'ye üye olarak kabul edileceği kaydedildi. Bununla birlikte, Avrupa Konseyi ''bütünleşmiş'' bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesi yönündeki tercihini vurgularken, bu bağlamda Kıbrıs Rum ve Türk kesimlerinin 28 Şubat 2003 tarihine kadar, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın önerisi üzerinde müzakerelere devam etmek konusundaki taahhütlerini destekledi. Türkiye 2003 yılında AB ile uyum süreci çerçevesinde reform paketleri hazırlamayı sürdürdü. Bu çerçevede Siyasi Partiler Kanunu, Basın Kanunu, Dernekler Kanunu olmak üzere toplam 16 ayrı yasada değişiklik yapıldı. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları doğrultusunda yargılamanın iadesine gidebilme konusunda önemli değişiklikler getirildi. Ayrıca Terörle Mücadele Yasası'nda değişiklik yapılarak, terör suçu yeniden tanımlandı ve farklı dil ve lehçelerde yayın hakkı verildi. 19-20 Haziran'daki Avrupa Konseyi zirvesi Selanik'te yapıldı. AB Dönem Başkanlığının Yunanistan'dan İtalya'ya devredildiği zirveye aday ülkeler gözlemci olarak katılırken, zirvede Türkiye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tarafından temsil edildi. AB Komisyonu 5 Kasım'da Türkiye'nin üyelik yönünde attığı adımları siyasi, ekonomik ve müktesebat uyumu kriterleri açısından değerlendiren 2003 Türkiye İlerleme Raporu'nu ve Strateji Belgesi'ni yayınlandı. Raporda, son 12 ayda Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşılama yönünde etkileyici adımlar attığı, fakat özellikle yargının bağımsızlığı, temel özgürlüklerin kapsamı, asker-sivil ilişkilerinin AB standartlarına yükseltilmesi, kültürel haklar ve Güneydoğu Anadolu'daki durum gibi konularda daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği ifade edildi. AB'nin yıl sonundaki Brüksel zirvesinde AB Konseyi, Komisyon'un raporu ve tavsiyeleri temelinde, 2004 Aralık ayında yapılacak olan zirvede alınacak karar ışığında Türkiye ile birlikte çalışacağı taahhüdünü vurguladı. Konsey ayrıca, tam üyelik müzakerelerine başlanabilmesi için yapılan hazırlıklar çerçevesinde kaydedilen önemli ilerlemelere dayanarak, Türkiye'yi teşvik ettiğini belirtti. -2004- Türkiye, 9 Ocak'ta idam cezasının kaldırılmasını öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 13. protokolünü imzalarken, 19 Şubat'ta Annan planı çerçevesinde görüşme konusunda uzlaşmaya varan taraflar, Kıbrıs'ta müzakerelere başladı. Kıbrıs süreci çerçevesinde 24 Nisan'da adada referandum yapıldı. Kıbrıs Türk halkının yüzde 64.9'u Annan planını onaylarken, Kıbrıs Rum kesiminde halkın yüzde 75.83'ü planı reddetti. 1 Mayıs'ta, AB'nin 10 yeni üyeyi kapsayan (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Letonya, Estonya, Malta, Kıbrıs Rum Kesimi) beşinci genişlemesi gerçekleşti. 22 Haziran'da, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Türkiye üzerindeki denetim sürecini sona erdirdi, 7 Temmuz'da Avrupa Komisyonu Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirmek için kapsamlı öneriler açıkladı. AB Komisyonu'nun 6 Ekim'de yayımladığı Türkiye raporuna göre, Türkiye'nin hayata geçirdiği önemli yasal düzenlemelerin ışığında, komisyon, Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterince karşıladığına kanaat getirdi ve müzakerelerin başlamasını tavsiye etti. Türkiye ile müzakerelerin başlamasının Türkiye'de reformların devam etmesi açısından çok önemli olduğu, ancak müzakereye başlamanın tek başına yeterli olmadığı kaydedilen belgede, ''Bu sonu açık bir süreçtir, sonuç baştan garanti edilemez'' ifadesi kullanıldı. Rapora göre, komisyon, AB anlaşması ve Avrupa Anayasası ile uyum sağlamayan özgürlük, demokrasi, insan haklarına saygı ve temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkelerini tehdit eden ciddi ölçüde ihlaller tespit etmesi halinde, müzakere sürecinin askıya alınmasını tavsiye edebilecek.
TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNİN 45 YILLIK GEÇMİŞİNDE ÖNEMLİ TARİHLER BRÜKSEL (A.A) - 15.12.2004 - Brüksel'de yarın başlayacak devlet ve hükümet başkanları zirvesi, Türkiye-AB ilişkilerinin 45 yıllık tarihinde önemli dönüm noktalarından birini oluşturacak. Türkiye-AB ilişkilerinin 45 yıllık geçmişindeki önemli tarihler şöyle sıralanıyor: Temmuz 1959: Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) ortaklık için başvuruda bulundu. Eylül 1959: AET Konseyi, Ankara'nın ortaklık başvurusunu kabul etti. 12 Eylül 1963: Türkiye ile AET'yi Gümrük Birliğine götürecek ve sürecin sonunda tam üyeliğin öngörüldüğü Ankara Anlaşması ile bu anlaşmaya ekli I. Mali Protokol imzalandı. Ankara Anlaşması 1 Aralık 1964'te yürürlüğe girdi. 16-17 Mayıs 1966: Türkiye-AET Karma Parlamento Komisyonu Brüksel'de ilk kez toplandı. Ekim 1970: İlk Gümrük İşbirliği Komitesi toplantısı yapıldı, Katma Protokol Brüksel'de imzalandı. Kasım 1970: II. Mali Protokol imzalandı. Ocak 1973: Katma Protokol yürürlüğe girdi. Birinci gümrük indirimi ve konsolide liberasyon listesi uyumu yapıldı. Ocak 1976: Katma Protokol'ün öngördüğü şekilde ikinci gümrük indirimi ve konsolide liberasyon listesi uyumu hayata geçirildi. Mayıs 1977: III. Mali Protokol Brüksel'de imzalandı. Ekim 1978: Türkiye, Dördüncü Beş Yıllık Plan süresince yükümlülüklerinin dondurulması ve aynı dönem için yaklaşık 8 milyar dolarlık yardım yapılması talebinde bulundu. Haziran 1980: Ortaklık Konseyi, tarım ürünlerinin tamamına yakın bir kısmında Türkiye'ye uygulanan gümrük vergilerinin 1987 yılına kadar sıfıra indirilmesini kararlaştırdı. Ocak 1982: Avrupa Topluluğu, Türkiye ile ilişkilerini dondurma kararı aldı. Eylül 1986: Türkiye - AET Ortaklık Konseyi toplandı. İlişkilerin yeniden canlandırılması süreci başlamış oldu. Nisan 1987: Türkiye, Roma Antlaşması'nın 237, AKÇT Antlaşması'nın 98 ve EURATOM Antlaşması'nın 205. maddeleri uyarınca tam üyelik başvurusu yaptı. Aralık 1989: Komisyon, Türkiye'nin tam üyelik başvurusuna ilişkin ''Görüş''ünde, Topluluğun, kendi iç pazarını tamamlayabilme sürecinden önce yeni bir üyeyi kabul edemeyeceği ve Türkiye'nin katılmadan önce, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesine ihtiyaç olduğunu belirtti. Eylül 1991: Ortaklık Konseyi 1986 yılından sonra ilk kez toplandı. Aralık 1992: Türkiye - AET ilişkilerinin yürütülmesinde ortaya çıkan ticaret ve gümrüklerle ilgili teknik sorunların çözümü için kurulmuş olan ve 12 Kasım 1982'den beri toplanamayan Gümrük İşbirliği Komitesi, 10. toplantısını yaptı. Ekim 1995: Ortaklık Konseyi, 1/95 sayılı Gümrük Birliği Kararı çerçevesinde, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nin iyi işlemesi için gerekli teknik koşulları yerine getirdiğini tespit eden 37. toplantısını yaptı. Ocak 1996: Türkiye, AB ile entegrasyonunda 22 yıl süren ''Geçiş Dönemi''ni 31 Aralık 1995 tarihinde tamamlayarak, 1.1.1996 tarihi itibariyle, tam üyelik sürecinde ''Son Dönem''e, sanayi ürünlerinde ve işlenmiş tarım ürünlerinde sağlanan Gümrük Birliğiyle girildi. Aralık 1997: AB'nin Lüksemburg'da yaptığı devlet ve hükümet başkanları zirvesi sonucunda Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Kıbrıs Rum Yönetimi tam üyelik için aday ülkeler olarak belirlendi. Aday ülkeler arasında sayılmayan Türkiye'nin ''tam üyeliğe ehil olduğu'' kaydedildi. Ekim 1999: AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB'ye üyelik için belirlenmiş olan Kopenhag kriterleri ışığında kaydedilen gelişmelere ilişkin Komisyon görüşlerini içeren ikinci ''İlerleme Raporu'' yayımlandı. Aralık 1999: Helsinki'de yapılan AB zirvesinde Türkiye'ye adaylık statüsü tanındı. Ekim 2000: Avrupa Komisyonu Türkiye için 3. İlerleme Raporu'nu açıkladı. Mart 2001: AB Bakanlar Konseyi Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgesini kabul etti. Mart 2001: TBMM ''Topluluk Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı''nı kabul etti. Kasım 2001: 4. İlerleme Raporu yayınlandı. Ekim 2002: Avrupa Komisyonu Türkiye için 5. İlerleme Raporu'nu açıkladı. Aralık 2002: Kopenhag'da yapılan AB zirvesinde ''AB Komisyonu'nun raporu ve önerisi temelinde, Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığına karar verilmesi halinde, 2004 Aralık ayında toplanacak olan Avrupa Konseyi'nin, Türkiye ile AB arasındaki müzakereleri gecikme olmaksızın başlatacağı'' ifadesine yer verildi. Mayıs 2003: AB Bakanlar Konseyi Türkiye için Gözden Geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi'ni kabul etti. Temmuz 2003: AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı Resmi Gazete'de yayımlandı. Kasım 2003: Avrupa Komisyonu Türkiye için 6. İlerleme Raporu'nu açıkladı. Ekim 2004: AB Komisyonu Türkiyeye ilişkin İlerleme Raporu'nu açıkladı.
KOPENHAG KRİTERLERİ 11 YAŞINDA BRÜKSEL (A.A) - 15.12.2004 - AB'nin aday ülkelerin karşılamasını istediği kriterler, bu ülkelerin, AB'nin 11 yıl önceki Kopenhag zirvesinde belirlediği standartlara uyumunu öngörüyor. AB liderleri, 22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag zirvesinde, genişlemenin Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsayacağını kabul etti ve yeni adayların tam üyeliğe kabul edilmeden önce yerine getirmesi gereken kriterleri belirledi. Bu kriterler, siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanıyor: ''1- Siyasi kriterler: Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarını güvence altına alan istikrarlı kurumların varlığı. 2- Ekonomik kriterler: İşleyen ve aynı zamanda birlik içinde rekabetçi baskılara ve diğer serbest piyasa güçlerine dayanabilecek bir serbest piyasa ekonomisinin varlığı. 3- Topluluk mevzuatının benimsenmesi: Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine bağlı kalmak üzere üyelik için gerekli yükümlülükleri yerine getirebilme kapasitesine sahip olmak.'' Buna göre, aday ülkelerin demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıkların haklarının korunması, işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı ve birlik içinde piyasa güçleri ve rekabetçi baskıyla başedebilecek kapasiteyi garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmaları gerekiyor. Kriterler, aday ülkenin siyasal, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine katılma da dahil olmak üzere üyelik yükümlülüğünü üstlenme yeteneğine sahip olmasını da öngörüyor. -SIRA BEKLEYEN ÜLKELER- 25 üyeli AB'ye girmek için Türkiye'nin yanı sıra üç ülke sırada bekliyor. Müzakereleri tamamladıkları açıklanan Bulgaristan ile Romanya'nın 2007 yılında üye olmaları, Hırvatistan'ın da 2007 genişleme sürecine dahil edilmesi bekleniyor. Ancak AB Komisyonu'nun Bulgaristan ve Romanya ile ilgili hazırladığı 2004 yılı ilerleme raporlarında, üzerinde anlaşmaya varılan reformların uygulamasında aksaklıkların ortaya çıkması halinde üyeliğin bir yıl gecikebileceği belirtiliyor. Raporda, Bulgaristan'ın özellikle adalet alanındaki reformlarının hala tamamlanamadığı, rüşvet, örgütlü suçlarla mücadele ve insan ticaretinin engellenmesi konularında ciddi sıkıntılar yaşadığı kaydediliyor. Bulgaristan'ın zaman kaybetmeden yeni bir ceza yasası çıkarması gerektiği vurgulanan raporda, reformlar başta adalet alanında olmak üzere söz verilen tempoyla ilerlemezse üyeliğin bir yıl gecikebileceği ifade ediliyor. AB devlet ve hükümet başkanları, 17-18 Haziran 2004 tarihindeki toplantılarında Hırvatistan'ı ''aday ülke'' olarak resmen tanıdılar ve tam üyelik müzakerelerinin 2005 başında başlatılmasına yeşil ışık yaktılar. AB zirvesi sonuç bildirisinde, tam üyelik başvurusunu geçen sene yapan Hırvatistan ile müzakerelerin, gelecek yıl başında, hükümetler arası ikili temaslarla başlatılacağı, bu müzakerelerin sürecinin Hırvatların çabalarına ve kaydedecekleri ilerlemelere bağlı olacağı belirtiliyor. Lahey'deki eski Yuoslavya için kurulan savaş suçları mahkemesiyle tam işbirliği yapması da istenen Hırvatistan'dan azınlık hakları, göçmenlerin topraklarına dönüşü, adli reformlar, bölgesel işbirliği ve yolsuzluklara karşı mücadele gibi alanlarda adımlar atması isteniyor. Devlet ve hükümet başkanları, Hırvatistan'a katılım tarihi vermediler, ancak bu katılımın, Bulgaristan ve Romanya ile birlikte, 2007'de gerçekleşmesi olasılığı ön plana çıkarıldı. -BULGARİSTAN- Başkent: Sofya Nüfus: 7 707 495 Nüfus artış hızı: Yüzde -1.14 Bebek ölüm oranı: Binde 14.65 Ortalama ömür: 71.2 yıl Okur-yazar oranı: Yüzde 98 GSMH: 48 milyar dolar Kişi başına düşen milli gelir: 6 200 dolar Büyüme hızı: Yüzde 5 Enflasyon oranı: Yüzde 10.4 İşsizlik oranı: Yüzde 17.7 -ROMANYA- Başkent: Bükreş Nüfus: 22.364.022 Nüfus artış hızı: Yüzde -0.21 Bebek ölüm oranı: Binde 19.36 Ortalama ömür: 70.16 yıl Okur-yazar oranı: Yüzde 97 GSMH: 132.5 milyar dolar Kişi başına düşen milli gelir: 5.900 dolar Büyüme hızı: Yüzde 2.2 Enflasyon oranı: Yüzde 45.7 İşsizlik oranı: Yüzde 11.5 -HIRVATİSTAN- Başkent: Zagreb Nüfus: 4.496.869 Nüfus artış hızı: Binde -2 Bebek ölüm oranı: Binde 6.96 Ortalama ömür: 39.7 yıl Okur-yazar oranı: Yüzde 98.5 GSMH: 47.14 milyar dolar Kişi başına düşen milli gelir: 10 bin 700 dolar Büyüme hızı: Yüzde 4.5 Enflasyon oranı: Yüzde 1.8 İşsizlik oranı: Yüzde 19.5 -TÜRKİYE- Başkent: Ankara Nüfus: 66.8 milyon Nüfus artış hızı: Yüzde 1.24 Bebek ölüm oranı: Binde 47.34 Ortalama ömür: 71.24 yıl Okur-yazar oranı: Yüzde 85 GSMH: 238 milyar dolar Kişi başına düşen milli gelir: 3.383 dolar Büyüme hızı: Yüzde 5.9 Enflasyon hızı: Yüzde 13.9 İşsizlik oranı: Yüzde 10.5
SON ANKETLERE GÖRE, TÜRKİYE'YE EN BÜYÜK DESTEĞİ İSPANYOLLAR VERİYOR BRÜKSEL (A.A) - 15.12.2004 - AB Brüksel zirvesinden hedefi tam üyelik olacak müzakere süreci için net bir tarih almayı bekleyen Türkiye'ye yönelik 25 üyeli AB içinde farklı görüşler bulunuyor. Bu görüşler arasında Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin zaman geçirmeden başlatılması gerektiğini düşünenler, Türkiye için imtiyazlı ortaklık seçeneğini gündeme getirenler ve kararsız olanlar var. AB'nin iki büyük ülkesi Almanya ve Fransa, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasına yönelik değişik görüşleri savunuyor. Türkiye'nin AB üyeliğinin önde gelen destekçilerinden olan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, ''Üyelikten başka bir seçenek kabul edilemez'' diyerek, Hıristiyan Demokratlar'ın imtiyazlı ortaklık teklifine destek vermiyor. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da Türkiye'nin AB üyeliğini şahsen desteklese de kendi partisi Halk Birliği Hareketi'nin (UMP) Genel Başkanı Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'nin AB'ye üyeliğine sıcak bakmadığı biliniyor. AB'nin bir sonraki dönem başkanı Lüksemburg, müzakerelerin başlatılması yönünde görüş bildirirken, 1 Temmuz 2005'de görevi devralacak İngiltere müzakerelerin kendi dönem başkanlığı sırasında başlamasını istiyor. Sonuç olarak Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda, İsveç, Finlandiya, Slovenya ve İrlanda Türkiye ile müzakerelere başlanmasına sıcak bakıyor, Fransa ve Danimarka imtiyazlı ortaklığı savunuyor. Avusturya ve Slovakya'da ise Türkiye'nin üyeliğine yönelik tereddütlerin bulunduğu biliniyor. Letonya, Litvanya, Estonya ve Malta kararsızlar grubunda yer alıyor. Kıbrıs Rum kesimi ise tanınma konusunda ısrar ediyor. -LE FİGARO ANKETİ- Fransa'da yayınlanan Le Figaro gazetesinde yer alan kamuoyu araştırması, Fransızların yüzde 32'sinin, Almanların yüzde 33'ünün, İspanyolların yüzde 65'inin, İtalyanların yüzde 49'unun ve İngilizlerin yüzde 41'inin, Türkiye'nin AB üyeliğine sıcak baktığını ortaya koydu. Araştırmaya katılan Fransızların yüzde 67'si ve Almanların yüzde 55'i ise Türkiye'nin AB üyeliğine sıcak bakmıyor. 25 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında yapılan, 4813 Avrupalının katıldığı araştırmada, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan Fransızların yüzde 39'u, Almanların yüzde 43'ü karşı olma sebeplerini Türkiye'de insan hakları ihlallerinin olması olarak belirtti. Üyeliğe sıcak bakmayan Fransızların yüzde 34'ü ve Almanların yüzde 43'ü de karşı çıkma nedenlerini din ve kültür farkı olarak niteledi. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan Fransızların yüzde 25'inin Türkiye'nin Avrupa'da olmadığını düşündüğü, yüzde 21'inin Fransa'ya Türk göçmen akımından endişe duyduğu kaydedildi. Üyeliğe sıcak bakmayan İtalyanların yüzde 24'ünün, İngilizlerin yüzde 30'unun, kültür ve din farkı, İspanyolların yüzde 18'inin insan hakları ve kadınların durumu nedeniyle üyeliğe karşı çıktığı belirtildi. AB üyeliğine destek veren Fransızların yüzde 39'u Türkiye'nin Avrupa'ya girebilmek için çok çaba harcaması gerektiğini, Almanların yüzde 35'i zaten çok sayıda Türkün yabancı ülkelerde yaşadığını düşünüyor. İspanyolların yüzde 38'i ve İtalyanların yüzde 33'ü de Türkiye'nin coğrafi olarak Avrupa'da olduğunu belirtti.
ANKARA'NIN ZİRVEDEN BEKLENTİSİ, HEDEFİ TAM ÜYELİK OLAN MÜZAKERELER İÇİN NET BİR TARİH ALABİLMEK BRÜKSEL (A.A) - 15.12.2004 - Brüksel zirvesi için geri sayım devam ederken, Ankara, zirveden istediği yönde sonuç alabilmek için diplomasi trafiğini sürdürüyor. Türkiye'nin çeşitli platformlarda net bir ifadeyle dile getirdiği beklentileri şöyle sıralanıyor: ''Hedefi tam üyelik olan müzakerelerin 2005 yılı içinde başlatılması ve zirvede bu yönde net bir tarih verilmesi. İmtiyazlı ortaklık gibi alternatiflerin, yeni koşulların ve kalıcı kısıtlamaların gündeme getirilmemesi, nihai bildiride muğlak ifadelerin yer almaması. AB sürecinin sürdürülebilir, açık ve şeffaf bir süreç olması. Kıbrıs'ın önkoşul olarak Türk tarafının önüne getirilmemesi.'' Türkiye, Kıbrıs Rum kesimini tanıma konusunu, ancak BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, kapsamlı nihai çözümün bir parçası olarak gördüğünü birçok kez dile getirdi. Türkiye'nin bu görüşü, KKTC'li liderlerle Ankara'da yapılan Kıbrıs zirvesinde de bir kez daha vurgulandı. -6 EKİM STRATEJİ RAPORU VE TASLAKLAR- AB Komisyonu'nun 6 Ekim'de yayımladığı Türkiye ile ilgili Strateji Belgesi'ne göre, Türkiye'nin hayata geçirdiği önemli yasal düzenlemelerin ışığında, Komisyon, Türkiye'nin siyasi kriterleri yeterince karşıladığına kanaat getirdi ve müzakerelerin başlamasını tavsiye etti. Belgede, Türkiye ile müzakerelerin ne zaman başlayacağına ilişkin kararın aralık ayında yapılacak Hükümetlerarası Konferans'ta devlet ve hükümet başkanları tarafından kararlaştırılacağı belirtildi. Türkiye ile müzakerelerin başlamasının Türkiye'de reformların devam etmesi açısından çok önemli olduğu, ancak müzakereye başlamanın tek başına yeterli olmadığı kaydedilen belgede, ''Bu sonu açık bir süreçtir, sonuç baştan garanti edilemez'' ifadesi kullanıldı. Rapora göre, Komisyon, AB anlaşması ve Avrupa Anayasası ile uyum sağlamayan özgürlük, demokrasi, insan haklarına saygı ve temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkelerini tehdit eden ciddi ölçüde ihlaller tespit etmesi halinde, müzakere sürecinin askıya alınmasını tavsiye edecek. AB Konseyi, bu durumda nitelikli çoğunlukla karar alacak. Belgede ayrıca, dernekler kanunu, yeni TCK, istinaf mahkemeleri ve ceza infaz yasasının uygulamaya konulması gerektiği ifade edildi, bu değişikliklerle beraber reform sürecinin geriye dönmemesini sağlamak üzere AB'nin süreci yakından kontrol etmesi tavsiye edildi. Geçiş sürecinin uzun sürebileceği kaydedilen belgede, yapısal politikalarda ve tarım politikasında bazı özel düzenlemelere ihtiyaç duyulabileceği belirtildi. -HOLLANDA BAŞKANLIĞININ ÖNCELİKLİ KONUSU TÜRKİYE- AB Dönem Başkanı Hollanda'nın temmuz ayından itibaren yürüttüğü dönem başkanlığındaki en önemli gündem maddelerinden birini Türkiye konusu oluşturdu. Altı aylık dönem başkanlığı süresince Hollanda, Türkiye'nin birlik ile müzakere sürecine yönelik bir yandan üye ülkelerin nabzını tutarak, edindiği izlenimler çerçevesinde taslak bildiriler hazırlarken, diğer yandan da Türkiye'nin görüşlerini not etti. Konuya ilişkin diplomasi trafiğinin Ankara, Lahey ve Brüksel arasında son ana kadar devam etmesi beklenirken, Türkiye, beklentilerinin nihai bildiride yer alması ve ''hedefi tam üyelik olan müzakereler için net bir tarih verilmesi'' yönündeki isteğini sürdürüyor. Türkiye, taslaklarda yer alan müzakere sürecinin açık uçlu olması, müzakerelerin askıya alınma süreci, Rum kesiminin tanınması, sınır anlaşmazlıklarının çözümü konusunda Lahey Adalet Divanı'na gidilmesi, serbest dolaşıma kalıcı kısıtlamalar getirilmesi gibi ifadeler konusundaki çekincelerini Brüksel ve Lahey'de AB yetkililerine aktarıyor. Kaynaklar, taslakların teknik düzeyde hazırlanan belgeler olduğuna, ancak zirvede alınacak kararın ''siyasi'' nitelikli olacağına dikkati çekerek, nihai bildiriye son şeklini zirvede devlet ve hükümet başkanlarının vereceğini vurguluyorlar. -HOLLANDA'NIN DİĞER GÜNDEM MADDELERİ- AB Dönem Başkanı Hollanda'nın diğer gündem maddeleri arasında ise AB genişlemesinin başarıyla tamamlanması yer aldı. Bu çerçevede, Romanya ve Bulgaristan ile müzakere süreciyle, 17-18 Haziran 2004 tarihinde yapılan AB Konseyi toplantısında aday ülke statüsü kazanan Hırvatistan'la ilgili çalışmalar Hollanda dönem başkanlığında ele alınan konular arasındaydı. Hollanda'nın başkanlığı döneminde, son zirvede onaylanan AB Anayasası'nın uygulamaya konulması için yapılması gereken çalışmalar da düzenlenirken, AB içinde gerekli kurumsal değişiklikler planlandı. Öte yandan, Avrupa ekonomisinin canlandırılması için yapısal reformlara ağırlık verildi, işgücü piyasasının işleyişinin iyileştirilmesi, sermaye ve hizmetlere ilişkin mevzuat dahil olmak üzere iç pazarın işleyişi, sağlam kamu maliyesi, mevzuatın basitleştirilmesi ve idari yüklerin azaltılması, Enerji güvenliğinin sağlanması, ARGE ve eğitime verilen önemin artırılması, sosyal güvenlik sistemlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve tarım, gıda güvenliği ve kırsal politika gibi konularda düzenlemeler yapıldı. Hollanda, Avrupa özgürlük, güvenlik ve adalet alanının daha da geliştirilmesi için de çalışmalar yaptı, terörizm, yasadışı göç ve organize suçla mücadele ve polis teşkilatları arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi konularında çalışmalarda bulundu. AB'nin mali ve bütçe yapısıyla birliğin dış politikası da Hollanda'nın öncelik verdiği konular oldu.
TÜRKİYE'NİN AB'YE MUHTEMEL ETKİLERİ BRÜKSEL (A.A) - 15.12.2004 - Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından hazırlanan ''Türkiye'nin Üyeliğinin AB'ye Muhtemel Etkileri'' raporu, hem AB hem de Türkiye ekonomisinin tam üyelikle birlikte gelişeceğini ortaya koyuyor. Rapora göre, 2014-2020 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık yüzde 6 büyüyecek. Şu anda 25 AB üyesi ülkenin GSYİH'sının yüzde 2.4'ünü oluşturan ekonomi, 2014'te yüzde 4'ünü, 2020'de yüzde 5.4'ünü oluşturacak. 2004 yılında 241 milyar Euro olan milli gelir, 2020'de 1 trilyon 139 milyar Euro olacak. Kişi başına milli gelir, AB üyesi 25 ülkenin yüzde 15.1 seviyesinden 2014'te yüzde 22.9, 2020'de yüzde 29.7'sine ulaşacak. Daha iyimser olan senaryoya göre ise bu rakamlar 2014'te yüzde 24.5, 2020'de yüzde 32.6'ya ulaşacak. Bu durumun parasal ifadesine göre, kişi başına milli gelir 2014'te 8 bin-8 bin 500, 2020'de 12 bin 200-14 bin 500 Euro seviyesine çıkacak. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği ile 25 AB üyesi ülkenin ekonomileri yüzde 0.1 ile yüzde 9.3 oranında büyüyecek. Bu 2014'te 16-48 milyar Euroluk bir büyüme anlamına geliyor. Türkiye'nin üyeliği 2014-2020 döneminde AB'de, 129-386 milyar Euroluk bir büyüme etkisi yaratacak. Büyümeye paralel, Türkiye'nin AB'den yapacağı ithalat miktarını da 28 milyar Euro seviyesinden 2020'de 150 milyar Euroya yükseltecek. -2.7 MİLYON KİŞİ AB'YE- Serbest dolaşıma sınır getirilmeyeceği varsayımıyla yapılan hesaplamada, üyelikten sonraki 15 yıllık süreçte Türkiye'den 2.7 milyon kişinin AB ülkelerine göç edeceği varsayıldı. Raporda, bu sayının merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleri için öngörülen 2.9 milyon kişinin altında kalacağına işaret edildi. Raporda, bu tarihten sonra Avrupa'da ciddi oranda çalışabilir nüfusa ihtiyaç duyulacağına da vurgu yapıldı. -SOSYO-KÜLTÜREL ETKİ- DPT raporu, Türkiye'nin nüfusunun, 2020'de 85.4 milyona, 2050 yılında ise 97.3 milyon ile tepe noktasına ulaşacağını ortaya koydu. Nüfus bu tarihten sonra ise gerileme sürecine girecek ve 2070 yılında 83.3 milyona gerileyecek. Rapor, Türkiye'de herkesin 2020'de okur yazar olacağını, mesleki ve teknik eğitim alanların oranının da yüzde 50'lere çıkacağını ortaya koyuyor. Bunun, nitelikli işgücü ihtiyacı artacak AB için önemli bir potansiyel oluşturacağı vurgulandı. Rapordaki temel senaryoya göre, Türkiye'de işsizliğin 2014'de yüzde 9.5'e, 2020 yılında ise 8.6'ya düşmesi beklenirken, yüksek senaryoya göre, 2014'de yüzde 7.3'e, 2020 yılında ise yüzde 5.4'e düşmesi bekleniyor. -TÜRKİYE-AB- Türkiye AB'ye üye olduğunda, karar alma mekanizmalarında 5 büyük ülkeden biri olacak, parlamentoda güçlü olarak temsil edilecek, konseyde oyu Almanya, Fransa İngiltere ve İtalya ile eşit düzeyde bulunacak. Türkiye AB'ye üye olduğunda AB parlamentosunda 80 üye ile temsil edilecek, AB Konseyi'nde ise 28-29 oya sahip olacak. -AB'DE MÜSLÜMAN-HIRİSTİYAN UYUMU- Fransa'da 5 milyon, Almanya'da 3.4 milyon, İngiltere'de 1.5 milyon, Hollanda'da 500 bin Müslüman'ın bulunduğu belirtilen raporda, AB ülkelerinde toplam 14 milyon civarında Müslüman nüfus yaşadığı kaydedildi. Raporda, AB'nin bir Hıristiyan kulübü kabul edilerek dışlanmasının Müslüman ve Hıristiyan nüfus arasındaki uyuma zarar vereceğine de dikkat çekildi. -TÜRKİYE'NİN AB BÜTÇESİNE KATKISI- Türkiye'nin AB bütçesine katkısına ilişkin senaryolar ise şöyle: ''1. Senaryo: 2014'te Türkiye AB bütçesine 4.9 milyar Euro katkı yapacak. AB, Türkiye'ye 6.4 milyarı tarım, 4.4 milyarı yapısal harcamalar olmak üzere toplam 10.8 milyar Euro ödeyecek. AB'ye net maliyet 5.9 milyar Euro olacak. 2020 yılında ise Türkiye AB bütçesine 8.8 milyar Euro katkı yapacak, AB 15.2 milyar Euro Türkiye'ye katkı yapacak. Bu miktarın 7.4 milyarı tarım, 7.9 milyarı yapısal harcamalara aktarılacak. AB'nin net katkısı 6.5 milyar Euro olacak. 2. Senaryo: Türkiye'nin katkısı 4.9 milyar Euro, AB'nin katkısı 6.4 milyarı tarım olmak üzere 12.8 milyar Euroya çıkacak. Net maliyet 7.8 milyar Euro olacak. 2020'de ise Türkiye'nin AB bütçesine sağlayacağı tutar 8.8 milyar Euroya çıkacak. AB, 7.3 milyarı tarım, 11.4 milyarı yapısal harcamalar olmak üzere 18.8 milyar Euro katkı sağlayacak. AB'ye net maliyet ise 10 milyar Euro ile sınırlı olacak.''
TÜRKİYE İLE MÜZAKERELERE BAŞLAMAYA HAZIRLANAN AB, BİR YANDAN DA SON GENİŞLEME SONRASINDA KENDİ İÇİNDEKİ YAPILANMASINI TAMAMLAMAYA ÇALIŞIYOR ANKARA (A.A) - 15.12.2004 - Brüksel'de yarın başlayacak AB zirvesinde Türkiye ile katılım müzakerelerine başlama kararı alması beklenen AB, bir yandan da Mayıs 2004'te hayata geçen son genişleme süreci sonrasında, kendi içinde yeniden yapılanmasını tamamlamaya çalışıyor. AB'nin bugüne kadarki en büyük genişleme hareketi olan beşinci genişleme, birliğe 10 yeni üyenin katılımıyla son bulmuştu. Çoğunluğu kısa süre öncesine kadar ''Doğu Bloku'' olarak adlandırılan oluşumun parçası olan 10 yeni üyenin katılımıyla AB, bir anlamda Soğuk Savaş döneminin bölünmüş Avrupası'na da son vermiş oldu. Çok sayıda Avrupalı için siyasi açıdan büyük önem taşıyan beşinci genişleme hareketi, bir yandan da birliğin ''genişlemeden çok derinleşmesi gerektiğini'' savunanlar tarafından eleştirildi. Son genişleme hareketinin siyasi nedenlerle ''aceleye getirildiğini'' öne süren bu grup, AB'nin, 6 üye için oluşturulmuş, daha sonra birkaç kez gözden geçirilmiş yapısının böyle bir gelişmeye yeterince hazırlanmamasından şikayet etti. Türkiye'nin üyeliğine tereddütle yaklaşanlar arasında bu grup da yer alıyor. AB'nin zaten yeterince hazırlıksız şekilde 10 yeni üyeyi bünyesine dahil ettiğini düşünenler, AB'nin bundan sonra yavaş hareket etmesi ve kendi içindeki yeniden yapılanma süreçlerine odaklanması gerektiğini savunuyorlar. AB, müzakerelerin başlaması için tüm aday ülkelerin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmesi koşulunu koymuştu. AB'nin geçmiş genişleme deneyimleri, birliğin yasal düzenlemeler kadar uygulama konusuna da vurgu yapmasına neden oldu. Kaynaklar, uygulama konusunda gösterilen hassasiyetin, ''sadece Türkiye için gösterilen bir hassasiyetten çok, birliğin genişleme deneyimlerinde yaşadığı zorlukların tekrarlanmaması için alınan önlem'' olduğunu belirtiyorlar. Türkiye'ye ilişkin alınacak kararda müzakerelerin ''ucu açık'' olacağı şeklinde ifadenin yer alması da Türkiye'ye özel bir durum değil, AB kamuoyunda yeni bir genişleme hareketine ya da Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakmayanlara yönelik bir açıklama olarak değerlendirilebilir. Uzmanlar, ''Müzakere sürecinin tam üyelik perspektifiyle başlasa bile sonucunun baştan garanti edilememesinin doğal olduğunu, ancak bu ifadenin metne yerleştirilmesinin müzakereler açısından cesaret kırıcı olarak nitelendirilebileceğini'' belirtiyorlar. Öte yandan, AA muhabirine konuyu değerlendiren Batılı bir diplomat, alınacak kararın Türkiye'nin ve AB üyelerinin istekleri arasında bir uzlaşma olduğu gerçeğine dikkat çekerek, AB kamuoyunun bazı hassasiyetlerini de göz ardı etmelerinin mümkün olmadığını kaydetti. Kaynaklar, AB içinde genişleme ve derinleşme eğilimlerinin her zaman paralel ilerlemediğini, kimi zaman bir unsurun diğerine ağır bastığını belirterek, AB kamuoyunda bugün süren tartışmaların bir boyutunu da derinleşme ve genişleme yanlılarının oluşturduğunu kaydediyorlar. Bu çerçevede, özellikle ortak güvenlik ve dış politika alanlarında birliğe büyük katkısı olacağı düşünülen Türkiye'nin üyeliğini destekleyenlerle ''birliğin öncelikle beşinci genişlemesini tam olarak sindirmesini beklemek isteyenler arasında'' görüş ayrılıkları bulunuyor. |