|
(12 Nisan 2006)
-İSTANBUL'DA GERÇEKLEŞEN İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ PARLAMENTO BİRLİĞİ 4. KONFERANSI TAMAMLANDI İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) ev sahipliğinde gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) 4. Konferansı sona erdi. TBMM'nin ev sahipliğinde yapılan konferansta, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve 47 ülkenin temsilcileri yer aldı. Konferansa ayrıca, 17 ülkenin meclis başkanı, 8 başkan vekili, 7 heyet başkanının da aralarında bulunduğu 436 kişi katıldı. Öte yandan, İKÖPAB 4. Konferansı için 48'i yabancı, 113'ü de Türkiye'den olmak üzere 161 medya mensubu akredite oldu. |
-TÜRKİYE'NİN İNİSİYATİFİYLE SİMGESEL OLARAK YAYINLANAN BOĞAZİÇİ DEKLARASYONU'DAN: ''BİZ, FARKLI KÜLTÜR VE MEDENİYETLER ARASINDA ÇATIŞMANIN DEĞİL, İŞBİRLİĞİ VE KARŞILIKLI HOŞGÖRÜNÜN ARTIRILMASI GEREKTİĞİNE İNANIYORUZ'' İSTANBUL (A.A) - 13.04.2006 - İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nın sonunda hazırlanan Boğaziçi Deklarasyonu'nda, ''Biz, farklı kültür ve medeniyetler arasında çatışmanın değil, işbirliği ve karşılıklı hoşgörünün artırılması gerektiğine inanıyoruz'' denildi. Türkiye'nin inisiyatifiyle simgesel olarak yayınlanan ve TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın okuduğu deklarasyondaki değerlendirmeler şöyle: ''Dünyamız büyük sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Küreselleşme hem büyük fırsatları, hem de problemleri içinde barındıran bir süreçtir. Geçmişte mümkün olmayan yeni iletişim kanalları, farklı kültür ve dini gelenekleri birbirine yaklaştırmaktadır. Bununla birlikte küreselleşme aynı zamanda yeni ayrımlar yaratmaktadır. Küreselleşmenin ekonomik maliyeti, bütün dünya toplumları tarafından hissedilmekte, kültürel ve siyasi aynı zamanda ulusal kimliğe karşı bir tehdit olarak da algılanmaktadır. Küçülen dünyamız, barış ve istikrarın temini için daha fazla çaba göstermek zorundadır. Bütün dünya toplumları açlık, cehalet, çocuk ölümleri, savaşlar, terörizm, işkence, insan ticareti, uyuşturucu, ekonomik adaletsizlik, yolsuzluk ve ayrımcılık gibi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Bu sorunların çözümü için bir tarafta köklü değerlere, öte tarafta işlevsel mekanizmalara ihtiyacımız vardır. Köklü değerlere dayanmayan mekanizmaların çözüm üretmesi, işlevsel hale getirilmeyen değerlerin ise anlamını muhafaza etmesi mümkün değildir. Biz İslam toplumlarını temsil eden İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin üyeleri olarak bu değerlere sahip olduğumuza, gerekli mekanizmaları da işler hale getirebileceğimize inanmaktayız. Meşru sorun ve taleplerin, meşru yollarla çözüme kavuşturulması, demokratik, özgür ve eşitlikçi bir toplumun ön şartıdır. Parlamentolar, toplumun meşru talep ve beklentilerini karşılamak için kurulmuşlardır. Parlamentolar, toplumsal değerlerin işlevsel mekanizmalar aracılığıyla hayata geçirilmesini temin etmekle yükümlüdürler. Toplumların sivil inisiyatif ve taleplerini temsil eden parlamentolar, devlet ile toplum, yöneten ile yönetilen arasındaki en önemli temsil mekanizmalarıdır. Parlamentoların temsil ettiği halk iradesi, toplumsal düzen ve barışın vazgeçilmez şartıdır. -ORTAK DEĞERLER- İslam kültür ve medeniyetinin temel değerleri, aynı zamanda evrensel değerlerdir. Adalet, barış, eşitlik, ötekine saygı, hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik, ailevi ve ahlaki değerler, bütün insanlığın paylaştığı değerlerdir. İnsanlığın geleceği, bu ortak değerler üzerinde yükselecektir. İnsani değerlere kayıtsız bir dünya, ilerlemenin ve medeniliğin temsilcisi olamaz. Bu değerlerin yön vermediği bir dünya kaosun, terörün, umutsuzluğun, adaletsizliğin dünyası olabilir. Evrensel insani değerlerin yol gösterdiği bir dünyanın inşası için bütün dünya toplumlarının dayanışma içinde olması gerekir. Farklı kültür ve medeniyetler arasındaki dini, tarihi ve siyasi farklılıklar, çatışmanın zemini olmamalıdır. Demokratik bir dünya, herkesin aynı şekilde düşündüğü ve yaşadığı bir dünya değildir. Demokrasi, farklı düşüncelerin bir arada yaşaması rejimidir. Adil ve eşitlikçi bir dünya düzeni, farklı toplum ve kültürlerin bir arada yaşama iradesi göstermesiyle mümkün olabilir. Biz, farklılıkları koruyarak bir arada yaşamanın mümkün olduğuna inanıyoruz. İslam dünyası, evrensel değerleri, zengin tarihi mirası, genç nüfusu, dinamik toplum yapısı ve doğal kaynaklarıyla büyük fırsatlar ve sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Müslüman ülkeler adil bir dünya sisteminin inşasına katkıda bulunmayı hedeflemelidirler. Küresel gelişmeleri doğru okuyabilen Müslüman toplumlar, tarihin pasif ve reaksiyoner değil, yapıcı ve dinamik aktörleri olmalıdırlar. İslam geleneği; adil, eşitlikçi ve erdemli bir toplumun inşası için gerekli ilkeleri koymuş, katılımcı ve temsil yönetiminin sürekliliğini garanti altına almıştır. İslam toplumlarının zengin yönetim geleneği ve çok kültürlülük tecrübesi, bu ilkeler ışığında ortaya çıkmış ve geniş bir coğrafyada hayat alanı bulmuştur. Bu tecrübe sayesinde Müslümanlar, farklı topluluklarla bir arada barış içinde yaşamışlardır. -''ÇÖZÜM, ÖNCELİKLE MÜSLÜMAN TOPLUMLARIN GÖREVİ''- Müslüman toplumlar ve yöneticiler fakirlik, yolsuzluk, cehalet, salgın hastalıklar, gelir dağılım eşitsizliği, şiddet ve terörizm gibi sorunları aşmak için maddi ve manevi değerlerini seferber etmelidir. Bu sorunlar iç ve dış pek çok faktöre bağlıdır. Fakat bunların çözümü öncelikle Müslüman toplumların görevidir. İslam dünyasındaki sorunları çözmek için başkalarını suçlamak, kurban edilmişlik psikolojisiyle hareket etmek, şiddete başvurmak çözüm değildir. İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin üyeleri olarak İslam dünyasının kendi sorunlarını çözecek enerji ve imkanlara sahip olduğuna inanıyoruz. Bunu gerçekleştirmek için sahip olduğumuz evrensel değerleri etkin mekanizmalarla buluşturmak hepimizin ortak görevidir. Biz farklı kültür ve medeniyetler arasında çatışmanın değil, işbirliği ve karşılıklı hoşgörünün artırılması gerektiğine inanıyoruz. Medeniyetlerin bir arada barış içinde yaşamasının ön şartı tarafların eşit olduğunu kabul etmektir. Dini ve kültürel farklılıklara saygı göstermek bütün toplumların ortak görevidir. Son zamanlarda yükselişe geçen İslam karşıtlığına karşı bütün sivil toplum örgütlerini ve siyasi aktörleri sağduyulu davranmaya çağırıyoruz. İslam karşıtlığı, tıpkı anti-semitizm ve ırkçılık gibi bir insanlık suçu olarak kabul edilmelidir. Bir toplumu dini ve kültürel tercihlerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutmak, onların kutsal değerlerini hafife ve hatta alaya almak ne insani, ne de siyasi değerlerle bağdaştırılabilir. Kültürel farklılıklar, göç, entegrasyon, şiddet ve terörizm gibi sorunlar ancak eşit taraflar arasında yapılacak kapsamlı işbirlikleriyle aşılabilir. Bunun için kamuoyuna ve siyasi liderliğe büyük görevler düşmektedir. İslam ve batı toplumlarının kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasi liderlerinin çatışmaları önleyecek, barış ve istikrarı temin edecek adımlar atması gerekmektedir. Bunun için öncelikle Avrupa-merkezci tarih ve siyaset algısının yeniden gözden geçirilmesi, Müslüman toplumların dini ve kültürel hassasiyetlerine saygı gösterilmesi, meşru siyasi taleplerinin karşılanması hayati öneme sahiptir. -ORTAK ÇABA- İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu sorunları çözmek için din, dil, ırk ayrımı yapmadan tüm insanlığın ortak bir çaba içinde bulunması gerekmektedir. İnsanlığın ortak değerleri, ortak iyide yarışan toplumların katkılarıyla hayat bulacaktır. Toplumların sivil talep ve tercihlerini temsil eden parlamentolar bu ortak iyinin inşasında merkezi bir role sahiptirler. İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin üyeleri olarak, tüm insanlığı medeniyetlerin ittifakına ve dünya barışının yeniden inşasına katkıda bulunmaya davet ediyoruz.'' Konferans, Kuran-ı Kerim okunmasının ardından sona erdi.
-TBMM BAŞKANI BÜLENT ARINÇ: ''MÜSLÜMAN TÜRK TOPLUMU OLARAK NİTELENDİRİLEN KIBRIS'IN, ALINAN KARAR GEREĞİNCE, 'KIBRIS TÜRK DEVLETİ' OLARAK BUNDAN SONRA İSİMLENDİRİLMESİ OY BİRLİĞİYLE KABUL EDİLDİ'' İSTANBUL (A.A) - 13.04.2006 - TBMM Başkanı Bülent Arınç, İKÖPAB'da ''Müslüman Türk Toplumu'' olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar gereğince, ''Kıbrıs Türk Devleti'' olarak isimlendirilmesinin oy birliğiyle kabul edildiğini söyledi. Arınç, İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nın kapanış oturumunun ardından gazetecilere bir açıklama yaptı. Konferansın başarıyla sonuçlandığını dile getiren Arınç, ''İstanbul Deklarasyonu'' ve evrensel nitelikteki ''Boğaziçi Deklarasyonu''nun çok önemli metinler olduğunun altını çizdi. Bülent Arınç, konferansta, hem Batı Trakya'daki Türk azınlığına ilişkin, hem de KKTC'nin ''Kıbrıs Türk Devleti'' olarak tanımlanması konuları ile Afrika'daki bazı ülkelerin borçlarının silinmesine yönelik teknik bazı kararların alındığını bildirdi. TBMM Başkanı Bülent Arınç, şunları kaydetti: ''Müslüman Türk Toplumu olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar gereğince, 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak bundan sonra isimlendirilmesi oy birliğiyle kabul edildi. Teknik olarak İstanbul Deklarasyonu ve Boğaziçi Deklarasyonu karar ağırlığında olan şeyler değil, temenni ve duyguları ifade içine almaktadır ama alınan kararlar bağlayıcıdır. Bu çok ileri bir adımdır. İstanbul Deklarasyonu içinde Kıbrıs ile ilgili yer alan hususlar, Kıbrıs'taki izolasyonların sona erdirilmesi, barışçı çabaların BM tarafından devam ettirilmesi konusudur. Bundan böyle Kıbrıs'taki Müslüman Türk halkına 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak isim verilmiştir. Bu büyük bir başarıdır. Bundan dolayı hem Türkiye, hem de KKTC'de sevinçle karşılanacağını ümit ediyorum.'' -SORULAR- Arınç, ''Bu konunun deklarasyonda yer almamasının nedeni Mısır'ın itirazı mı?'' sorusu üzerine, deklarasyonun, daha geniş ve her konuyu kapsayıcı şekilde ilan edildiğini ifade ederek, şöyle konuştu: ''Boğaziçi Deklarasyonu, zaten, bütün dünyaya karşı, Avrupa'ya karşı 'Bizi de anlayın, bizi de tanıyın, farklılara bir zenginlik olarak bilin, İslam karşıtlığından vazgeçin, diyalog arayışlarına siz de katkıda bulunun' şeklinde, bugün dünyanın içinde bulunduğu sorunlara Müslüman ülkeler gözüyle bir bakışı ifade ediyor. Bazı cümlelere, bazı ülkelerin itirazları olmuştur. Ama genelde sağlanan konsensüs hem okuduğum, hem de karar altına alınan hususlar olarak dokümanlara geçti.'' Gazetecilerin, ''Filistin heyetinin siz metni okurken itirazları oldu. Arapça metinde 'direniş hakkı' sözcüğünün bulunmasına rağmen Türkçe ve İngilizce metinde yer almamasına dair itirazları vardı'' sözleri üzerine Arınç, tercüme hatası olduğu söyledi. Bülent Arınç, bunların müzakere edilerek karar altına alındığını vurgulayarak, ''Arkadaşların heyecan duymaları bir tercüme eksikliğinden kaynaklanıyor. Bu deklarasyonun en az 10 maddesi Filistin ile ilgilidir'' dedi. TBMM Başkanı Bülent Arınç, ''Kıbrıs Türk devleti nitelemesi KKTC'nin bir devlet olarak tanınması açısından nasıl bir anlam ifade ediyor mu?'' sorusuna karşılık da, ''İKÖPAB'ın aldığı bir karar. BM Genel Sekreteri'nin de planında bu isim geçmiş bulunuyor. Yani bundan sonra bu ülkeler, 'Kıbrıs devletini tanıyacaklardır' değil. O aşamada değiliz. Aldığımız karar bunu ifade etmiyor'' diye konuştu. ''KKTC ile ekonomik işbirliği konusunda çağrı yer aldı mı?'' sorusu üzerine de Arınç, bu konunun deklarasyonda yer aldığını kaydetti. Bu arada İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 5. Konferansı 2008'de Kahire'de yapılacağı bildirildi.
-TBMM BAŞKANI BÜLENT ARINÇ, ''İSTANBUL DEKLARASYONU''NU AÇIKLADI İSTANBUL (A.A) - 13.04.2006 - TBMM Başkanı Bülent Arınç, İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nın sonunda hazırlanan ''İstanbul Deklarasyonu''nu açıkladı. Conrad Oteli'ndeki konferansta basına kapalı olarak gerçekleştirilen oturum daha sonra basına açıldı. TBMM Başkanı Bülent Arınç, yaptığı konuşmada, iki gün boyunca üye ülkelerin görüş ve düşüncelerini dürüst ve samimi şekilde ortaya koyduğunu ifade ederek, toplantıda İslam ülkelerinin içinde bulundukları sorunların ve karşılaştıkları güçlüklerin ele alındığını söyledi. Arınç daha sonra, konferansa ilişkin hazırlanan ve kabul edilen ''İstanbul Deklarasyonu''nu okudu. Deklarasyonda, İKÖPAB'ın, 14. İcra Komitesi, 8. Konsey ve 4. Konferansı'nı İstanbul'da düzenlediği, bölgesel ve uluslararası gündemde yer alan hususları müzakere ettiği belirtildi. Üye devletlerde süregelen reformlara destek verildiği ifade edilen deklarasyonda, her ülkenin ulusal değer ve prensiplerine uygun olması gereken bu sürecin, İslam dünyasında özgürlük ve refahı artıracağı vurgulandı. Üye devletlere, ''İslam dünyasında gerçekleştirilen reform çalışmalarını daha da güçlendirmeleri ve iyi yönetişim, etkin siyasi denetim, şeffaflık ve hesap verilebilirlik anlayışının hakim olduğu yeni bir vizyon çerçevesinde, temel hak ve özgürlüklerin ve kadın-erkek eşitliğinin güvence altına alınması için harekete geçme'' çağrısında bulunulan deklarasyonda, İKÖPAB'ın şu görüşlerine yer verildi: ''Hz. Muhammed'i tahkir eden karikatürlerin tüm dünyada yaygın şekilde neşredilmesiyle yeniden gündeme gelen ve giderek artan İslamofobi ve İslamiyet'in karalanması karşısında ciddi endişelerini ifade eder. İslamiyet'in şiddetle ilişkilendirilmesini esefle karşılayarak, tüm hükümetlerin yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde İslamofobi ile mücadelede kararlı bir tutum benimsemesi zorunluluğunu vurgular. Ayrıca, uluslararası toplumun hem kurumsal, hem de sivil toplum düzeyinde, ilgili yasa hükümlerinin uygulanması yoluyla, tüm dinlere saygı gösterilmesi ile dini inanç ve kanaatlere saldırı ve karalama girişimleriyle mücadele edilmesi konusundaki sorumluluğunu vurgular. Farklı din ve kültürler arasında diyalog eksikliğinin, küresel barış ve istikrar üzerindeki ciddi etkilerinin bilinciyle, uluslararası toplumu, diyalog, karşılıklı anlayış ve saygı yaklaşımının geliştirilmesi amacıyla gecikmeksizin gereken adımları atmaya davet eder. BM Genel Sekreteri'nin himayesinde, Türkiye ve İspanya eş başkanlığında yürütülen ''Medeniyetler İttifakı'' girişimi ve medeniyetler arası diyalogu, bu yönde etkin mekanizmalar olarak kabul eder ve kararlı desteğini ifade eder. -FİLİSTİN KONUSU- 25 Ocak 2006 tarihinde, hür, adil ve demokratik bir şekilde gerçekleşen Filistin Yasama Konseyi seçimlerini memnuniyetle karşılar ve Hamas'ın parlamentoda çoğunluğu elde ettiği oylama sonucunun Filistin Halkı'nın iradesini yansıttığını teyit eder. Ayrıca Yasama Konseyi'nden güvenoyu olan yeni hükümetin Filistin halkını temsil eden hükümet olduğunu teyit eder, bu nedenle, Filistin halkının hükümetine karşı uygulanan her tür şantaj, boykot ve ablukayı reddeder. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Filistin halkına ve seçilmiş yönetimine yardımları kesme tehditlerini teşhir ederek, bu tehditlerin Filistin halkını demokratik tercihinden dolayı topluca cezalandırmaya ve demokrasinin dayandığı temel ilkelerin topyekün imhasına yönelik tasarruflar olarak değerlendirir. Arap ve İslam ülkelerinin hükümet ve halkları ile dünyanın tüm özgür halklarına Filistin halkı ve ulusal yönetimine maddi, manevi, siyasi ve medya desteğini sağlamaları ve kesilen tüm yardımları en kısa sürede telafi etmeleri çağrısında bulunur. İsrail'in, Filistin halkına yönelik, cinayet, suikast, Filistin altyapısının çökertilmesi, Filistin halkının zenginlik ve kaynaklarının imhası, sonu gelmeyen tutuklama kampanyaları, İsrail hapishanelerinde sayıları 10 bini aşan Filistinli mahkumlara yönelik saldırgan uygulamalar, seçilmiş 15 parlamento üyesinin süregelen tutukluluk hali, yerleşimlerin sürekli genişletilmesi, Kudüs'ü abluka altında tutarak Yahudileştirme çabaları, El Aksa Camii'nin yıkılması, bu arada Filistin halkının tecrit edilmiş köylerde kuşatılması ve Filistin hükümetine hak ettiği maddi katkının ödenmemesi şeklinde ortaya çıkan sürekli saldırılarını şiddetle kınar. İKÖPAB bu çerçevede, BM Güvenlik Konseyi'ne, Filistin halkına, hükümetine ve önderlerine uygulanan saldırıların durdurulması için gerekli önlemlerin alınması çağrısında bulunur. -BAŞKENTİ KUDÜS OLAN BAĞIMSIZ BİR FİLİSTİN DEVLETİ- Filistin halkına meşru ve vazgeçilmez kendi kaderini tayin hakkıyla Filistinli mültecilere geri dönme ve tazminat haklarının verilmesi, İsrail hapishanelerindeki mahkum ve tutukluların serbest bırakılması, başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve mahkumlara 4. Cenevre Sözleşmesi hükümlerince muamele edilmesi konularında Filistin halkı ile dayanışma içinde olduğunu vurgular. Konferans bölgedeki çatışmaların sürmesine yol açan asıl sorunun Filistin, Suriye ve Lübnan'daki Arap topraklarının işgali olduğu kanaatindedir. Lübnan'daki Şiba Çiftliği ve diğer Lübnan topraklarının İsrail tarafından işgalinin sürmesini ve Lübnan vatandaşlarının güvenliğini tehdit edecek şekilde özgürlüklerinin kısıtlanmasını teşhir eder ve ayrıca İsrail'in mayın haritalarını vermeyi reddetmesini kınar. İsrail'in Lübnan'ın egemenliğine yönelik mutat askeri ihlallerini teşhir eder; Lübnanlı direnişçilerin, işgal altındaki Lübnan topraklarının bağımsızlığına kavuşmasını sağlama ve Lübnan'a yönelik saldırılara karşı koyma hakkını vurgular.'' -TERÖR, DÜNYADA BARIŞINI TEHDİT EDİYOR- Açıklanan deklarasyonda İKÖPAB'ın değerlendirmeleri şöyle: ''Terörün, dünyada barışı, güvenliği ve istikrarı sürekli olarak tehdit ettiğini, hiçbir gerekçesi olmadığını, ayrıca herhangi bir dini, ırkı, etnik kökeni ya da milliyeti olmadığını teyit eder. Terörle mücadelenin uluslararası alanda dayanışma ve işbirliği olmadan etkili olamayacağını ısrarla belirtir; uluslararası topluluğun tüm teröristleri ve destekçilerini belirlemek, tanımlamak, mahkum etmek, tecrit etmek ve cezalandırmak için ortak ve tek bir yöntem benimsemesinin gerekliliğini bir kez daha belirtir. Birleşmiş Milletler'in, teröre karşı uluslararası işbirliğini geliştirmek için en önemli forum olduğunu, BM Güvenlik Konseyi'nin terörizme karşı mücadele hakkındaki kararları ile uluslararası sözleşmelere tam olarak saygı gösterilmesi gerektiğinin hayati olduğunu hatırlatır. Halkların, saldırı ve yabancı orduların işgaline karşı meşru direniş hakkı ile terör eylemleri arasında açık ve net bir ayrım yapılmalı, bu konuda da Birleşmiş Milletler'in kavram ve ölçütleri oluşturması için çağrı yapılmalıdır. Teröre karşı sadece güvenlikçi ve askeri yöntemlerle mücadele edilemeyeceği, terörün gerçek köken ve nedenlerine karşı barışçı ve doğru çözümler üretilmesi gerektiği kanaatindedir. -IRAK- Irak'ın egemenliğini, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve ulusal birliğini savunmak için kararlı tutumunu yineler ve tüm Irak halkının beklentilerini gerçekleştirmek için Iraklı tüm tarafların işbirliği yapmasını talep eder. Irak'ta istikrar, güvenlik, ulusal uzlaşmayı gerçekleştirebilecek tüm bölgesel ve uluslararası girişimleri bütün gücüyle destekler; ayrıca Arap Birliği, İslam Konferansı Örgütü ve Irak'ın komşusu ülkelerin, aynı amaca yönelik olarak uluslararası topluluğun daha çok gayret sarf etmesi yolundaki çağrılarını da destekler. Irak'ta Şiilerle Sünniler arasında gerginlik ve mezhepler arası çatışma yaratmayı amaçlayan, Samarra kentindeki kutsal ibadet merkezleriyle Irak'taki diğer ibadethane ve camilere yönelik insanlık dışı ve barbarca terörist saldırıları kararlı bir şekilde mahkum eder. İbadethane ve camilerin kutsallığının, her türlü istila, zarar verici eylemler ve terörist saldırılara karşı korunmasının önemini belirtir. -KIBRIS- BM Genel Sekreteri'nin, Annan Planı ve adanın iki bölümünün siyasal eşitliği parametresi temelinde, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm sağlanması amacıyla yürüttüğü iyi niyet misyonu çerçevesindeki gayretlerini destekler. Uluslararası toplumun, Kıbrıs Türk tarafına yönelik insanlık dışı tecridin sona erdirilmesinde gecikmeden somut adımlar atmasını ve bu bağlamda tüm üye devletlerin Kıbrıs Türk tarafı ile her alanda ilişki ve dayanışmalarını güçlendirmesini özel olarak talep eder. Kıbrıs'ta kapsamlı çözümü gerçekleştirmeyi amaçlayan, ilgili taraflar arasında karşılıklı ve daha iyi bir güven ve anlayış ortamını yaratmayı hedefleyen Türkiye'nin 24 Ocak 2006 tarihinde açıkladığı Eylem Planı'nı memnuniyetle karşılar. -KİTLE İMHA SİLAHLARI- Kitle imha silahlarının yayılmasının bölge ve dünya barışına yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu kabul eder. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma'ya (NPT) taraf olan her devletin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, NPT hükümleri ve Teftiş Protokolü'nün öngördüğü etkin denetimi altında, nükleer teknolojiden barışçı amaçlar için yararlanma hakkı olduğunu kabul eder. Nükleer silahlara sahip devletlerin nükleer cephanelerini NPT'nin 6. maddesi gereği, mümkün olan en kısa süre içinde imha etmeleri gerektiğini vurgular. İsrail'in NPT'ye taraf olması, nükleer tesislerindeki güvencelerin artırılması ve Ortadoğu bölgesinin nükleer silahlardan tamamen arındırılması konularında 2000 yılından bu yana bir ilerleme olmadığını esefle kaydeder. Ortadoğu bölgesini, hiçbir istisna olmaksızın, tamamiyle tüm kitle imha silahlarından, özellikle de nükleer silahlardan topyekun arındırma yolunda, BM Güvenlik Konseyi ve UAEA'nın yaptığı çağrıyı tekrar eder. Kamerun ile Nijerya arasında ortaya çıkan anlaşmazlığı kaydeder ve her iki ülkeyi de İslam Konferansı Örgütü'nün 5. Konferansı'nda kabul edilen ortak sınırlara ilişkin kararını, barış ve karşılıklı güven çerçevesinde uygulamaya davet eder. -SUDAN- Konferans, kardeş Sudan'ın ve Sudan dahil tüm üye devletlerin, ulusal egemenliklerini koruma ve kendi onayı olmadan gerçekleşen her türlü yabancı askeri müdahaleye karşı çıkma hakkını destekler. Konferans, bu temel ilkeden hareketle, kardeş Sudan'ın, toprakları üzerinde, kendi onayı olmaksızın herhangi bir uluslararası askeri gücün varlığını reddetme yolundaki meşru hakkını destekler; bu keyfi önlemi, Sudan'ın ulusal egemenliğine yönelik bir saldırı olarak, ayrıca da siyasal çözümü engellediği gibi, Abuja'da sürmekte olan müzakereleri baltaladığını, müzakereler yoluyla çözüme ulaşmayı hedefleyen tüm girişimleri engellediğini mütalaa eder. Anlaşmazlığa taraf olan kesimleri, çelişkileri çözmeye ve sorunu ortadan kaldıracak bir çözüm bularak Sudan'ın istikrar ve barış zeminini hazırlamaya davet eder. Keşmir halkına büyük acılar veren Keşmir sorununun 58 yıldır çözüme kavuşturulamadığını büyük bir endişeyle müşahede eder. Forumumuz Keşmirlilerin kendi kaderlerini tayin hakkını destekler ve BM kararları temelinde çözümünü savunur. Azerbaycan Cumhuriyeti'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne karşı Ermenistan Cumhuriyeti'nin hasmane tutumunun devamının kınandığını ısrarla ifade eder. Arınç, deklarasyonu okuduktan sonra ''hayırlı olması'' dileğinde bulundu. TBMM Başkanı Arınç, daha sonra uluslararası anlamda, toplantının içeriğinden oluşan ve ''Boğaziçi Deklarasyonu'' adı verilen deklarasyonu okudu.
-KKTC'NİN İKÖPAB NEZDİNDE ''KIBRIS TÜRK DEVLETİ'' İFADESİYLE YER ALMASINA İLİŞKİN TASARI KABUL EDİLDİ
İSTANBUL (A.A) - 13.04.2006 - İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nda, KKTC'nin İKÖPAB nezdinde ''Kıbrıs Türk Devleti'' ifadesiyle yer almasına ilişkin tasarı oy birliğiyle kabul edildi. Conrad Otel'de düzenlenen konferansın kapanış oturumunda, İKÖPAB'da ''Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu'' olarak gözlemci statüsünde bulunan KKTC'nin ''Kıbrıs Türk Devleti'' ifadesiyle yer alması için hazırlanan tasarı da ele alındı. Basına kapalı olarak gerçekleştirilen toplantıda, konuya ilişkin tasarı oybirliği ile kabul gördü.
-KKTC MECLİS BAŞKANI FATMA EKENOĞLU: ''KIBRIS SORUNUNA ÇÖZÜM İSTENİYORSA TOPLUMLAR ARASI GÖRÜŞMELERİN DIŞINDA BAŞKA YOL YOKTUR'' İSTANBUL (A.A) - 13.04.2006 - KKTC Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, ''Kıbrıs sorununa çözüm isteniyorsa toplumlar arası görüşmelerin dışında başka yol yoktur'' dedi. İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) Conrad Otel'deki 4. Konferansı'nın kapanış oturumu, TBMM Başkanı ve İKÖPAB Dönem Başkanı Bülent Arınç'ın başkanlığında yapıldı. Arınç, oturumun basına açık gerçekleştirilen ilk bölümünde gözlemci ülke statüsündeki KKTC'nin Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu, ''Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu Meclis Başkanı'' anonsuyla, konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet etti. KKTC Meclis Başkanı Ekenoğlu, bu konferans aracılığıyla 40 yılı aşan bir süredir çözüm bekleyen Kıbrıs sorununa dikkati çekmek istediğini kaydederek, 2004 yılı Nisan ayında gerçekleştirilen referandumlar ile Kıbrıs Türk halkının barış ve çözüm isteğinin kesin bir ifadeyle kanıtlandığını söyledi. Annan Planı'na Kıbrıslı Türkler tarafından yüzde 65 oranında ''evet'' oyu verildiğini, Kıbrıslı Rumlar'ın ise bu plana yüzde 76 oranında ''hayır'' dediğini anımsatan Ekenoğlu, referandumun ardından AB Komisyonu'nun ''Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması gerektiğine'' dikkati çektiğini hatırlattı. -''TÜRKİYE'YE KARŞI ŞANTAJ SİYASETİ''- Ekenoğlu, 1 Mayıs 2004'te AB'nin bir yanlışa onay vererek Rum yönetimini Kıbrıs'ın bütünü adına AB tam üyesi olarak kabul ettiğini anlatan Ekenoğlu, ardından Rum yönetiminin AB üyeliğinden kaynaklanan avantajla Türkiye'ye karşı ''şantaj siyasetini'' gündeme getirdiğini söyledi. Rum yönetiminin Türkiye'ye yönelik ''şantaj politikası'' izlemek yerine BM şemsiyesi altında toplumlar arası görüşmeler için masaya dönmesi gerektiğine dikkati çeken Ekenoğlu, ''Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos bir an önce KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın çağrılarına yanıt vererek, görüşme sürecinin başlamasını kabul etmelidir. Kıbrıs sorununa çözüm isteniyorsa toplumlar arası görüşmelerin dışında başka yol yoktur'' diye konuştu. Ekenoğlu, Kıbrıs sorununun gerçekçi çözümünün Annan Planı zemininde bulunabileceğine işaret ederek, ''Annan Planı'nda öngörüldüğü şekilde yeni Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti iki halkın siyasal eşitliğine dayalı Kıbrıs Türk Devleti ve Kıbrıs Rum Devleti temelinde şekillenecektir'' dedi. Ekenoğlu, konferansa katılan İslam ülkelerinin Kıbrıs'a yönelik izolasyonları kırmalarının da en büyük beklentileri olduğunu söyledi. TBMM Başkanı Arınç, konuşmaların ardından oturumu Genel Kurul'un çeşitli konular üzerindeki görüşmeleri için basına kapattı.
-KAPANIŞ OTURUMUNDA, KKTC'NİN İKÖPAB NEZDİNDE ''KIBRIS TÜRK DEVLETİ'' İFADESİYLE YER ALMASINA İLİŞKİN TASARI OYLAMAYA SUNULDU İSTANBUL (A.A) - 13.04.2006 - İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nın kapanış oturumunda, KKTC'nin İKÖPAB nezdinde ''Kıbrıs Türk Devleti'' ifadesiyle yer almasına ilişkin bir tasarı oylamaya sunuldu. Conrad Otel'de düzenlenen konferansa katılan KKTC heyeti üyelerinden alınan bilgiye göre, İKÖPAB'da ''Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu'' olarak gözlemci statüsünde bulunan KKTC'nin, ''Kıbrıs Türk Devleti'' ifadesiyle yer alması için bir tasarı hazırlandı. Tasarı, basına kapalı olarak halen devam eden toplantıda onaya sunuldu.
-İKÖPAB TÜRK GRUBU BAŞKANI YAZICIOĞLU: ''SON OLARAK DANİMARKA'DA YAPILAN ÇİRKİN EYLEM, ZITLIKLARI KÖRÜKLEMEKTEN BAŞKA HİÇBİR İŞE YARAMAMIŞTIR'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - İKÖPAB Türk Grubu Başkanı Mustafa Said Yazıcıoğlu, son olarak Danimarka'da yapılan çirkin eylemin zıtlıkları körüklemekten başka hiçbir işe yaramadığını belirterek, ''İfade özgürlüğüne 'evet', hakaret özgürlüğüne hep beraber 'hayır' diyoruz'' dedi. İKÖPAB 4. Konferansı'nın öğleden sonraki çalışma oturumunda konuşan Yazıcıoğlu, son yıllarda özellikle Danimarka'da İslam dininin mukaddeslerine yapılan ''seviyesiz ve haksız saldırıların'', doğu-batı dünyası arasındaki mevcut sorunları daha da ağırlaştırdığını söyledi. Yazıcıoğlu, hiçbir haklı gerekçe ve sebebe dayanmayan bu tür saldırıların, medeniyetler arası barış ve uzlaşmayı baltalamaktan ve zaten çözüm bekleyen sorunlara yenilerini ilave etmekten başka hiçbir işe yaramadığını anlattı. Demokratikleşmenin; zoraki bir çaba veya dış etkenlerin zorlamasıyla gerçekleşemeyeceğini, zorla olamayacağını vurgulayan Yazıcıoğlu, toplumların bunu benimsemesi ve özümsemesi gerektiğini söyledi. Yazıcıoğlu, ''Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, kadın-erkek eşitliği, şeffaflık ve çoğulculuk gibi prensipleri hayata geçirebilme konusunda gerekli çabaları göstermeliyiz. Bu konulardaki başarımız hem bölgesel, hem de küresel barışa önemli katkılarda bulunacaktır'' diye konuştu. Özellikle 11 Eylül sonrası dünyada büyük bir değişimin yaşanmaya devam ettiğini ifade eden Yazıcıoğlu, batı dünyasında gelişme gösteren ''islamofobia''nın mutlaka kırılması gerektiğini söyledi. Yazıcıoğlu, ''Ancak, son olarak Danimarka'da yapılan çirkin eylem, bu tür zıtlıkları körüklemekten başka hiçbir işe yaramamıştır. İfade özgürlüğüne 'evet', hakaret özgürlüğüne hep beraber 'hayır' diyoruz'' şeklinde konuştu. Her din mensubundan, milletten ve ırktan terörist eylem çıkabileceğine işaret eden Yazıcıoğlu, ''Müslüman kimliği ile birtakım insanların terör eylemine bulaşması tüm Müslümanları bağlamaz. Terörün dini ve milliyeti yoktur. Nereden gelirse gelsin lanetlenmesi, mücadele edilmesi gereken bir olgudur'' dedi. Irak ve Filistin sorununun haklı ve tarafları tatmin edecek bir çözüme kavuşturulmamış olmasının, terörü tetikleyen unsurlardan birisi olduğunu kaydeden Yazıcıoğlu, ''Kıbrıs konusu da Türkiye'nin tüm sorumlu ve özverili çabalarına karşılık orta yerde durmaktadır'' diye konuştu. Batı ile İslam dünyası arasında giderek derinleşen görüş ayrılıklarının son aylarda yoğunlaştığını da kaydeden Yazıcıoğlu, bu gidişe ''dur'' deme zamanının geldiğini söyledi. Türkiye'nin gerek demokratik yapısı, gerek ekonomik potansiyeli, gerekse AB ile ilişkileri bakımından çok büyük kazanım, birikim ve tecrübeye sahip olduğunu ifade eden Yazıcıoğlu, ''Türkiye'nin AB ile tam ortaklık hedefine yönelik müzakere sürecine başlamış olması dini, tarihi ve kültürel bağlarla bağlı olduğu İslam dünyasına sırtını dönme anlamına kesinlikle gelmemelidir. Tam tersine bu süreç, doğu ve batı dünyası arasındaki sorunların çözümüne katkıda bulunacaktır'' diye konuştu. -DİĞER KONUŞMALAR- Katar Meclis Başkanı Mohamed Bin Mubarak Al-Khulaifi de Müslümanların çok zor günler geçirdiğini, sıkıntıların en üst düzeye ulaştığını, ancak İslam dünyasının birlikte hareket etmekten kaçındığını bildirdi. Al-Khulaifi, ''Haksızlığa karşı başkaldırmak zorundayız. Aksi takdirde dünyada ve Filistin'de kan akmaya devam edecektir. Irak'ın bölünmesine, parçalanmasına izin vermemeliyiz'' dedi. Bahreyn Krallığı Temsilciler Meclisi Üyesi Abdullatif Ahmed Al-Shaikh de 11 Eylül sonrası olumsuz olayların faturasının İslam ülkelerine çıkarıldığını, saygısız karikatürler yayınlandığını söyledi. Danimarka'dan gelen ürünlere karşı boykot uygulanması çağrısında bulunan Al-Shaikh, Filistin'deki yeni hükümetin de tanınması gerektiğini, aksi takdirde Ortadoğu'ya barışın gelemeyeceğini dile getirdi. Ürdün Krallığı Meclis Başkanı Abdulhadi Majali de cehalet ve az gelişmişliğin kadınların özellikleri haline gelmeye başladığını, bunun da İslam dünyası içindeki bölünme ve işbirliğinin az olmasından kaynaklandığını söyledi. Majali, ''İsrail'in ırkçı yaklaşımının bu toplantıda kınanması ve Irak'a destek verilmesi gerektiğini'' ifade etti. Yemen Meclis Başkan Yardımcısı Yahya Ali Al-Raaei de ''Filistin'in kendi topraklarında terörist muamelesi gördüğünü, uluslararası toplumun da bu konuda parmağını oynatmadığını'' söyledi. İKÖPAB 4. Konferansı'nın ilk günü, bu oturumla sona erdi.
-FİLİSTİN MİLLETVEKİLİ ELTAMİMİ: ''İSRAİLLİLERİN FİLİSTİN HALKINA YAPTIKLARINDAN DAHA BÜYÜK BİR TERÖRİZM OLABİLİR Mİ?'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - Filistin Milletvekili Mamoun Eltamimi, ''İsraillilerin Filistin halkına yaptıklarından daha büyük bir terörizm olabilir mi?'' dedi. Eltamimi, Conrad Otel'de devam eden İKÖPAB 4. Konferansı'nda söz alarak, konuşmasına ''El Aksa Camii'nin bir Müslüman cami olduğunu bir kere daha haykırmak istiyorum'' diye başladı. Konuşmasını bağırarak sürdüren Eltamimi, şunları söyledi: ''El Aksa Camii'nin yıkıldığını duyacak olursanız hiç şaşırmayın. Kıblemiz parçalanıyor, dökülüyor. Çünkü bu yapının temellerine kazılar yapılıyor. El Aksa Cami yıkılıyor. Sizden yardım ve destek istiyoruz. Böyle bir olaya nasıl izin verebiliriz? Filistin halkı sizden yardım bekliyor. Destek bekliyor. El Aksa Camii'nin yıkılmasını hep birlikte önlemeye çalışmalıyız.'' Peygamberin El Aksa'da, ''3 büyük cami var; Mekke Cami, Medine Cami ve El Aksa Cami'' dediğini dile getiren Eltamimi, şunları kaydetti: ''Bu üç büyük camiden biri şimdi yıkılıyor. Zaman kaybediyoruz. Filistin halkının yanında durması gereken 1.5 milyar Müslüman nerede? Biz 1.5 milyar Müslüman olmamıza rağmen bugün marjinal bir konuma itilmiş durumdayız. Hepinize sesleniyorum; sizler bizim yaşadığımız kayıpların farkında değil misiniz? İslam ülkelerinin halkları neredesiniz? Filistin halkı size çağrı yapıyor, sizden yardım istiyor. Biz büyük bir savaş veriyoruz. Bize inanılmaz baskılar yapılıyor. Sizin yardımınızı istiyoruz. Demokrasiye inandıklarını iddia eden Batılılar nasıl bir demokrasi inancıyla Filistin halkına saldırıyorlar? İsrail'in tüm isteklerini yerine getirmek acaba demokrasiye inanç mıdır?'' -TERÖRİZM- İsrail'in Filistin'e karşı savaş açtığını ifade eden Eltamimi, ''İsrail bize savaş açmış durumda. Onlar bizimle savaşıyorlar. Biz de onlara karşı savaş vermek zorundayız. Eğer savaş veremezsek İslam halkı olarak utanç verici bir duruma düşeceğiz. Filistin halkını desteklemezseniz, Allah'ın yardımını nasıl talep edersiniz. Eğer biz İslam ülkelerinin halkları olarak bir araya gelemezsek nasıl Müslüman olduğumuzu iddia edebiliriz'' dedi. Dünyada terörizmden bahsedildiğine işaret eden Eltamimi, ''İsraillilerin Filistin halkına yaptıklarından daha büyük bir terörizm olabilir mi? Filistin halkının çektiklerini nasıl unutabilirsiniz?. Filistin halkının nasıl yardımına koşmazsınız? Eğer koşmazsanız Allah sizi affetsin...'' diye konuştu. -FİLİSTİN HEYETİ BAŞKANI SANDUKA- Filistin Heyeti Başkanı Zuhair Sanduka da Filistin'de şeffaf koşullar altında genel seçimler yapıldığını dile getirerek, ''Seçimler, Filistin insanının özgür iradesini yansıtmak bakımından son derece önemli olmuştur'' dedi. Sanduka, hiçbir baskı olmaksızın Hamas hareketinin parlamentoda çoğunluğu aldığını kaydetti. İsrail ile barış görüşmelerinde yol kat edilememesinin olumsuz sonuçlar doğurduğuna işaret eden Sanduka, Filistin halkının toprak haklarının ihlal edilmeye devam edildiğini de söyledi. Filistin seçimlerinin ardından yaşananlara da işaret eden Sanduka, şöyle devam etti: ''Seçim sonrasında Filistin halkına birtakım yaptırımlar uygulamak üzere atılan adımlar bizi endişelendirdi. Eğer insanlarımıza bu şekilde birtakım kısıtlamalar uygulanırsa, büyük zorluklarla karşılaşmamız kaçınılmazdır. Filistin'de hükümet Filistin ulusunun hükümetidir. Filistin hükümetine yapılan bütün yardımların kesilmesini esefle karşılıyoruz Kardeş ülkelerden hükümet ve meclislerden destek istiyoruz. Filistin'in dünyadan izole edilmesi çabalarına karşı çıkılması gerekmektedir.'' Bölgede İsrail üzerine uygulanan herhangi bir yaptırım bulunmadığına da dikkati çeken Sanduka, ''Şaron gibi insanlık suçu işleyenler hükümette görev alabilmektedir. İsrail hükümetlerinden hiçbir zaman devlet terörünü önlemesi istenmiyor, beklenmiyor'' dedi.
-LÜBNAN MECLİS BAŞKANI BERRY: ''TBMM, IRAK SAVAŞIYLA İLGİLİ SON DERECE ASİL BİR KARAR ALMIŞTIR. KENDİLERİNİ KUTLUYORUM'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - Lübnan Meclis Başkanı Nabih Berry, ''TBMM, Irak savaşıyla ilgili son derece asil bir karar almıştır. Kendilerini kutluyorum. Verilen kararla Irak topraklarına Türkiye'den yapılacak saldırıya set çekilmiştir'' dedi. İKÖPAB 4. Konferansı'nın öğleden sonraki oturumunda söz alan Berry, tüm Arap ülkelerinde demokrasinin desteklenmesi gerektiğini belirtti. İsrail'in Filistin'e saldırılarının sınırları tehdit ettiğini, bu saldırılarının kınanması gerektiğini ifade eden Berry, İsrail'in Lübnan'ın ülke bütünlüğünü de bozmaya çalıştığını ileri sürdü. Irak'ta yaşanan trajik olayların, bu ülke için mutlaka bir şeyler yapılması gerekliliğini ortaya koyduğunu belirten Nabih Berry, Irak'ta yabancı güçlerin sorunu çözemeyeceğini, onların Irak'ı bir sorunlar yumağı haline getirdiğini savundu. ''Büyük Ortadoğu Projesi'nin, İslam ülkelerinin kaynaklarını kontrol etmek için uygulamaya koyulduğunu'' belirten Berry, İslam ülkelerinin kendi çözümlerini geliştirmeleri gerektiğini kaydetti. Berry, konuşmasının sonunda, TBMM'nin Irak ile ilgili tezkere konusunda aldığı karara değinerek, ''TBMM, Irak Savaşı ile ilgili son derece asil bir karar almıştır. Kendilerini kutluyorum. Verilen kararla Irak topraklarına Türkiye'den yapılacak saldırıya set çekilmiştir'' dedi. Azerbaycan Heyet Başkanı Govhar Bakhshaliyeva da Ermenistan-Azerbaycan sorununa değinerek, sorunun barışçı ve adaletçi çözümü için uluslararası camiadan ve İslam ülkelerinden destek vermelerini istedi. Terörün dinsel kökeni olmadığını da ifade eden Bakhshaliyeva, terörle mücadelede uluslararası işbirliği ve terörün finansmanının kesilmesinin önemine değindi. -DİYALOGUN ÖNEMİ- Suriye Arap Cumhuriyeti Halk Konseyi Başkanı Mahmoud Al-Abrash da karikatür krizi ile Batı'nın İslam dünyasına bakışını yakından gördüklerini belirterek, bu konferansta bununla ilgili gereken yanıtın verilmesi gerektiğini söyledi. Al-Abrash, Batılılara İslam dininin hoşgörü dini olduğunun kanıtlanması gerektiğini de ifade ederek, İslam ülkeleri ve Batı ülkeleri arasında diyalogun sağlanmasının önemini vurguladı. İslam ülkelerinin çeşitli zorluklar altında mücadele ettiğini belirten Al-Abrash, Irak'ın doğal kaynaklarının işgal güçleri tarafından sömürüldüğünü, Filistin'de olanların ise herkesin gözü önünde yaşandığını bildirdi. Suriye'nin Golan Tepeleri'nin işgal altında olduğunu, uluslararası camianın bu olaylara sessiz kaldığını söyleyen Al-Abrash, İslam dünyasının da olaylara değişik bakış açılarından yaklaştığını kaydetti. Al-Abrash, ''İslam ülkelerinin büyük çoğunluğu tehlike altında, ama çoğumuz bunu göremiyor'' dedi. Libya Delegasyon Başkanı Mubarek Al-Shamekh de İslam dinine ve onun kutsallığına yönelik Batılıların yaptığı saldırılara karşı İslam ülkeleri arasında işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. İslam ülkelerinin ''terörist'' olarak suçlandığını dile getiren Al-Shamekh, ''Terörizmin tekrar tanımlanması, bu tanımın bilimsel genel bir tanım olması gerekmektedir. Bunun için de uluslararası bir konferans yapılması anlamlı olacaktır'' diye konuştu. Al-Shamekh, Filistinlilere destek verilmesi için çağrıda bulunarak, Filistinlilerin haklarının korunması ve demokratik bir yönetim oluşturulması için çaba gösterilmesi gerektiğini belirtti. Sudan Meclis Başkanı Ahmad Ibrahim Al-Taher ise İslam ülkelerinin stratejik bir vizyon oluşturamadığını, kendi iç sorunlarıyla uğraşarak, önemli sorunlarına çözüm bulamadığını belirterek, Irak, Filistin gibi ülkelere yardım elinin uzatılmasını istedi. ''Teröre karşı açılan savaş, bizim değil Batı'nın savaşıdır. Batı, İsrail'in suçlarını kabul etmiyor, Filistin'i ise terörist kabul ediyor'' diyen Al-Taher, İslam ülkelerinin Batı'nın tanımlamalarına göre değil, kendi inanç ve düşüncelerine göre terörizmi tanımlaması gerektiğini vurguladı.
-İRAN İSLAM CUMHURİYETİ MECLİS BAŞKANI GULAMALİ HADDAD ADİL: ''ABD'NİN MÜDAHALE HATASINI İŞLEYECEĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUZ AMA HER ZAMAN KENDİ ÜLKEMİZİ SAVUNMAK İÇİN GEREKENİ YAPARIZ'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - İran İslam Cumhuriyeti Meclis Başkanı Gulamali Haddad Adil, ''ABD'nin müdahale hatasını işleyeceğini düşünmüyoruz ama her zaman kendi ülkemizi savunmak için gerekeni yaparız'' dedi. İstanbul'da düzenlenen İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) 4. Konferansı'na katılan Adil, gazetecilerin İran'ın nükleer faaliyetlerine yönelik ABD'nin tavrına ilişkin soruları üzerine ''Uluslararası Atom Enstitüsü'nün kurallarını uyguladığımız halde, bütün amacımız ve nükleer faaliyetlerimiz barışçıl olduğu halde, haklı olduğumuz bir konuda ABD niye yanlış değerlendiriyor?'' karşılığını verdi. İran'a bir müdahale bekleyip beklemedikleri sorusunu ise Adil, ''ABD'nin müdahale hatasını işleyeceğini düşünmüyoruz. Ama her zaman kendi ülkemizi savunmak için gerekeni yaparız'' şeklinde yanıtladı. Bu süreçte Türkiye'den beklentilerinin olup olmadığına ilişkin soru üzerine Haddad Adil, şunları söyledi: ''Türkiye'den bizi iyice anlamasını bekliyoruz, bunu umuyoruz, buna güveniyoruz. Biliyorum ki; bizim barışçıl amaçlı yaptığımız nükleer faaliyetler konusunda Türkiye bizim yanımızda olacaktır. Hiçbir zaman düşmanlarımızın ikili ilişkilerimizin bozulması için yaptığı girişimler sonuç vermeyecektir.'' Adil, İran İslam Cumhuriyeti'nin kurulduğu tarihten itibaren geçen 27 yıl zarfında İran'ın İslam ülkelerine karşı askeri bir amacı olmadığını bu ülkelerin bildiğini sözlerine ekledi. -BİRLİĞİN ÖNEMİ ARTTI- Adil, konferansın öğleden sonraki çalışma oturumunda yaptığı konuşmada da bugün İslam dünyasının her köşesinde yaşanan sorunların, birliğin önemini uluslararası platformda artırdığını anlattı. Karşı karşıya kalınan bu sorunları bir ülkenin tek başına çözmesinin mümkün olmadığını kaydeden Adil, Irak ve Filistin'i örnek gösterdi. Adalet olmadan barışın sağlanamayacağını vurgulayan Gulamali Haddad Adil, batılı ülkelerin insan hakları, demokrasi, özgürlükler gibi bahanelerle olumsuz mücadele başlattıklarını söyledi. Konuşmasında karikatür krizine de değinen Adil, bunun Hazreti Muhammed'e ifade özgürlüğü mazeretine sığınılarak yapılan hakaret olduğunu ve bu tür şeylerin özellikle batı propaganda makinesinin ürünleri olduğunu ifade etti. Uluslararası ilişkilerde büyük bir adaletsizlik yaşandığını kaydeden Adil, şöyle devam etti: ''Bunu Irak'ta, Filistin'de görüyoruz. Terörizm İsrail devleti eliyle yürütülüyorken, Filistin halkına terörist etiketi yapıştırılıyor. Yine nükleer enerji alanındaki akademik çalışmanın, BM Güvenlik Konseyi'ne rapor edilmesi ve Ortadoğu'da binlerce öldürücü silah bulunduğunun iddia edilmesi buna örnek olaylardır. Bütün bunlar İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer teknolojisini kendi bilim insanları yoluyla geliştirdiği bir döneme rastlamaktadır. İran İslam Cumhuriyeti kendi nükleer enerji santrallerini geliştirmiştir ve burada tam şeffaflık içinde çalışmaktadır. Çok ironik olarak ABD, İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı bir kampanya yürütmektedir. Oysa, ABD insanoğluna karşı nükleer silahı kullanan ilk ülke olmuştur.'' Adil, adaletsizlik ve baskılar karşısında, Müslüman devlet ve ülkelerin dayanışma ruhu içinde faaliyet gösterip, güçlerini birleştirmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
-KUVEYT ULUSAL MECLİS BAŞKANI AL-KHORAFI: ''İSLAM DÜNYASINDAKİ KÜÇÜK FARKLILIKLAR BÜYÜK SORUNLARA YOL AÇAMAZ'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - Kuveyt Meclis Başkanı Jasem Al-Khorafi, İslam dünyasındaki küçük farklılıkların büyük sorunlara yol açmayacağını belirterek, ''Onun için bu toplantıyı bir anlayış platformu olarak kullanmamız gerektiğini düşünüyorum'' dedi. Al-Khorafi, İKÖPAB 4. Konferansı'nda yaptığı konuşmada, ''mükemmel ev sahipliği ve organizasyon'' için Türkiye ve TBMM Başkanı Bülent Arınç'a teşekkür etti. Tarihi bir toplantıya katıldıklarını ifade eden Al-Khorafi, Hazreti Muhammed'e karşı yapılan saldırılara yönelik birlik içinde olunması ve bu konuda BM'ye de çağrıda bulunup, dinlere karşı yapılan çirkin davranışların kınanması gerektiğini söyledi. Al-Khorafi, İslam dünyası ile dünyanın diğer ülkeleri arasında olumlu diyalogun gelişmesinin önemine işaret ederek, İslam dünyasına karşı bir hareket başladığını ve bununla İslam dünyası ile terörizm arasında bir bağlantı kurulmaya çalışıldığını vurguladı. Bu hareketin İslam dünyası ile geri kalan ülkeler arasındaki ilişkileri olumsuz etkilediğine dikkati çeken Al-Khorafi, ''Amacımız medeniyetler arası pozitif bilgi alışverişini kurmak, olumlu bir işbirliği yaratmak'' diye konuştu. Al-Khorafi, İslam dünyasının her zaman Filistin halkının yanında olduğunu, yaşadıkları sorunlardan dolayı acı duyduklarını, uluslararası toplumun ise Filistin'de yaşananlara seyirci kaldığını belirterek, ''Kudüs'ün başkent olduğu bağımsız bir Filistin devleti bir an önce kurulmalı'' dedi. İslam dünyasında yaşanan sorunları aşmak için güce ihtiyaç bulunduğunu ifade eden Al-Khorafi, ''İslam dünyasındaki küçük farklılıklar büyük sorunlara yol açamaz. Onun için bu toplantıyı bir anlayış platformu olarak kullanmamız gerektiğini düşünüyorum'' diye konuştu.
-AGİT PARLAMENTER ASAMBLESİ BAŞKAN YARDIMCISI YALÇINTAŞ: ''ASAMBLE, ÖZELLİKLE SİYASİ DİYALOG, EKONOMİK İŞBİRLİĞİ VE KÜLTÜRLER ARASI DEĞİŞİM YOLUYLA TÜM DÜNYADAKİ GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ KONUSUNDA ADIMLAR ATILMASINA İNANMAKTADIR'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Parlamenter Asamblesi Başkan Yardımcısı Nevzat Yalçıntaş, ''Asamble, özellikle siyasi diyalog, ekonomik işbirliği ve kültürler arası değişim yoluyla tüm dünyadaki güvenlik ve işbirliği konusunda adımlar atılmasına inanmaktadır'' dedi. Conrad Otel'de devam eden İKÖPAB 4. Konferansı'nda konuşan Yalçıntaş, parlamentolar arası işbirliği ve diyalogun önemine işaret etti. Asamblenin, özgür, demokratik, müreffeh ve bölünmez bir Avrupa hedefine yönelik çalıştığını belirterek, ''Asamble, özellikle siyasi diyalog, ekonomik işbirliği ve kültürler arası değişim yoluyla tüm dünyadaki güvenlik ve işbirliği konusunda adımlar atılmasına inanmaktadır'' diye konuştu. Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkan Yardımcısı Jacques Forster de, Kızılhaç'ın çalışmaları hakkında bilgi vererek, Irak'ta sürmekte olan çatışmalara dikkat çekti. -FAS KRALLIĞI TEMSİLCİLER MECLİSİ BAŞKANI- Fas Krallığı Temsilciler Meclisi Başkanı Abdelwahad Radi de, İslam dünyasının karşılaştığı sorunları tam olarak çözemediğini söyledi. Herkesin, şiddet ve teröre karşı olduğunu ifade etmesi gerektiğini belirten Radi, İslam dünyasında acıların devam ettiğini, insan haklarının çiğnendiğini kaydetti. Örnek olarak Filistin ve Irak'ı gösteren Radi, ''Filistinli kardeşlerimize yardımcı olmalıyız. Irak'ın hükümranlığı, güvenliği ve istikrarı tehlike altındadır'' dedi. Mısır Arap Cumhuriyeti Halk Meclisi Başkanı Ahmed Fethi Sorour da, 11 Eylül'den sonra batının İslam dünyasına tehditlerin kaynağı olarak bakmaya başladığını, bölgenin istikrarsızlık merkezi olarak değerlendirildiğini söyledi. Bölge insanlarının da bu olumsuz yaklaşımlarla karşı karşıya bulunduğunu belirten Sorour, ''Çok iyi bilinen tarihi gerçekler bir tarafa atılıyor. Aslında terörizmin Avrupa ülkelerinde oluşturulduğunu ve ilk tohumlarının burada atıldığını biliyoruz'' dedi. Sorour, bu ülkelere örnek olarak da İrlanda, İspanya ve İtalya'yı gösterdi. Bu arada, konferansın çalışma oturumunda, Irak delegasyonunun misafir olarak toplantılara katılması kararı verildi. Ayrıca İKÖPAB'a Kamerun ve Ürdün'den iki başkan yardımcısı ile Türkiye'den de AK Parti Mersin Milletvekili Mustafa Eyiceoğlu raportör olarak seçildi.
-BM GENEL SEKRETERİ KOFİ ANNAN'IN MESAJINDAN: ''HİÇBİR DİNİ SEMBOLE BİR GRUP VEYA BİREY TARAFINDAN HAKARET EDİLEMEZ, AŞAĞILANAMAZ'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - BM Genel Sekreteri Kofi Annan, İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) 4. Konferansı'na gönderdiği mesajda, hiçbir dini sembole bir grup veya birey tarafından hakaret edilemeyeceğini, aşağılanamayacağını vurguladı. Conrad Otel'de devam eden İKÖPAB 4. Konferansı'nda söz alan Kofi Annan'ın Afrika özel danışmanı Mohamed Sahnoun, Annan'ın konferansa gönderdiği mesajı okudu. Annan mesajında, toplantının sadece İslam ülkeleri için değil, tüm dünya ülkeleri için önemli bir toplantı olduğunu ifade ederek, konferans gündeminde BM'nin de duyarlı olduğu konuların ele alındını kaydetti. Bugün dünyada var olan karşılıklı anlayış eksikliğinin ciddi sorunlara yol açtığına işaret eden Annan, ''Sizin hakaret edici karikatürler karşısında gösterdiğiniz tepkiyi anlayışla karşılıyorum ve bunun çok haklı olduğunu görüyorum. Her iki kuruluş olarak aşırı görüş ve girişimlere karşı birlikte hareket edebiliriz'' dedi. Annan, aşırı güçlere karşı birlikte hareket etmek gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: ''Güçlerimizi birleştirmeliyiz. İnsan hakları, ifade özgürlüğü ve dinleri ifade etme hakkı hiçbir şekilde yadsınamaz haklardır. Hiçbir dini sembole bir grup veya birey tarafından hakaret edilemez, aşağılanamaz. Mutlaka dinsel semboller ve gelenekler konusunda hassas davranmalıyız. Başkalarının önem verdiği alanlarda çok dikkatli olmalıyız. Değişik inançlar ve geleneklerden gelen insanlar arasında diyaloğu geliştirmeliyiz.'' -FİLİSTİN-İSRAİL- Annan, İsrail ve Filistin konusuna da değinerek, İsrail ve Filistin arasındaki çatışma konusu üzerinde önemle durduklarını kaydetti. Annan mesajında, şunları kaydetti: ''Yakın geçmişte Filistin halkı yeni temsilcilerini seçme imkanını buldu ve biz onların demokratik tercihlerine saygı duyuyoruz. BM, Hamas'ın 3 temel prensibi benimsemesini arzu etmektedir. Bunlar; şiddete karşı olma, İsrail'in varoluş hakkını tanıma, daha önceki anlaşmaları kabul etme ve yol haritasını kabul etme.'' Filistin halkını işgal altındaki topraklardan kurtarmak gerektiğine de işaret eden Annan, ''İsrail'in de önemli anlamda atımlar atma sorumluluğu vardır. Filistin halkının çektiği acılara bir son verilmesi gerekiyor. İşgalin durması lazım. Kanun dışı bir şekilde insanların öldürülmesi, yasal olmayan yollardan insanların tutuklanması ve yargısız infazların yapılması tüm uluslararası toplum tarafından kınanmaktadır'' dedi. Annan, uluslararası toplumun, her iki tarafı müzakere masasına davet için katkıda bulunması gerektiğini de vurguladı. -IRAK KONUSU- ''Irak'ta hala istikrarın kurulamadığını'' anlatan Annan, Samara'da bir caminin bombalanmasının çok ciddi bir olay olduğunu bildirdi. Annan, ''Irak'ta kurulacak temsil etme yeteneğine sahip olan bir hükümet, ulusal düzeyde barışı getirecektir. Irak'ta bir an evvel barışın gerçekleşmesi ve geniş tabanlı bir hükümet kurulması için gerekli çalışmaları yapmaya davet ediyorum. BM, Irak'ta yardım için üzerine düşen görevi yerine getirmektedir'' dedi. Annan mesajında, Afganistan'ın da ciddi siyasi dönüşümden geçtiğini ifade ederek, ülkede sosyal ve ekonomik alanda yetersiz gelişme varolduğunu kaydetti.
-FİLİSTİN ULUSAL KONSEYİ ÜYESİ SANDUKA: ''SERBEST, DEMOKRATİK VE TAMAMEN ŞEFFAF BİR SEÇİM YAPILDI. HAMAS BU ŞEKİLDE İKTİDARA GELDİ. BÜTÜN DÜNYANIN BUNU TANIMASI GEREKİYOR'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - Filistin Ulusal Konseyi Parlamento İşlerinden Sorumlu Üyesi ve İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) toplantısına katılan Filistin Heyeti'nin Başkanı Zuhair Sanduka, Filistin'de serbest, demokratik ve tamamen şeffaf bir seçim sonucu Hamas'ın iktidara geldiğini belirterek, ''bütün dünyanın bunu tanıması gerektiğini'' söyledi. İstanbul'da düzenlenen İKÖPAB 4. Konferansı'nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sanduka, Filistin'in, seçimlerin ardından yeni bir döneme girdiğini belirtti. Sanduka, ''Serbest, demokratik ve tamamen şeffaf bir seçim yapıldı. Hamas bu şekilde iktidara geldi. Bütün dünyanın bunu tanıması gerekiyor'' diye konuştu. Türkiye'ye Filistin seçimlerine ilişkin desteği için teşekkür eden Sanduka, ''Türk hükümetinin tutumu ve Filistin halkıyla kurdukları diyalog, Filistin halkı arasında iyi sonuçlar getirdi. Türk hükümetinin desteği sürmekte. Biz de bütün Türk halkının bizim yanımızda olduğunu ve bizi anladığını biliyoruz'' diye konuştu. ''Filistin halkına kollektif bir cezalandırmanın uygulandığını'' ifade eden Sanduka, uluslararası finansal desteğin sona erdirilmesinin Filistin halkı için kötü etkileri olduğunu söyledi. Sanduka, şunları kaydetti: ''Filistin halkı, İsrail işgali ve baskıları nedeniyle zaten acı çekiyor ama biz inanıyoruz ki; uluslararası toplum İsrail'in devlet terörizmine destek vermeyecektir. Aksi, daha kötü sonuçlara yol açabilir. Ancak şu bilinmeli ki, biz sadece bu yıl, geçen yıl değil, onlarca yıldır bu problemlerle yaşıyoruz ve bunlarla mücadele ediyoruz. Barışı yerleştirmek için İsrail'in bizim üzerimizde uyguladığı terörün sona ermesi gerekiyor.'' -HAMAS MİLLETVEKİLİ AL-ASKAR- Hamas Milletvekili İsmael Al-Askar ise konferansta Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Erdoğan'ın Filistin'e yönelik konuşmalarını çok olumlu karşıladıklarını belirterek, ''Onların açık desteğini görüyoruz, bu nedenle kendilerine teşekkürlerimizi iletiyoruz'' dedi. Filistin halkının işgal altında çok zor koşullarda yaşadığını dile getiren Al-Askar, ''Bunun için bütün Müslüman ülkelerden destek bekliyoruz'' diye konuştu. Hamas Milletvekili Al-Askar, 20 yıl önce İstanbul Üniversitesi'nden mezun olduğunu da sözlerine ekledi.
-İKÖPAB ONURSAL BAŞKANI VE ESKİ İRAN MECLİS BAŞKANI NURİ: ''BİZ KİTLE İMHA SİLAHLARINA VE TERÖRİZME KESİNLİKLE KARŞIYIZ. ZATEN BUNLAR İSLAM DİNİNİN GERÇEKLERİYLE HİÇBİR ŞEKİLDE UYUMLU VE BAĞLANTILI DEĞİLDİR'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - İKÖPAB Onursal Başkanı ve eski İran Meclis Başkanı Ali Ekber Natık Nuri, ''Biz kitle imha silahlarına ve terörizme kesinlikle karşıyız. Zaten bunlar İslam dininin gerçekleriyle hiçbir şekilde uyumlu ve bağlantılı değildir'' dedi. Nuri, İKÖPAB 4. Konferansı'nda yaptığı konuşmada, İslam ülkeleri arasında gerçekleşecek işbirliği sayesinde, İslam dünyasının kapasitesinin en üst düzeyde kalkınma imkanı bulacağını ve ülkelerin gücünün artacağını söyledi. Dünyada bazı ülkelerin son derece savaşçı bir tutum benimsediğini belirten Nuri, bugünkü ABD yönetimi içinde de savaşçı tutumu güçlü olan gruplar yer aldığını ifade etti. Nuri, Irak'taki kardeşlerinin son derece zor bir dönemden geçtiğini, barış isteyen Iraklılara ve Irak'a komşu ülkelere destek olunması gerektiğini söyledi. Ali Ekber Natık Nuri, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Herhangi bir yabancı devletin Irak'ın içişlerine karışmasını telin ediyoruz. ABD ve onların işbirlikçilerinin Irak'ta gerçekleştirdikleri eylemler hiçbir şekilde kabul edilemez. Irak'ta insan hakları ve demokrasiye karşı gerçekleştirilen bir diktatörlük var. Biz kitle imha silahlarına ve terörizme kesinlikle karşıyız. Zaten bunlar İslam dininin gerçekleriyle hiçbir şekilde uyumlu ve bağlantılı değildir. Büyük güçlerin biz ve kardeşlerimizi korkutmasına izin vermeyelim.'' Ortadoğu'da, kitle imha silahlarının bulunmadığı bir ortamda yaşamak istediklerini vurgulayan Nuri,''İslam ülkeleri barışçı şekilde nükleer enerjiden yaralanma hakkına sahiptir'' dedi. Nuri, Filistin'de serbest bir seçim yapıldığını da hatırlatarak, bugün artık Filistin halkının seçme ve seçilme hakkını korumak için gayret gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi. ''Özgürlük Allah'ın bize verdiği en kutsal hediyedir'' diyen Nuri, Filistin'in siyasi ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bulunduğunu ve orada yaşayanlara yardım elinin uzatılması gerektiğini söyledi. Nuri, İslam ülkeleri arasında dayanışma sürecinin güçlendirilmesi için güçlü yönetime ihtiyaç bulunduğunu, İKÖ içinde yavaş hareket eden mekanizmaların hızlandırılması gerektiğini de sözlerine ekledi.
-İKÖPAB ONURSAL BAŞKANI VE ESKİ İRAN MECLİS BAŞKANI NURİ: ''MÜDAHALE OLACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUZ. ÇÜNKÜ BU AKIL VE MANTIĞA SIĞMAYAN BİR ŞEYDİR'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - İKÖPAB Onursal Başkanı ve eski İran Meclis Başkanı Ali Ekber Natık Nuri, ABD'nin İran'a müdahale edeceğini düşünmediklerini belirterek, ''Çünkü bu akıl ve mantığa sığmayan bir şeydir. Bu, ABD tarafından yapılan bir psikolojik savaştır. Herkes şunu bilmeli ki, biz, 8 sene savaş yaptık. Tecrübemiz var, psikolojik savaşları da biliyoruz'' dedi. İstanbul'da düzenlenen İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) 4. Konferansı'nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Nuri, İran'ın nükleer faaliyetlerinin ilk günden itibaren denetlenip kontrol edildiğini söyledi. Nuri, şöyle konuştu: ''Üyesi olduğumuz için Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'nın (NPT) söylediklerinden çıkmadık. NPT'nin 4. maddesinde belirtildiği gibi faaliyetlerimize barış doğrultusunda izin verilmiştir. İran Cumhurbaşkanımız Ahmedinejad'ın geçtiğimiz günlerde buyurduğu gibi, nükleer çalışmalar istediğimiz seviyeye ulamıştır. Araştırmalarımız bitti ve istediğimiz o teknik seviyeye ulaştık.'' -''İSLAM ÜLKELERİ O TİP SİLAH ÜRETMEYECEĞİMİZİN FARKINDA''- İKÖPAB Onursal Başkanı ve eski İran Meclis Başkanı Ali Ekber Natık Nuri, ''ABD'nin İran'a müdahale olasılığının olup olmadığının'' sorulması üzerine şunları söyledi: ''Biz müdahale olacağını düşünmüyoruz. Çünkü bu akıl ve mantığa sığmayan bir şeydir. Bu, ABD tarafından yapılan bir psikolojik savaştır. Herkes şunu bilmeli ki; biz, 8 sene savaş yaptık. Tecrübemiz var, psikolojik savaşları da biliyoruz. Şu an onların yeterince sorunları var. Dünya koşulları da buna izin vermez.'' Nuri, ''İran'ın nükleer çalışmalarına ilişkin İslam dünyasından yeterince destek almadığını düşünüyor musunuz'' sorusuna da ''İslam dünyasında, güçlü ve insanları öldüren silahlara karşı olduğumuz biliniyor. İslam ülkeleri o tip silahlar üretmeyeceğimizin farkındalar'' karşılığını verdi. -''TÜRKİYE BİZİM KARDEŞİMİZDİR''- Bu süreçte İran'ın Türkiye'den beklentisinin olup olmadığının sorulması üzerine de Nuri, şöyle konuştu: ''Türkiye bizim kardeşimizdir. Savaş sonrası dönemde ilişkimiz çok iyi olmuştur. Türkiye ile hiçbir problemimiz olmamıştır. Bugün Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı'nın konuşmalarından da görüldüğü gibi, aynı yöndeyiz ve İslam dünyasıyla aynı şekilde hareket ediyoruz.''
-CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET SEZER: ''GÜNÜMÜZDE KÜRESEL NİTELİK KAZANAN TERÖRİZM TEHLİKESİNE KARŞI TÜM ÜLKELERİN ORTAK BİR DÜZLEMDE BİRLEŞMELERİ GEREKLİDİR'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'nin terörizmle uzun süren savaşımı sırasında edindiği en önemli deneyimin, hiçbir ülkenin bu konuda tek başına başarılı olamayacağı olduğunu belirterek, ''Günümüzde küresel nitelik kazanan terörizm tehlikesine karşı tüm ülkelerin ortak bir düzlemde birleşmeleri gereklidir'' dedi. Conrad Oteli'nde başlayan İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) üyeliği 4. Konferansı'nın açılışında konuşan Sezer, konferans çalışmalarının verimli ve başarılı geçmesi dileğinde bulundu. Türkiye'nin İslam Konferansı Örgütü'ne üye ülkeler arasında işbirliği, dayanışma ve anlayışın daha da güçlendirilmesi hedefi doğrultusunda üye ülke parlamentoları arasında birlik ve dayanışma oluşturulması düşüncesini güçlü biçimde desteklediğini ifade eden Sezer, kuruluşundan bu yana geçen kısa süre içinde, birliğin kurumsal yapısını her geçen gün daha da güçlendirmekte olduğunu mutlulukla gözlemlediklerini söyledi. Sezer, birliğin üye ülkeler arasında yerine getirmeyi amaçladığı işlevsel rolün geliştirilmesinin ülkelerin ortak yararına hizmet edeceğini kaydetti. Birliğin kuruluşunda, temel amaçları arasında sayılan parlamentolar arasında bilgi ve deneyim paylaşımının artırılmasının, ulusların ve ülkelerin çağdaş değerler çerçevesinde bütünleşmesine katkı sağlayacağına inandığını vurgulayan Sezer, son yıllarda dünyada yaşanan gelişmelerin, hızlanan küreselleşmeyle birlikte gelişen yeni sorunların toplumları da aynı ivmeyle dönüştürmeye, yönetimleri var olan sorunların giderilmesinde daha etkin ve yaratıcı çözümler geliştirmeye yönelttiğini kaydetti. Sezer, demokrasinin gelişmesi, kalıcı barış, yoksulluk ve bilgisizlikle savaşım, sürdürülebilir kalkınma ve hakça gelir bölüşümü konusunda ortak çabaların yoğunlaştırılması gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Sezer, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi, hukukun üstünlüğü, sorumlu, hesap verebilir ve saydam bir yönetim yapılanmasının her şeyden önce ulusların isteği olduğunu ve bunun küreselleşmenin olumlu tarafında kalabilmenin de bir gereği olduğunu kaydetti. İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelerin parlamenter birliği çerçevesinde bu yüksek değer ve hedefler doğrultusunda sürdürülmekte olan çalışmalarını beğeniyle izlediklerini dile getiren Sezer, bu sürecin başarısındaki en önemli etkinin dönüşümün toplumlarca sahiplenilmesi olduğunu söyledi. -İSLAM DİNİNİN KUTSAL SAYDIĞI DEĞERLER- Sezer, uluslararası toplumun iyi niyet ve ortaklık anlayışı çerçevesindeki desteği ve her ülkenin özel koşullarına yanıt veren yaklaşımlar izlenmesinin bu açıdan büyük önem taşıdığını vurgulayarak şunları kaydetti: ''Türkiye bu anlayışla bölge ülkelerindeki dönüşüm çabalarını desteklemekte ve kendi özgün deneyimini isteyen her ülkeyle paylaşmaktadır. Son dönemde kimi ülkelerde belirli çevrelerce İslam dininin ve kutsal saydığı değerlerin hoşgörüsüzlük, şiddet ve aşırılıkla özdeşleştirilmeye çalışıldığını üzülerek gözlemliyoruz. Bu girişimlere karşı İslam dünyasında kimi zaman şiddete varan sert etkiler sergilendiğini de aynı üzüntüyle izliyoruz. İslam dünyası ve batı arasında tehlikeli bir ayrışmayı hedefleyenlere hizmet edebilecek bu gelişmeler bizleri kaygılandırmaktadır.'' -''HER TÜRLÜ ŞİDDETİ REDDEDİYORUZ''- Cumhurbaşkanı Sezer, düşünce ve anlatım özgürlüklerinin vazgeçilmez değerler olduğuna içtenlikle inandıklarını ve bu özgürlüklerin başkalarının görüşlerine hoşgörüyle yaklaşılmasını gerektirdiğini söyledi. Bununla birlikte başka toplumların kutsal değerlerine saygı ve hoşgörüyle yaklaşılmasının da çağdaş uygarlığın temel öğeleri arasında yer aldığını ve ifade özgürlüğünün haklı ve yasal sınırlarını oluşturduğunu ifade eden Sezer, ''Haklarımızı kullanırken sorumlu davranmalı, güvensizlik yaratacak ve çatışmaya yol açacak tutumlardan uzak durmalı. Yerleştirilmek istenen 'bize karşı onlar' yaklaşımından kaçınmalıyız. Doğal olarak her türlü şiddeti kesinlikle reddediyor ve amacını aşan tepkileri kınıyoruz. Bu duyarlı dönemde herkesin sorumlulukla davranması gerekmektedir'' dedi. Türkiye'nin değişik kültürler arasında gerçek bir diyalog ortamı kurulması yönünde, içten ve etkin bir çaba içinde olduğunu vurgulayan Sezer, bu çerçevede 2002 yılında İslam Konferansı Örgütü ve Avrupa Birliği ülkelerinin ortak bir forum çerçevesinde Türkiye'de bir araya getirilmesinin, içinde bulunulan dönemde kültürler arası diyaloga yapılan katkı ve çabaların somut örnekleri olduğunu söyledi. Sezer, Türkiye'nin ileride gerçekleşebilecek AB üyeliğinin de Avrupa'da kültürel çeşitliliğin, hoşgörü ve işbirliği yaklaşımının güçlendirilmesine katkıda bulunacağını düşündüğünü söyledi. -TERÖRLE MÜCADELE- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, dünyanın her yanında, hedef ayrımı gözetmeksizin gerçekleştirilen saldırıların, terörizmin ulusal, etnik ya da dinsel sınır tanımadığını gözler önüne serdiğini vurgulayarak, şunları söyledi: ''Terörizmle uzun süre savaşımımız sırasında edindiğimiz en önemli deneyim, hiçbir ülkenin bu konuda tek başına başarılı olamayacağıdır. Günümüzde küresel nitelik kazanan terörizm tehlikesine karşı tüm ülkelerin ortak bir düzlemde birleşmeleri gerekmektedir. Biz defalarca değindiğimiz gibi terörün her türüne karşıyız. Terörü haklı gösterecek hiçbir gerekçenin varlığını kabul edemeyiz. Terörizmin kaynağı, gerekçesi ve savı ne olursa olsun lanetlenmesi ve insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu çerçevede, terörün bir inanç veya bir siyasal sistemle birlikte anılmasını yanlış bulmaktayız. Terörizmi bir dinle bu bağlamda İslam'la ilişkilendirme girişimleri yanlıştır. Birleşmiş Milletler örgütü uluslararası terörle savaşımın odak noktası olmalı ve bu örgüt çerçevesinde çalışmaları sürdürülen 'Terörizme Karşı Kapsamlı Sözleşme' ivedilikle sonuçlandırılmadır. Terörizmle savaşım alanında gerek ikili düzeyde, gerek bölgesel ve uluslararası örgütlerdeki işbirliğinin artırılmasının gerekli ve yararlı olduğunu bir kere daha vurguluyoruz'' -''İNSANLIĞIN TÜMÜNÜ TEHDİT EDEN KÜRESEL TEHLİKELER ARASINDA GÜNDEMDEKİ GERÇEK YERİNİ BULAMAYAN EN ÖNEMLİ SORUN AÇLIK VE YOKSULLUKTUR''- Cumhurbaşkanı Sezer, açlık ve yoksulluğun dünyanın en önemli sorunlarından olduğunu kaydederek şunları söyledi: ''Bugün 1 milyarı aşkın kişi yoksulluğun pençesinde kıvranmaktadır. İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkeler Parlamenter Birliği'nin bölgesel ve küresel düzeyde kalkınmaya, yoksulluk ve açlığın giderilmesine yapabileceği önemli katkılar olduğuna içtenlikle inanıyorum. Bu hedef için özel kesim ve gönüllü kuruluşlarla güçlü işbirliği yapılmalı, uluslararası toplum bir bütün olarak davranmaya çağrılmalı, somut tasarılar yaşama geçirilmelidir. Küresel ölçekte yoksulluğun en önemli nedenlerinden birini, ülkelerin uluslararası ticaretten hak ettikleri oranda yararlanamaması oluşturmaktadır. Dünya nüfusunun 5'te 1'ini aşkın nüfusuyla küresel gelirden ancak 20'de 1 oranında pay alabilen İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelerin olanaklarını birleştirmeleri, aralarındaki işbirliğini etkinleştirmeleri gerekmektedir.'' Cumhurbaşkanı Sezer, üye ülkeler arasında ticaret alanında gerçekleştirilebilecek kolaylaştırıcı çalışmaların karşılıklı ve ortak yatırımlar alanında da yaşama geçirilmesinin ulusların ortak gönencine katkıda bulunacağını belirterek, sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirebilmenin ülkelerin ortak ve somut işbirliğiyle mümkün olduğunu söyledi. -İSRAİL VE FİLİSTİN YOL HARİTASI- Cumhurbaşkanı Sezer, İKÖPAB'ın gündeminde yer alan kimi sorunlara ilişkin görüşlerini de paylaşmak istediğini belirterek, İsrail-Filistin sorununa ilişkin şunları söyledi: ''Türkiye, Filistin halkının haklı beklentilerini her zaman içten bir anlayışla karşılamış ve meşru taleplerinin güçlü destekçisi olmuştur. Ortak hedefimiz, 'yol haritası' çerçevesinde barış müzakerelerine dönülmesi için gerekli ortamın yeniden oluşturulmasıdır. Güvenli ve tanınmış sınırlar içinde İsrail ve Filistin'in barış içinde yan yana yaşayacağı iki devletli çözüm çabalarını destekliyoruz. Filistinlilerin içinde bulunduğu ağır ekonomik ve toplumsal sorunların giderilmesine önem ve öncelik verilmelidir. Türkiye bu konuda üzerine düşen katkıyı yapmayı sürdürecektir.'' Cumhurbaşkanı Sezer, bölgesel barış ve istikrar açısından büyük önem taşıyan komşu ülke Irak'ın, ulusal birlik ve toprak bütünlüğünü koruyarak bir an önce uluslararası toplum içinde hak ettiği yeri almasını dilediklerini belirtti. Sezer, ''Dost Irak halkına içinden geçmekte olduğu bu duyarlı dönemde bugüne dek sağlamış olduğu katkıları sürdürmeye kararlıyız. Irak'ta tüm kesimlerin aralarındaki anlaşmazlıkları bir yana bırakıp, uluslarının ortak geleceği için Iraklılık bilinciyle davranmalarını gerekli görüyoruz'' dedi. -KIBRIS SORUNU- Cumhurbaşkanı Sezer, parlamenterlerin dikkatine getirmek istediği diğer bir konunun da Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız kısıtlamalar olduğunu kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''İslam Konferansı Örgütü'nün bu konuda çeşitli kararları bulunmaktadır. Kıbrıs Türklerinin dünyayla bütünleşmelerine olanak tanınmalı, maddi ve siyasal açıdan kendilerine yardımcı olunmalıdır. Doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve spor amaçlı temaslar başta olmak üzere her alanda ilişkiler geliştirilmelidir. Bu konuda karşılıklı ziyaretler yoluyla parlamenter ilişkilerin geliştirilmesinin Kıbrıs Türklerinin karşılaştığı zorlukların anlaşılması ve aşılmasında öncü işlev görebileceğine inanıyoruz. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs Türklerine yönelik tüm açılımların önünü kesmek için büyük çaba içindedir. Son dönemde AB üyeliğini bu amaçla kötüye kullanmaktadır. Kıbrıs Türklerine haksız biçimde uygulanan yalıtımı aşmaya yönelik açılımların Rumları çözüme yönlendirecek tek araç olduğunu düşünüyoruz. Türkiye, adada BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet görevi çerçevesinde ve kabul edilmiş BM parametreleri temelinde, kalıcı, hakça ve kapsamlı çözüm yönündeki kararlılığını ve çabaları sürdürecektir.'' Sezer, Keşmir ve Dağlık Karabağ sorunlarının bir an önce barışçıl çözüme kavuşturulmasının önem taşıdığını da vurgulayarak, Türkiye'nin dost ve kardeş Azerbaycan ve Pakistan'ın haklı davalarında yapıcı katkılarını sürdüreceğini söyledi. Uluslararası alanda BM'den sonra nüfus ve yüzölçümü yönünden en büyük ikinci siyasal örgütün İslam Konferansı Örgütü olduğunu kaydeden Sezer, üye ülkelerin hemen tümünü parlamentolar aracılığıyla bir araya getiren İKÖPAB çalışmalarının etkinliğinin, üye ülkelerinin ötesinde tüm insanlığın ortak barış ve gönencine katkıda bulunacağına işaret etti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, konferansa ev sahipliği yapan Türk ulusu adına konferans çalışmalarında başarılar diledi. Sezer, konuşmasının ardından, TBMM Başkanı Bülent Arınç ve Başbakan Erdoğan ile heyet başkanlarıyla fotoğraf çektirdi.
-İKÖ GENEL SEKRETERİ İHSANOĞLU: ''AMACIMIZ İSLAM DÜNYASINI BİRLEŞTİRMEK VE BÜTÜNLEŞTİRMEK, GELİŞMİŞ ÜLKELER İLE İSLAM ÜLKELERİ ARASINDAKİ FARKI YOK ETMEK, BARIŞ VE ADALETİN YERLEŞMESİ'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, ''Amacımız İslam dünyasını birleştirmek ve bütünleştirmek, gelişmiş ülkeler ile İslam ülkeleri arasındaki farkı yok etmek, barış ve adaletin yerleşmesi'' dedi. İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) 4. Konferansı'nda konuşan İhsanoğlu, İslam dünyasının siyasi, sosyo-ekonomik, kültürel ve bilimsel nitelikli ciddi meydan okumalarla karşı karşıya bulunduğunu belirterek, ''Barış, güvenlik ve refahımız, bu meydan okumalara birlikte vereceğimiz karşılığa bağlı olacaktır'' dedi. İhsanoğlu, tüm bu meydan okumalara karşılık verebilmek amacıyla hazırlanan ve Aralık ayında kabul edilen ''İKÖ 10 Yıllık Programı''nın üye devletlere önemli görevler verdiğini kaydetti. İhsanoğlu, bir kalkınma rotası çizen ve dayanışmanın anlamını yeniden tanımlayan programın ayrıca, ''iyi yönetime, insan haklarına saygıya, ekonomik ve sosyal kalkınmaya, cehaletin, yoksulluğun ve hastalıkların ortadan kaldırılmasına, terörizmle mücadeleye ve hoşgörü mesajlarının yayılmasına'' ilişkin hedeflerinin bulunduğunu anlattı. Filistin halkının acılarının aralıksız 50 yıldır devam ettiğine işaret eden İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğlu, ilgili tüm tarafları yeni Filistin Hükümeti'ne maddi ve manevi destek sağlamaya çağırdı. İsrail liderliği tarafından savunulan tek taraflı yaklaşımları reddettiklerini dile getiren İhsanoğlu, şöyle konuştu: ''İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki Filistin nüfusu üzerinde ambargo koymayı hedefleyen tedbirlerini kınıyoruz. AB'yi ve ilgili diğer tarafları Filistin Hükümeti'ne yardım sağlamaya davet ediyoruz. Filistin meselesinde nihai çözüme; kendi geleceklerini tayin etme ve başkenti Kudüs olacak şekilde kendi toprakları üzerinde kendi devletlerini kurabilme haklarını tanıma temelinde, Filistin halkının temsilcileriyle samimi ve adil müzakereler yoluyla ulaşabiliriz.'' Irak'ta istikrar ve güvenlik yokluğunun oldukça kaygı verici olduğunu ifade eden İhsanoğlu, bu durumun ülkeyi bir iç savaş ortamına sürüklenme tehdidiyle karşı karşıya bıraktığını söyledi. İhsanoğlu, ''Irak'ta etnik katliamlara son verilmeli ve haklı gösterilmesi mümkün olmayan milis vahşetinin önüne set çekilmelidir'' diye konuştu. -KARİKATÜR KRİZİ- Medeniyetler arası diyalog girişimlerine değinen İhsanoğlu, şunları söyledi: ''Bir Danimarka gazetesinde Peygamberimizi küçük düşürücü karikatürlerin yayınlanmasından sonra, son dönemde yaşadığımız korkunç karikatür krizi, mevcut diyalog girişimlerinin içeriğinde ya da şeklinde bir şeylerin doğru olmadığını bizlere göstermiştir. Bu çirkin olay ve takip eden gelişmeler, herhangi bir diyalog girişiminin başarıya ulaşması için iki unsurun mevcudiyetinin önemini vurgulamıştır; siyasi angajman ve medya sorumluluğu.'' Batıda artan ''İslamofobia'' eğiliminin durdurulması gerekliliğine işaret eden İhsanoğlu, ''Bu bakımdan hepinizi İslam dünyasının çıkarlarını savunma, İslamiyet'in gerçek yüzünü aktarma, İslamiyet ve Müslümanlar hakkında oluşmuş tek tipleme algılamalarıyla mücadele amacıyla batı dünyasındaki ve diğer ülkelerdeki karşıtlarınızla temaslar kurmaya, 'İslamofobia' ile mücadele alanında devam eden çabalarımıza katkıda bulunmaya davet ediyorum'' dedi. İhsanoğlu, ''Amacımız İslam dünyasını birleştirmek ve bütünleştirmek, gelişmiş ülkelerle İslam ülkeleri arasındaki farkı yok etmek, barış ve adaletin yerleşmesi'' dedi. Ekmeleddin İhsanoğlu, İslam dünyasının terörizme karşı olduğunun her alanda vurguladığını da kaydetti.
-İKÖPAB 3. KONFERANS BAŞKANI DIOP: ''AMACIMIZ, İSLAM ÜMMETİNİN KARŞILAŞTIĞI ÇOK BÜYÜK SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE KATKIDA BULUNMAKTIR'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) 3. Konferansı Başkanı Pape Diop, amaçlarının, İslam dünyasının karşılaştığı sorunların çözümüne katkıda bulunmak olduğunu bildirdi. Diop, İKÖPAB 4. Konferansı'nın açılış töreninde yaptığı konuşmada, karşılaştıkları güçlüklere çözüm bulmak amacıyla bir araya geldiklerini söyledi. ''Amacımız İslam ümmetinin karşılaştığı çok büyük sorunların çözümüne katkıda bulunmaktır'' diyen Diop, şu andaki durumun her zamankinden daha çok tedirgin edici olduğunu dile getirdi. Diop, bu durumun İslam toplumunun içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik duruma da bağlı olduğunu kaydetti. Filistin konusuna da değinen Diop, Filistin'in şu anda ''İsrail'in işgalinden doğan çok büyük zorluklar yaşadığını, barış sürecinde hiçbir ilerleme kaydedilemediğini ve manevi miras olan El Aksa Camii'nin korunamadığını'' söyledi. Diop, Irak'ta ise politik ve ekonomik egemenlik ile barışın tekrar sağlanması gerektiğini belirterek, hiçbir şekilde Irak'ta kadın ve çocukların ıstırabına karşı tarafsız kalmadıklarını kaydetti. Gündemlerindeki diğer bir konunun ise küreselleşmenin olumsuz etkisi olduğunu bildiren Diop, bu etkinin üye ülkelerin, özellikle de Afrika'nın hassas ekonomileri üzerinde hissedildiğini söyledi. Diop, bu konuda dayanışma içinde olunması gerektiğini vurguladı. Medyanın, Afrika'daki açlık, Asya ve Güney Amerika'daki doğal afetlerle ilgili yazılarının bütün İslam dünyasını harekete geçirmesi gerektiğini dile getiren Diop, İslam dünyasında bu fakir ülkelere yardım için gereken tüm araçların mevcut olduğunu söyledi. Medeniyetler arası diyaloga işaret eden Diop, ''Kuran'a ve peygamberimize karşı yapılan bazı saldırılar oldu. Bunu yapanlar müstehzi ve karanlık provokatörlerdir. Bütün bunları gördükten sonra bizim halkla daha iyi bir iletişim sağlamamız gerekir. Bu şekilde batıya daha güzel bir imaj verebiliriz'' diye konuştu. Parlamento üyeleri olarak bütün dünyaya İslam gerçeklerine uygun bir görüntü yansıtmak istediklerini belirten Diop, ''Amacımız, barış ve birbirimize destek olmaktır'' dedi. Pape Diop, toplantıda ayrıca demokrasi ve insan haklarını teşvik eden konuların yanı sıra, eğitim sistemleri üzerinde duracaklarını sözlerine ekledi.
-BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN: ''BATI İLE İSLAM DÜNYASI ARASINDAKİ ANLAYIŞ NOKSANLIĞI VE BUNUN AŞIRI AKIMLAR TARAFINDAN İSTİSMAR EDİLMESİ ÜZERİNDE HASSASİYETLE DURMAMIZ GEREKİYOR'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Batı ile İslam dünyası arasındaki anlayış noksanlığı ve bunun aşırı akımlar tarafından istismar edilmesi üzerinde hassasiyetle durulması'' gerektiğini belirterek, ''Bunu söylerken, Müslüman toplumlar ile batı toplumlarını birbirinden kopuk, iki düşman kutup olarak asla görmüyoruz'' dedi. Erdoğan, İKÖPAB 4. Konferansı'nda yaptığı konuşmada, İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin kurulduğu 1999 yılından bu yana hızlı bir gelişme içerisinde olduğunu belirterek, bugün dünyanın 3 kıtasında yer alan 47 üyesi ve 10 gözlemcisiyle geniş bir coğrafyaya yayıldığını söyledi. Erdoğan, örgütün, yapısında ve işleyişinde kısa sürede gerçekleştirdiği değişimle, uluslararası toplumun ilgi ve taktirini kazandığını dile getirerek, ''Bölgemizde ve dünyada artan ihtilaflar, din ve mezhep çatışmaları, açlık, yoksulluk, terörizm ve nükleer silahların yaygınlaşması, hepimizi ciddi anlamda kaygılandırmaktadır'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, kültür ve medeniyetler arasındaki diyalogun öneminin özellikle ''11 Eylül'' terör saldırısının ardından belirginlik kazandığını, bu alanda pek çok girişim başlatıldığını hatırlatarak, bu girişimler çerçevesinde yararlı görüş alışverişlerinde bulunulduğunu, ancak elde edilen sonuçların yeterince hayata geçirilemediğini bildirdi. -MEDENİYETLER İTTİFAKI GİRİŞİMİ- ''Medeniyetler ittifakı girişimi''nin de bu eksikliği gidermek üzere geliştirildiğini, girişimin, uluslararası topluma uygulamaya koyabileceği somut öneriler sunmayı hedeflediğini belirten Erdoğan, girişimin eşbaşkanlığını İspanya Başbakanı Zapatero ile birlikte üstlendiklerini hatırlattı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son dönemde yaşanan karikatür krizinin, ''batı ile İslam dünyası arasında karşılıklı anlayış ve saygının geliştirilmesini amaçlayan girişimlerinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu'' vurgulayarak, şunları kaydetti: ''Bugün batı ile İslam dünyası arasındaki anlayış noksanlığı ve bunun aşırı akımlar tarafından istismar edilmesi üzerinde hassasiyetle durmamız gerekiyor. Bunu söylerken, Müslüman toplumlar ile batı toplumlarını birbirinden kopuk, iki düşman kutup olarak asla görmüyoruz. Böyle yansıtılmasının da ciddi bir hata olacağını düşünüyoruz. Biz dünyanın neresinde ve hangi dine, kültüre mensup olursa olsun, bütün insanları birbirine bağlayan ortak evrensel değerlerin varlığına dikkat çekiyoruz. Amacımız, kalıcı, evrensel barışın temelini oluşturacak, bu bağın güçlendirilmesi için yapılabilecekleri ortaya koymaktır.'' -TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ- Başbakan Erdoğan, medeniyetler buluşmasına katkı sağlayacak bir diğer önemli hususun da, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bizim üyeliğimiz, farklı inanç ve geleneklerin evrensel ilke ve değerler ortak paydasında buluşabileceğinin yaşayan örneğini teşkil edecektir. Çünkü AB ile münasebetlerimizin geldiği son noktalarda özellikle bizim üzerinde ısrarla durduğumuz konu; 'Türkiye'nin AB'ye katılımının, Avrupa ve dünyaya neler kazandıracağı ve AB'deki Hıristiyan kulübü anlayışını nasıl olur da medeniyetler ittifakına dönüştürür'. Bu anlayıştır... Ülkem asırlar boyunca doğu ile batı dünyaları arasında yararlı bir köprü işlevi görmüştür. AB üyeliğimizden sonra da Avrupa ile İslam dünyası arasındaki siyasi ve iktisadi ilişkilerin geliştirilmesine önemli katkılarda bulunacağımıza inanıyorum.'' -''FİLİSTİN HALKINA KARŞI UYGULANAN EKONOMİK AMBARGOLARIN DOĞRU OLMADIĞI KANAATİNDEYİZ''- Başbakan Erdoğan, ''Filistin halkına karşı uygulanan ekonomik ambargoların doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bundan süratle vazgeçilmesinin Ortadoğu barışına katkı olacağına inanıyoruz'' dedi. Erdoğan, yaptığı konuşmada, bölge ülkelerinde siyasi, sosyal ve ekonomik reformlar bakımından yoğun bir dönem yaşandığını, müspet yönde ciddi bir dinamiğin harekete geçtiğine memnuniyetle şahit olduklarını söyledi. Söz konusu reform adımlarının Türkiye'nin uzun zamandır görmeyi arzuladığı ve teşvik ettiği bir sürece işaret ettiğini dile getiren Erdoğan, reform süreçlerinin demokratikleşme yönünde atılan adımların bölgede yeni istikrarsızlıklar doğurmasından endişe edenlerin de bulunduğuna dikkat çekti. Erdoğan, bu ihtimali bertaraf etmenin tek yolunun, reformların toplumlar tarafından benimsenmesinden ve sahiplenmesinden geçtiğini belirterek, ''Bilmeliyiz ki, istikrar ve reformun en etkin garantisi demokratik geleneklerin güçlendirilmesidir. Bunu başaran ülkeler, kalkınma yolunda kendi kaynaklarından azami yararı da elde edebileceklerdir'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, demokratikleşme adımlarının bazen sancılı dönemleri de beraberinde getirdiğini, ancak orta ve uzun vadede elde edilecek yararın her türlü zorluğun üstesinde olacağının de asla unutulmaması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye'nin kendi reform sürecinin bunu çarpıcı ve başarılı bir örneği olduğunu söyledi. Her ülkenin kendine has şartları bulunduğunu ifade eden Erdoğan, yine de toplumların birbirlerinin tecrübelerinden yararlanabileceğini, Türkiye'nin bu alandaki birikimlerini arzu eden ülkelerle paylaştığını bildirdi. -IRAK- Başbakan Erdoğan, Türkiye olarak, ''siyasal birliğini, toprak bütünlüğünü koruyan, demokratik ve müreffeh bir Irak'' görmek istediklerini belirterek, Irak'taki tüm grupların kendi etnik veya mezhepsel gündemlerinin peşinde koşmalarının sorunların çözümünü iyice güçleştirdiğine işaret etti. Bu nedenle, ''tüm grupların geniş katılımıyla bir ulusal uzlaşı hükümeti kurulmasının'' büyük önem taşıdığını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Yeni hükümeti Irak Anayasası'nın halkın beklentilerine cevap verecek şekilde gözden geçirilmesi gereğine inanıyoruz. Ekonominin iyileştirilmesi, yeraltı, yerüstü zenginliklerinin tüm Irak halkına ait olduğunun tescil edilmesi ve tespit edilmesi. Güvenliğin sağlanması ve Kerkük'ün özel bir statüye anayasa teminatı altında tabi tutulması.'' Recep Tayyip Erdoğan, başta BM olmak üzere uluslararası toplumun ve özellikle İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelerin bu sorunların çözümünde daha aktif rol almalarına ihtiyaç bulunduğunu kaydederek, Türkiye olarak Iraklılara uluslararası toplumla birlikte ellerinden gelen her türlü desteği vermeye devam edeceklerini söyledi. Erdoğan, seçim sürecinde bunu yaptıklarını, Sünni kardeşlerinin orada seçime katılmadığını hatırlatarak, onları seçime katabilmek için İstanbul'da biraraya getirdiklerini, ayrıca ABD büyükelçisiyle görüştürdüklerini belirtti. Bunun neticesinde, Sünniler noktasında seçime daha yüksek bir katılımın sağlandığını vurgulayan Erdoğan, ''Şimdi ise orada tüm etnik unsurların, mezhepsel unsurların yer alacağı bir kabinenin oluşturulması, Irak'ın geleceği için, Irak'ta barışın sağlanması için en önemli adımlardan bir tanesi olacaktır'' dedi. -FİLİSTİN- Başbakan Erdoğan, Ortadoğu'da hassas bir dönemden geçildiğini, böyle bir dönemde sabırlı ve gerçekçi olunması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: ''Zira düşmanlık üzerine barışı tesis etmek mümkün değildir. Ülkelerin birbirini düşman ilan etmesi dünya barışına hiçbir zaman katkıda bulunmayacaktır. Bunun bir örneğini de Filistin'de yaşıyoruz. Burada Filistin halkına karşı uygulanan ekonomik ambargoların doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bundan süratle vazgeçilmesinin Ortadoğu barışına katkı olacağına inanıyoruz. Ancak bu hassas dönemde, Filistin ve İsrail yönetimleri başta olmak üzere, uluslararası toplumun sağduyu ve sabırla hareket etmesi büyük önem taşırken, diğer ulusların böyle bir ambargoya gitmeleri yolu bir tehdittir, buna insani açıdan doğru bakmıyoruz. Bunu yanlış buluyoruz. İKÖ üyeleri de, bu zor ve kritik dönemeçte Filistin halkını yalnız bırakmamalıdır, gerekli dostluk ve dayanışmayı mutlaka ortaya koymalıdır. Ortadoğu'da barışın tesis edilebilmesi için önemli fırsat yakalanmıştır. Bu fırsatın heba edilmeyeceğini umuyorum. Özgür ve demokratik tercihlerinden dolayı Filistin halkının cezalandırılmaması gerektiğini özellikle ifade etmek istiyorum.'' Erdoğan, Filistin Yasama Konseyi seçimlerinin demokratik bir biçimde yapılmasından memnuniyet duyduklarını, Filistin halkının ortaya koyduğu değişim arzusuna saygı gösterilmesi gerektiğini belirterek, Türkiye olarak yol haritası temelinde, kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışı desteklediklerini, Filistin halkının da sorunun görüşmeler yoluyla çözülmesi yönündeki arzusunun değişmediğine inandıklarını kaydetti. -KIBRIS SORUNU- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs meselesinin kendilerinin bir davası olduğunu ifade ederek, bu konuda attıkları iyi niyetli adımlarla gerçekleştirdikleri atılımın herkesin malumu olduğunu söyledi. Erdoğan, malların, kişilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımına ilişkin kısıtlamaların ilgili tüm taraflarca eşzamanlı olarak kaldırılması yönünde hazırladıkları öneri paketini daha önce açıkladıklarını hatırlatarak, ''Fakat şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Eğer KKTC'ye, oradaki kardeşlerimize uygulanan izolasyonlar kaldırılmadığı taktirde, kimse Türkiye'den olumlu bir yaklaşım talep edemez. Bunu da özellikle söylemek istiyorum'' dedi. Recep Tayyip Erdoğan, hem AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihli kararında hem de BM Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması çağrısında bulunulduğunu hatırlatarak, hala bu noktada atılmış bir adımın bulunmadığını bildirdi. Erdoğan, başlattıkları girişimin bu amacın gerçekleştirilmesine ve Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesine imkan sağlayacağını ifade ederek, ''Eylem planımız bugüne kadar uluslararası camiadan olumlu tepkiler almıştır. BM Genel Sekreteri önerileri yapıcı bulduğunu ifade etmiştir. ABD, İngiltere, İtalya, İspanya, Kazakistan, AB Komisyonu ve İKÖ, girişimimizi destekleyici açıklamalar yapmıştır. İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin de eylem planımıza güçlü destek vermesini bekliyoruz'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan konuşmasının sonunda, İKÖPAB 4. Konferansı'nın verimli geçmesi dileğinde de bulundu.
-TBMM BAŞKANI VE İKÖPAB DÖNEM BAŞKANI ARINÇ: ''İSLAM ÜLKELERİ BİR KARAR VERMEK ZORUNDADIR. YA KENDİ KADERLERİNE KARAR VEREN GÜÇLÜ DEVLETLER OLACAKLAR YA DA GÜÇLÜ DEVLETLERE BOYUN EĞECEKLER'' İSTANBUL (A.A) - 12.04.2006 - TBMM ve İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) Dönem Başkanı Bülent Arınç, ''İslam ülkeleri bir karar vermek zorundadır. Ya kendi kaderlerine karar veren güçlü devletler olacaklar ya da güçlü devletlere boyun eğecekler'' dedi. Conrad Oteli'ndeki İKÖPAB 4. Konferansı'nda, İKÖPAB 3. Konferansı Başkanı ve Senegal Parlamento Başkanı Pape Diop'tan sonra konuşan Arınç, dönem başkanlığını Diop'tan almaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Konferansın medeniyetlerin buluştuğu İstanbul'da yapılmasından da ayrı bir mutluluk duyduğunu ifade eden Arınç, konferansın başarılı ve verimli geçmesini dileyerek, ''Hayırlı olsun'' dedi. Arınç, parlamentolar arasında dayanışma, temas ve işbirliğini geliştirme, ülkelerin deneyimlerini paylaşmalarına imkan sağlama, bölgesel ve uluslararası sorunlara ilişkin duyarlılıkları ortaya koymak amacıyla kurulan İKÖPAB'ın, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) coğrafyasındaki ülkelerin parlamenterlerini bir çatı altında toplayan tek örgüt olduğunu kaydetti. Birliğin etkinliğinin üye ülkelerin parlamentolarının sahip olduğu güçten bağımsız olmadığını ifade eden Arınç, birliğe üye parlamentoların etkinliğinin ve gücünün artırılması için atılacak adımların, İKÖPAB'ın kurumsal ve temsil yapısının güçlendirilmesine katkı sağlayacağını bildirdi. ''İnsanlık tarihinin en parlak medeniyetine sahip olan İslam dünyasının içinde bulunduğu durum maalesef çok üzücüdür'' diyen Arınç, 1500 yıldır insanlığa bilimden kültüre, felsefeden siyasete kadar her alanda büyük katkılar sağlamış İslam medeniyetinin son temsilcileri olarak herkesin kendisini sorgulaması gerektiğini söyledi. İKÖ'ya üye 57 İslam ülkesi bulunduğunu, dünyada 1.3 milyar Müslüman olduğunun tahmin edildiğini dile getiren Arınç, İslam ülkelerinde ortalama kişi başına düşen gelirin 3 bin 600 dolar, AB üyesi ülkeler ortalamasının ise 28 bin dolar ile İslam ülkelerinden 8 kat fazla olduğunu belirtti. -''DURUMUMUZ PEK PARLAK DEĞİL''- İslam ülkelerinin dünya ticaretinin ancak yüzde 7.7'sine sahip bulunduğunu ifade eden Arınç, dünya petrol rezervlerinin yüzde 70'inin, doğalgaz rezervlerinin yüzde 60'ının ve birçok yeraltı kaynağının bu ülkelerde bulunmasına rağmen tüm bunların İslam ülkelerinin ekonomisine ve halkın refahına yansımadığını kaydetti. Arınç, şunları söyledi: ''Öte yandan demokrasi, özgürlükler ve birey hakları konusunda durumumuz pek parlak değildir. Tüm bunların sebebini sorgulamalıyız. Bu bizim kaderimiz değildir ve bunu kabullenmek medeniyet geçmişimize ihanettir. Burada halklarını temsil eden parlamento temsilcileri kendi ülkelerinde bu soruyu gündeme getirmeli ve tartışma açmalıdırlar. İslam ülkeleri bir karar vermek zorundadır. Ya kendi kaderlerine karar veren güçlü devletler olacaklar ya da güçlü devletlere boyun eğecekler. Tarihte medeniyetimiz hiç bu kadar zor durumda kalmamıştı. Hala neden beklediğimiz, neden yeniden o parlak medeniyet günlerimize dönmek için çaba harcamadığımızı sorgulamalıyız. Bu coğrafya tarihin her döneminde güçlü olmayı başarmıştır. Sahip olduğumuz inanç, kültür, tarih, medeniyet geçmişi çocuklarımıza özgür, müreffeh ve huzurlu ülkeler bırakmamız için bize güç verecektir.'' -''BUGÜN BATI'DA DÜNYANIN İKİ KÖKLÜ MEDENİYETİNİN ÇATIŞMASI İÇİN BÜYÜK İSTEK DUYAN İNSANLARIN VARLIĞI DÜNYA BARIŞI İÇİN BÜYÜK BİR TEHLİKEDİR''- TBMM Başkanı Arınç, şunları söyledi: ''Bugün Batı'da dünyanın iki köklü medeniyetinin çatışması için büyük istek duyan insanların varlığı dünya barışı için büyük bir tehlikedir. Bu niyette olan kişiler İslam peygamberi Hazreti Muhammed'e hakaret edecek kadar cüretkar ve etik değerlerden yoksundurlar. Batılı bazılı ülkelerin bu hakareti düşünce özgürlüğü olarak adlandırması ise büyük bir talihsizlik ve adaletsizliktir. Batı'nın kendi değerleri söz konusu olduğunda en şiddetli şekilde tepki verirken, söz konusu olan başka bir dinin kutsal değerleri olduğunda buna seyirci kalması, çifte standardın en çarpıcı göstergesidir. Batılı ülkeler anlamı barış ve huzur olan İslam kelimesi ile terörizmi yan yana kullanmaktan vazgeçmelidir.'' Terörizmin, tüm İslam ülkelerinin toplantılarında lanetlendiğini kaydeden Arınç, yine bu toplantılarda terörün dininin olmadığının açıkça ilan edildiğini ve İslamı kullanan terör örgütlerinin kesin bir şekilde kınandığını hatırlattı. -''İSLAMOFOBİA KAVRAMINI KESİNLİKLE REDDEDİYORUZ''- TBMM Başkanı Arınç, şöyle devam etti: ''Bugüne kadar hiçbir İslam ülkesinde Hıristiyan dinine ve onun kutsal değerlerine karşı en küçük bir hakaret olmamış, hiçbir terör eylemi bu dinle bağdaştırılmamıştır. Buna rağmen Batılı ülkelerde yükselen 'İslamofobia' kavramını yanlış, haksız ve kasıtlı bir söylem olarak algılıyor ve kesinlikle reddediyoruz. Bir arada yaşama imkanı ancak farklı medeniyetlerin birbirine saygı duyması ile gerçekleşebilir. Kimse bir başkasına kendi değerlerini zorla empoze ederek, başka değerleri yok ederek, hakaret ederek, kötüleyerek, bir arada yaşayamaz. Dünyadaki doğruların, kutsal değerlerin, insani hakların tek merkezi Batı değildir. Tüm dünyanın kendisidir. Biz Müslümanlar olarak haklarımızı kullanırken sorumlu davranmalı, güvensizlik yaratacak ve çatışmaya yol açacak tutumlardan uzak durmalıyız.'' Türkiye'nin farklı kültürler arasında gerçek bir diyalog ortamının tesis edilmesini sağlamak amacıyla, samimi ve aktif bir çaba içinde olduğunu dile getiren Bülent Arınç, bu amaçla İKÖ ve AB ülkelerinin 2002'de ortak bir forumda bir araya getirildiğini, ayrıca İspanya ile birlikte de medeniyetler ittifakı girişiminin eş başkanlığının yapıldığını hatırlattı. Arınç, ayrıca TBMM'nin, AB üyesi tüm ülkelerin parlamento başkanlarına ve dostluk gruplarına ''medeniyetler çatışmasına değil, medeniyetler diyaloğuna destek vermeleri'' konusunda birer mektup göndererek, çağrıda bulunduğunu da kaydetti. -''TERÖRÜN HER TÜRÜNE KARŞIYIZ, TERÖRÜ HAKLI GÖSTERECEK HİÇBİR GEREKÇENİN VARLIĞINI KABUL ETMİYORUZ''- Dünyanın dört bir yanında her gün meydana gelen terör eylemlerinin, terörizmin, ulusal, coğrafi veya dini sınır tanımadığını gözler önüne serdiğini dile getiren Arınç, ''Terörün her türüne karşıyız. Terörü haklı gösterecek hiçbir gerekçenin varlığını kabul etmiyoruz. Kaynağı, gerekçesi ve iddiası ne olursa olsun terörü lanetliyor ve insanlığa karşı suç olarak kabul ediyoruz'' şeklinde konuştu. Terörizmin uluslararası bir tanımının yapılmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Arınç, bir eylemin, bir ülkeye göre terörizm sayılmasının, başka bir ülkeye göre özgürlükler içerisinde görülmesinin büyük bir kargaşa yarattığını, bu nedenle BM'nin bu konuda bir girişim başlatması ve terörizmi uluslararası konsensüsle tanımlamasının zaruri olduğunu kaydetti. Bölgenin tümünün kitle imha silahlarından arındırılmasının, sadece ülkeler arasında güven ve işbirliği ortamının geliştirilmesine katkı sağlamayacağını, aynı zamanda bölgeye yaşanan dış müdahalelerin gerekçesini de ortadan kaldırabileceğini anlatan Arınç, şunları söyledi: ''Bu silahlara sahip olmanın yaratacağı güvenlik riski ve uluslararası baskı, elde edilmesi umulan güvenlik garantisinden daha büyük olacaktır. Nükleer enerjinin barışçı amaçlarla kullanılmasını biz de destekliyoruz. Ancak, herhangi bir yanlış anlama ve şüpheye mahal verilmemesi bakımından, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın etkin gözetim ve denetimini de bu hakkın kullanılması açısından gerekli görüyoruz.'' Arınç, Irak'ta hala istikrar sağlanamadığını, Irak'ın birliğini ve toprak bütünlüğünü koruyarak, bölgesel barış ve istikrara katkı yapacak bir yönetim sistemine kavuşmasına özel önem atfettiklerini belirterek, Irak'taki tüm grupların ''Iraklılık bilinciyle'' hareket etmeleri gerektiğini söyledi. TBMM Başkanı Arınç, ''Siyasi birliği ve toprak bütünlüğü korunmuş bir Irak, sadece Irak halkına değil, bölgenin barış ve istikrarına da katkı sağlayacaktır'' dedi. -FİLİSTİN HALKININ DEMOKRATİK TERCİHİ- Ortadoğu barış sürecinde de yeni koşulların ön plana çıktığını dile getiren Arınç, Filistin halkının son seçimlerde demokratik bir biçimde ortaya koyduğu tercihe saygı duyulması gerektiğini söyledi. Şiddetin bir çözüm olamayacağına inandıklarını vurgulayan Bülent Arınç, barış sürecinde kalıcı ve kapsamlı çözümün, BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları ve yol haritası çerçevesinde iki devlet vizyonunun hayata geçirilmesi ile bulunabileceğini anlattı. -BATI TRAKYA'DAKİ MÜSLÜMAN TÜRK AZINLIK- Arınç, Batı Trakya'da yaşayan Müslüman Türk azınlığın maruz kaldığı baskılara da değinerek, ''Bu baskılar son dönemde belli oranda yumuşatılmış olmasına rağmen, yine de insan hakları ihlallerine varan boyutlarda ve yaşamın çoğu alanlarında sürdürülmektedir. Bu uygulamaların her şeyden önce AB'ye üye bir ülkede cereyan etmesi gerçekten düşündürücüdür'' dedi. Kıbrıs konusuna ilişkin olarak da Arınç, şunları söyledi: ''Dikkatinize sunmak istediğim son bir |